Afrikanın Nefesi Hannibal’ın Avrupa İstilası

Afrikanın Nefesi Hannibal’ın Avrupa İstilası

Bu yazıyı beğendiyseniz paylaşınız.

Kartacalı Hannibal Barca, M.Ö 247’de Kartaca’da (Tunus yarımadasında kurulmuş olan bir Fenike kolonisi) dünyaya gelir. I. Kartaca Savaşı’nın ünlü kahramanı Kartacalı komutan Hamilcar Barca’ın oğludur. Küçük yaşlarda babası ile savaşlara katılmaya başlar.

Babasının isteğiyle, Roma’ya karşı her zaman kin duyacağına dair ant içer. Babasının ölümünün ardından, orduların başına Hamilcar’ın damadı Hasdrubal geçer. Hannibal bu dönemde, M.Ö. 229 civarında Kartaca ordusunda subay olarak görevlendirilir. Hasdrubal’ın suikaste uğraması sonrası ise, Kartaca ordusu oy birliğiyle Hannibal Barca’yı Kartaca’nın İspanya ordusunu yönetmekle görevlendirir.

Romalı biyografi yazarı Cornelius Nepos’un ünlü komutanların yaşamlarını ele aldığı eserinde şöyle denir: “Kartacalı Hannibal, Hamilcar’ın oğludur. Roma halkının diğer halklardan cesaret bakımından üstün olması kadar, Hannibal da diğer komutanlardan üstündür. Ne zaman İtalya’da Romalılar ile savaşsa bu savaşlardan zaferle ayrılmıştır. Kendi vatandaşlarının kıskançlığına uğramasaydı, Romalıları egemenliği altına almayı başarabilirdi. Fakat çok sayıda insan tarafından kıskanılması Hannibal’in cesaretini gölgeledi.”

Cornelius Nepos’un eserinde Romalılara duyduğu nefreti ise şöyle anlatır: “Babasından adeta bir miras gibi kalan Roma nefreti duygusunu o kadar geliştirdi ki, sonunda neredeyse nefretini kaybetmektense ölmeyi tercih edecekti. Gerçekten de ülkesinden kovulduktan sonra başka halkların desteğini almaya çalışırken bile kafasından Romalılar ile savaşma fikrini çıkarmadı.”

MÖ 221 yılında Kartaca’nın İspanya ordusunun komutanı oldu. MÖ 221’den MÖ 219’a kadar Ebro‘nun batısındaki topluluklar üzerine hâkimiyet kurdu.

Hannibal, I. Pön Savaşı’ndan sonra Roma ile ikinci bir savaşın kaçınılmaz olduğunu biliyor, ilk darbeyi kendisi vurmak istiyordu.[10] İspanya’daki konumunu sağlamlaştırdığı iki yılın ardından MÖ 219’da Roma’nın müttefiki olan Saguntum şehrini (bugünkü Sagunto) kuşattı ve sekiz ay sonra da ele geçirdi.Saguntum Kuşatması olarak anılan bu olay, tarihin en çok tanınan muharebelerinden birisidir. Saguntum Kuşatması’nı Kartaca parlamentosu da onayladı ve Roma’nın savaş ilan etmesi ile İkinci Pön Savaşı başladı. Hannibal kardeşi Komutan Hasdrubal‘ı İspanya’da bırakarak İtalya üzerine yürüdü.

Hannibal’in ordusunda yüzbin asker ve 37 fil vardı. Ordusuyla kuzeye doğru yürüyen Hannibal, Pirene Dağları‘nı Keltiber kabileleri ile dövüşe dövüşe geçti ve onları karşılamak üzere gelen Roma ordusundan önce Rhône Vadisi‘ne vardı. Bölgedeki Romalılar ve müttefiklerini atlatmak için “Ya yeni bir yol bulacağız, ya yeni bir yol yapacağız” diyen Hannibal, vadinin yukarısından bir yay çizip Alp Dağları‘nı geçti. Bu geçişte Montegnevre Geçidi ya da Küçük St. Bernard geçitlerin kullandığı tahmin edilmektedir. Büyük bir ordu ve filler ile antik çağ koşularında yapılan bu yolculuk, çok büyük bir başarı olarak kabul edilir.

Trebia savaşı hannibal ustaca bir taktikle kışkırtma ile ileri çektiği roma birliklerini kardeşi mago’nun pususuna düşürerek roma birliklerini perişan etti.Romayı ateş sardı..

Trebia Muharebesi (ya da Trebbia) MÖ 218 ile 201 yılları arasında geçen İkinci Pön Savaşının MÖ 218 Aralık ayında Hannibal’ın komuta ettiği Kartaca ile Roma Cumhuriyeti ordusu arasındaki ilk büyük çarpışması olup gündönümü zamanlarına tekabül etmektedir. Roma’nın ağır kayıplar verdiği savaş alanının kendi kısımlarında başarılı yaklaşık 2.5 lejyonunu (yaklaşık 10.000 askerini) Piacenza (sonradan Placentina)’ya geri çekmeyi başarmakla birlikte Roma’nın ağır kayıplarla büyük bir hezimete uğradığı çarpışmadır. Hannibal bu çarpışmada kendisini Roma’dan üstün bir duruma getiren dikkatli ve yenilikçi taktik yeteneğini uygulayarak büyük başarı ve ün kazandı. Aceleci ve dar görüşlü karşıt Roma komutanı Konsül Tiberius Sempronius Longus, kendisinin fiziksel koşulların uygun olmayışına rağmen cephe saldırısına tahrik edildiğini ve bir tuzağın içine çekildiğini fark etmekte başarısız oldu.

Çarpışma Po Irmağının sığ Trebia Irmağı ile birleştiği noktanın az güneybatısında ve sol yakasında, Piacenza ilinin yakınlarında gerçekleşti. Çarpışma adını buradaki Trebia Irmağından aldı.

  • Çatışma: İkinci Pön Savaşı (218-201
  • Tarihler: 18 Aralık MÖ 218
  • Ordular ve Komutanlar:
    • Kartaca
    • Roma
      • Tiberius Sempronius Longus
      • 36.000 piyade, 4000 süvari
  • kayıplar:
    • Kartaca: 4,000-5,000 zayiat
    • Roma: öldürülmüş, yaralanmış ve esir 26,000-32,000 kadar

Trasimene savaşı

Romalılar, Sempronius ordusunun MÖ 218 Aralık ayındaki Trebia yenilgisinden sonra büyük bir telaşa ve hayal kırıklığına düşerek acilen kuzeyden gelen tehdite karşı planlar yaptılar. Sempronius Roma’ya döndü ve Roma Senatosu gelecek yıl için yeni konsül seçimlerini karara bağladı. Yeni yılın konsülleri Gnaeus Servilius Geminus ve Gaius Flaminius, seçilen konsül için icra edilmesi gereken ritüeller yaklaşan tehdit altında yapılmaksızın Roma Senatosu tarafından Roma’dan ivedilikle ayrılmaları istenildi.Senato Servillius’u Scipio’nun yerini almak üzere, Flaminius’u ise Sempronius’un ordusundan kalanların yerine komutan olarak yetkilendirdi. Her iki ordu da Trebia yenilgisi nedeniyle güç kaybettiklerinden dört yeni Roma lejyonu oluşturuldu. Bu yeni güçler, eski ordudan kalanların tümüyle birlikte iki konsül arasında paylaştırıldı. Ticinus ve Trebia Muharebelerinden sonra, Flaminius’un ordusu Apeninlerin batı girişini kapatmak üzere bulunduğu Arimium’dan güney batıya doğru inerek Roma’nın yakın savunmasını yapmak üzere kendisini hazırladı. Servilius yeni oluşturulan ordusuyla Adriyatik kıyısı boyunca muhafaza yapmak üzere onun Ariminum’daki yerini aldı. Hannibal her nereden geçmek isterse bir Roma ordusu ile karşılaşacaktı ve en azından iki ordu arasında sıkışacaktı.

Hannibal şu an Bologna ve FloransayI bağlayan otobanın bulunduğu güzergahın yerindeki, Etruria (bugünkü Toscana)’ya giden batı yolunu seçti. Kabarmış Arno Nehri boyunca bulunan bataklıkları geçti ve Arretium’ un batısına saparak buradan Flaminius kampının güneyinde bulunan Cortona’ ya ulaştı. Böylece, Hannibal Roma’ya giden yolda Flaminius’ un önünü kesmiş oluyordu. Bu hareket yan tarafını Roma saldırısına karşı açık bıraktığından oldukça riskli bir manevra olmasına rağmen Hannibal, Flaminius’un kuzeydeki Arretium’dan gelen diğer ordu ile birleşmesinden önce O’ nu savaşa çekmesi gerektiğini hesaplıyordu.

Şimdi Hannibal Flaminius’u Arritium’da geçmiş bulunuyordu. Roma’ya veya doğuya yönelme olasılığı görünüyordu. O, doğu yönündeki Perusia (Perugia) ya ilerlemeyi devam ettirdiğindenden Flaminius onu izlemeye başladı. Ancak Kartaca süvarilerinin önden giden tetkik birliklerine saldırması riski nedeniyle arayı yakın tutmaktan kaçındı ki böylece Romalılar Hannibal’ın tam olarak ne yapmakta olduğundan habersiz kaldılar.

Flaminius, ülkesinin baştanbaşa harap edilmesi ve Roma’da artan siyasal eleştiriler nedeniyle kesin bir rövanş almakta istekliydi, nihayet Hannibal’a karşı yürüyüşe geçti. Flaminius, aynı Sempronius gibi sabırsız, aşırı güven ve kendini kontrol etme eksikliği içindeydi. Danışmanları O’na, Servilius onlara katılana dek esas kuvveti hazırda bekletirken Kartacalıları taciz etmek üzere sadece bir süvari birliği göndermesini ve ülkenin daha ötelerine yerleşmelerini engellemesini tavsiye ettiler. Ancak aceleci Flaminius ile tartışmak olanaksızdı. Livy diyor ki: “Göstermelik önlemlerdense, konseydeki tüm diğer kişiler güvende kalmasını tavsiye ettiler, kendilerine katılıncaya kadar meslektaşını beklemesini, birleşmiş cesaret ve konsüllerle savaşı kazanabileceklerini söylediler… Flaminius bir öfkeyle muharebe yürüyüşünü işaret etti.”

Hannibal, Trasumennus Gölüne ulaştığında, burada pusu kurmak için çok uygun bir yer bulunduğunu gördü. Flaminius’ un kampını toplayarak peşinden takip etmek üzere harekete geçirdiğini ve yaklaşan muharebeyi işaret eden savaş hazırlıkları yaptığını öğrenmişti. Malpasso yolu geçildiğinde Trasimene’nin kuzey tarafı boyunca yoğun ormanla kaplı tepeler bulunmaktaydı. Hannibal, bu dar geçide herhangi bir katılımı tümüyle görebileceği gölü sınırlayan tepelerin etekleri boyunca kamp kurdu. ve geceyi birliklerini muharebeye hazırlayarak geçirdi. Hannibal oluşturduğu hattın güneybatı yönüne ağır piyadelerini (İberyalılar, Keltler, Afrikalılar) hafif yükseltili biçimde yerleştirdi. Burada, Romalılar beklenen pozisyona ulaştıklarında sol kanat ucundan saldırıya yetecek kadar bol bir alana sahip olmuşlardı.[Süvariler ve Galyalı piyadeler, romalıların geçide ilk girişi noktaları ve Roma hattının doğu ucu olacak biçimde ağaçlık vadinin içlerinde saklandılar. Böylece üstten ve doğudan bu ucu da kapatmış olacaklar ve Romalıların geriye doğru dönüş yapmalarını engellemiş olacaklardı. Ardından, ağaçların altında saldırı işareti gelinceye kadar iyice saklanmaları talimatını vererek hafif birliklerini düzlüğü gören yükseltiye paralel biçimde aralıklı öbekler halinde yerleştirdi. Ek olarak, muharebenin başlamasından önceki gece adamlarına Romalıları kendilerinin gerçekte bulundukları yerden çok öteye ulaşmış olduklarını zannettirecek kadar yeterli bir uzaklıkta olan Tuoro’nun tepelerinde kamp ateşlerini yakmalarını istedi.

21 Haziran sabahı, Roma birlikleri gölün kuzey ucundan doğu yönüne doğru yürüdüler. Flaminius, savaşmak isteğinde adamlarını aceleyle ve sık biçimde bir sütun düzenine sokarak ilerletti. Hannibal küçük bir birliğini bir dizi halindeki Roma güçlerini birbirinden ayırmak üzere ileri bir hat oluşturmaları için ön hatların ilerisine doğru yönlendirdi. Romalılar göl ve tepeler arasındaki sisli dar geçişten ilerleyerek gölün kuzeyindeki düzlüklere ulaştıklarında topyekûn bir saldırının başladığını işaret eden trampet sesleri gümbürdemeye başladı.

Kartaca süvari ve piyadesi gizlendikleri ağaçlık tepelerin eteklerinden hızla aşağıya ulaştılar, geçişin batı ucundaki giriş alanını kapattılar. Bu ani ve habersiz saldırı altında kalan Roma hattı üçe bölündü. Şaşkın ve manevra yeteneğini yitirmiş Romalılar bir savaş düzeni oluşturamadılar ve açık düzende bir anda yumruk yumruğa bir savaşın içine düştüler. Batı ucu Kartaca süvarisinin saldırısına uğradı ve bu baskıyla diğer iki grubun herhangi bir desteğini imkânsız bırakacak biçimde gölün içine doğru çekildiler. Merkezde, Flaminius’un içinde bulunduğu grup Hannibal’ın Galyalı güçlerine karşı yerlerini korudular ama üç saat süren mücadeleden sonra güçten düştüler.

Dört saatten daha kısa bir süre içinde Roma ordusu imha edildi. İleri kol hafif bir saldırıya maruz kaldı, artlarındaki felaketi açık bir şekilde gördüklerinde, önlerini batı yönünde kapatan birliklerin üzerine ve ormanın dışına doğru çıkış yaptılar. Başlangıçtaki Roma kuvveti yaklaşık 30.000 askerdi. Bunlardan 15.000 kişisi muharebe esnasında öldürüldüler veya gölün içinden bir çıkış yapma çabasına iken boğuldular. Flaminius’un kendisi ise Galyalı Ducarius tarafından öldürüldü. Diğerlerinden 10.000 kişi yönlerini değişik biçimlerde Roma’ya doğru çevirdiler ve kalanlar esir alındı. Hannibal’ın kaybı 2.500 kişi ile daha sonradan savaş yaraları nedeniyle kaynaklanan ek ölümler oldu.[11] Kaçan 6.000 Romalı Maharbal’ın silah ve zırhlarını teslim etmeleri halinde güvenli bir çıkış vaadi ile ele geçirildi. Ancak teslim olma anlaşmasına bir riayetsizlik olarak Hannibal bunları köle pazarlarına gönderdi.

Roma’nın başındaki felaket Trasimene’de sona ermedi. Bir ya da iki gün içinde il yöneticisi (propraetor) Gaius Centenius’un 4.000 kişilik gücü ile bir karşılaşma oldu ve yok edildiler.

Cannae Muharebesi

 Kartaca ile Roma arasında yapılan II. Pön Savaşı‘nın başlıca üç çatışmasından biridir. Bu muharebe, MÖ 2 Ağustos 216 tarihinde, güneydoğu İtalya‘nın Cannae kasabası yakınlarında gerçekleşmiştir. Muharebe sonunda konsül Lucius Aemilius Paullus ve Gaius Terentius Varro komutasındaki Roma ordusuHannibal komutasındaki Kartaca ordusu tarafından imha edilmiş ve başta Capua olmak üzere birkaç şehir devletinin Roma ile bağları kopmuştur.

Daha önceki Trebia ve Trasimene yenilgilerinin acısını çıkartmak isteyen Roma, Kartaca ordusunun Güney İtalya yönündeki ilerleyişini Cannae’de karşılamak amacıyla harekete geçmiştir. Roma ve müttefiklerinin oluşturduğu yaklaşık 87 bin kişilik bir ordu, sağ kanadını Adriyatik denizine dökülen Ofanto ırmağına dayayarak düzen almıştır. Roma ordusu, süvari birliklerini kanatlara alarak ağır piyadelerini merkeze yığacak biçimde yerleşmiştir.

Roma ordusunun bu pozisyonu, Hannibal’in kanatlardan kuşatma taktiğini uygulaması için büyük bir fırsat yaratmıştır. Hannibal, en zayıf piyade birliklerini merkeze, süvarisini ise kanatlara yerleştirmiştir. Roma ordusunun merkezden saldırısında bu merkez kuvvetler kısa sürede çökmüş, Roma ordusu hızla merkezde oluşan boşluğa yığılmıştır.

Trebbia ve Trasimene yenilgilerinin ardından Roma Senatosu Fabius Maksimus’u, İtalya topraklarındaki Kartaca askerî varlığını sona erdirmek üzere diktatör olarak atamıştı. Fabius Maksimus, Roma ordusunda yeni düzenlemelere geçtiği gibi, Roma’nın Hannibal karşısındaki konseptini de (askeri literatürde konsept, bir karar merciinin, mücadelenin sürdürülüş biçimine ilişkin tüm düşünce ve tasarılarını kapsayan bir kavramdır) tümden değiştirmiştir.

Fabius Maksimus’un uyguladığı strateji, bugün Fabian Strateji olarak bilinen ve tarihte pek çok olayda izlenen ya da izlenmeye çalışılan bir stratejidir. Bu strateji, kabaca yıpratma savaşı ya da oyalama savaşı olarak da bilinir. Fabius Maksimus, sürekli olarak bir meydan savaşından kaçınmış, çeşitli vur-kaç taktikleriyle, erzak tedariki için hareket halindeki ikmal birliklerine, yayılmış kuvvetlerine saldırarak Hannibal’i yıpratmaya çalışmıştır. Hannibal ordusundaki süvari birliklerini etkisiz hale getirebilmek için dağlık bölgelerde harekâtı tercih etmiş, Hannibal kuvvetlerine sürekli saldırılar düzenlemiştir. Ne var ki yıpratma savaşı, uzun sürede sonuç alınabilecek bir stratejidir ve bu yüzden de iki yanı keskin bir kılıçtır. Fabius Maksimus’un bu tutumu, Roma’da kısa bir süre sonra sorgulanmaya, eleştirilmeye başlanmıştır. Roma senatosu ve halkı, onun izlediği bu stratejinin, İtalya kent ve köylerinin Hannibal tarafından yağmalanmasını önleyemediğinden yakınmaya başlamışlardır. Daha da kötüsü, Roma askerî gücünün Hannibal ordusunu İtalya topraklarında yenilgiye uğratamamasının, Roma’nın müttefiklerinin güvenini sarsacağını ve desteklerini çekerek Hannibal tarafına geçecekleri endişesinin yaygınlaşmasıydı.

Sonuç olarak Roma Senatosu Fabius Maksimus’un görev süresi dolunca, onu yeniden göreve getirmedi. MÖ 216 yılında Caius Terentius Varro ve Lucius Aemilius Paullus Konsül seçildiler.

MÖ 216 yılının baharında, Hannibal inisiyatifi tümüyle ele geçirmişti ve Cannae dolaylarında çok miktarda erzağa el koymuştu.

Hannibal’in bu manevrası Roma Senatosunda genel bir hezeyana yol açmıştır. Kriz katlanılmazlığı, sadece Kartaca ordusunun Roma topraklarından bir bölümü istila etmesi değil, aynı zamanda bu bölgenin sağladığı çok önemli kaynakların da Roma elinden çıkmasından kaynaklanmaktadır. Roma, bu duruma seyirci kalamazdı. Roma ordusunun Cannae’ye ilerleyerek Kartaca ordusuyla çatışmasına karar verilmiştir.

Roma siyasi geleneklerine göre, savaş sırasında her iki Konsül de ordunun kendi sorumlulukları altındaki bölümlerine komuta edeceklerdir ama, savaşa kadar tüm orduya dönüşümlü olarak birinin komuta etmesi gerekmektedir.

Cannae yönündeki yürüyüş sırasında, bir Kartaca birliği Roma ordusuna saldırısını, Varro’nun başarılı bir şekilde geri püskürtmesi Roma ordusunda belirgin bir güven duygusu oluşturmuştur.

Varro’ya göre daha soğukkanlı ve ihtiyatlı bir komutan olan Paullus, Varro’nun tersine Kartaca ordusuyla, Roma ordusunun sayı üstünlüğüne karşın açık arazide çatışmanın tehlikeli olacağına inanmaktadır. Paullus’un bu düşüncesi, Kartaca ordusunun süvari unsurları yönünden sayı ve hareketlilik yönünden avantajlarına dayanmaktadır.

Bu düşüncesine karşın son başarının Roma üzerindeki etkisi yüzünden Paullus kaçınık bir tutuma girememiş, nehir kıyısında orduya kamp kurdurmuştur.

Roma ordusunun komutasına ertesi gün Varro’nun geçeceğini haber alan Hannibal, rakibinin kişilik yapısını bilmektedir. Onun bu atılganlığından yararlanmak için süvari birliklerinden bir müfrezeyi nehirle Roma ordusu kampı arasına baskınlar düzenlemekle görevlendirir. Ertesi gün komutayı alan Varro, kampın su gereksiniminin tehdit altında olmasını kabullenemeyecek ve orduyu Hannibal üzerine harekete kaldıracaktır.

Roma ordusu, 70.000 Roma piyadesi ve 2.400 Roma süvarisiyle müttefiklerin göndermiş olduğu 4.000 süvari, 2.600 hafif ve 7.400 ağır piyade olmak üzere yaklaşık 86.400 kişilik bir kuvvettir. Kartaca ordusu ise 40.000 ağır piyade, 6.000 hafif piyade ve 8.000 süvariden oluşmaktadır.

Dönemin geleneksel meydan savaşlarında orduların pozisyon alışları, piyadenin merkezde, süvarilerin ise kanatlarda yer alması sistemine dayanmaktadır. Roma ordusu da bu geleneksel pozisyon alışı benimsemiş, ancak piyade hatlarını alışılmışın üstünde bir derinlikte düzenlemiştir. Varro’nun amacı bu derinliğin sayesinde Kartaca ordusunun merkez bölümünü kısa sürede dağıtmaktır. Trebia Savaşı’nda Roma piyadesinin Kartaca kuvvetlerinin merkezini yarışının daha geniş ölçekli bir uyarlamasını planlamaktadır. Birliklerini daha sıkışık düzende yerleştirerek daha sık saflar oluşturmuştur.

Varro, Kartaca ordusu ile nehri konumunun kendisine avantaj sağladığını düşünmektedir. Ona göre Kartacalıların gerisinde rahatlıkla manevra yapabilecekleri bir alan yoktur. Roma ordusu yeterince güçlü yüklendiğinde nehre kadar sürüp sıkıştırabilecek, böylece Kartaca ordusunda panik çıkabilecektir.

Varro, Hannibal’in önceki iki zaferinin de hile ve aldatmaya dayandığını düşünmektedir. Oysa Cannae’deki savaş alanı bütünüyle düz bir alandır, birliklerin gizlenebileceği, tuzak kurulabilecek engebeler yoktur.

Hannibal’in savaş düzeni ise yine geleneksel düzenleniştir. Fakat Hannibal, elindeki savaşçı unsurların savaş gücü ve yeteneği yönünden ayrım yaparak bir yerleşim seçmiştir. Savaşta daha disiplinsiz, daha gevşek davranacağını bildiği İspanyol ve Kelt savaşçıları tam merkeze yerleştirmiş, Kartaca piyadelerini de onların her iki yanına ve gerisine yerleştirmişti. Süvariler ise iki kanattadır.

Hannibal sol kanadının nehre dayanıyor olmasından endişe duymamaktadır. Tersine nehir, onun sol kanat açığını bir bakıma örtmektedir. Öte yandan Hannibal’e göre Roma ordusunun Cannae’ya hakim bir tepenin önünde ve sağ kanatlarını nehre dayalı olarak tertiplenişleri onlar açısından sıkışık bir durum yaratmaktadır, çekilme yapabilecekleri sadece sol kanatları yönü bulunmaktadır.

Hannibal’in seçtiği düzenlenişin iki avantajı daha vardır. Yüzünü doğuya dönük olarak dizilmiş olan Roma ordusu, sabah güneşinin gözkamaştırıcı etkisini karşısına almıştır ve güney doğudan esen rüzgâr, savaş alanından kalkan tozu Roma ordusu üzerine sürecekdir.

İki ordu birbirine doğru ilerlerken Hanibal, merkezindeki İspanyol ve Kelt savaşçıları yavaşça ileri sürmüştür. Böylece hatları dış bükey bir şekil almıştır. İlerleyen Roma piyadesi ise ister istemez bu çıkıntının iki yanında kıvrılmış ve böylece iç bükey bir durum almıştır. İspanyol ve Kelt savaşçılar, ağır baskı altında gerilemeye başladığında Roma piyadesi de, giderek daha sıkışık bir durum alarak ilerlemiştir. Karşılarından esen rüzgârın getirdiği toz bulutlarının bunda etkisi olmuştur, Romalıların görüş alanı iyice daralmıştır

Bu sırada kanatlarda, süvari birlikleri arasındaki çatışmalar da başlamıştı. Kartaca sağ kanadında sert çatışmalar olurken sol kanattaki İspanyol ve Kelt süvariler, Roma süvarisinin kanatlarını yararak onları kuşatmış ve kısa sürede saf dışı bırakmıştır. Bu süvari, geniş bir yay çizerek diğer kanada akmış, diğer kanattaki Roma süvarisine saldırmıştır. Bunun üzerine bu kanattaki Roma süvarisi dağılmıştır. Roma ordusunun süvari unsurlarının böylece saf dışı bırakılmasının ardından Kartaca süvarisi bu kez merkezde yığılmış olan piyadeye saldırmıştır. Bu arada Kartaca piyadesinin kanatlardaki birlikleri, açılan boşluktan ileri hareket ederek Roma ordusunun kanatlarını sarmıştır. Roma piyadesi açısından tam bir kuşatma durumu böylece ortaya çıkmıştır.

Savaşın bundan sonraki olayları, silahlarını kullanamayacak kadar bir araya yığılan Roma piyadesinin sistemli olarak kılıçtan geçirilmesi olmuştur.

Yunan tarihçi Polybius, (MÖ 203-120) Roma ordusunun piyade olarak 70.000 kayıp, 10.000 tutsak verdiğini, muhtemelen 3.000 piyadenin sağ olarak kurtulabildiğini yazmaktadır. Polybius’a göre Roma ordusunun süvari kaybı ise 6.000 kadardır. Sadece 370 süvari kurtulabilmiştir.

Romalı tarihçi Titus Livius (MÖ 59 – MS 17) ise, Roma ordusu kayıplarını 45.500 piyade ve 2.700 süvari olarak verir. Tutsakların sayısı ise 3.000 piyade, 1.500 süvaridir. Livius Kartaca kayıplarının ise 8.000 olduğunu yazmaktadır.

Cannae zaferinden sonra Güney İtalya Hannibal’in tarafına geçmişti. Ancak Hannibal’in artan prestiji Kartaca senatosunu korkuttu ve ona yeterli desteği göndermediler. Cannae Savaşı ile Roma’dan kopan Capua kenti, yeni bir ordu kuran ve güçlerini toplamaya başlayan Roma tarafından MÖ 211’de tekrar ele geçirildi. Hannibal’in MÖ 207’de Roma’ya yaptığı baskın geri püskürtüldü. Kardeşi Hasdrubal, İspanya üzerinden bir yardım ordusu ile gelmeye çalışırken Kuzey İtalya’da öldürüldü.

İtalya’nın güneyindeki dağlara çekilen Hannibal, Scipio Africanus komutasındaki Roma ordusunun Afrika’ya çıkması üzerine başkenti korumak üzere MÖ 203’te Kartaca’ya çağrıldı. Roma ordusu ile yaptığı Zama Muharebesi’nde yenilgiye uğradı.

Kartaca, Roma ile şartları çok ağır bir barış anlaşması yapmak zorunda kalmıştı. Savaşın ardından “suffes” (Roma’daki “konsül”ün karşılığı) seçtiren Hannibal maliyeti ve ekonomiyi düzeltemeyi başardı. Ancak Romalıların baskısı ile Kartaca senatosu onu görevden aldı.

Sürgün ve ölümü

Kendine karşı yükselen muhalefet yüzünden gönüllü sürgüne giden Hannibal, önce Selevkos İmparatorluğu olmak üzere Ermenistan’a ve Bitinya‘ya giderek buradaki saraylarda askeri danışmanlık yaptı.

MÖ 183 veya 182’de Bitinyalı yetkililer tarafından Romalılara teslim edileceğini anlayınca yüzüğünde taşıdığı bilinen zehiri içmek suretiyle intihar ederek yaşamına son verdi. Mezarı bilinmemekle beraber, ölüm yeri olan Gebze‘de kendi anısına yapılan bir anıt bulunmaktadır.

Oyunuzu bırakın


Bu yazıyı beğendiyseniz paylaşınız.

Yorumlar

yorumlar

DÜNYA TARİHİ