Cengiz Han

Cengiz Han

Bu yazıyı beğendiyseniz paylaşınız.

Cengiz Han, Moğol İmparatorluğunu kuran ona hükümdarlık yapan kişi ve tüm zamanların en korkulan fatihlerinden biridir.

Moğol hükümdarı Cengiz Han lider olarak seçildiği 1206 yılından 1227 ölümüne kadar, tarihte hiç kimsenin yapamadığı, yüzey alanı yaklaşık 12 milyon metrekare olan bir toprak alanını fethetmiştir. Tabi bu fetihleri gerçekleştirirken fetih yolu boyunca, Asya ve Avrupa’da acımasızca milyonlarca kişiyi öldürmüştür. Aynı zamanda Moğol kültürünü modernize etmiş, din özgürlüğünü benimsemiş ve Doğu ile Batı arasındaki bağlantıya katkıda bulunmuştur. Onu şu üç nitelik yeterince tanımlamaktadır: Askeri deha, siyasi devlet adamı ve şiddet dolu.

“Cengiz” gerçek ismi değildir

Moğolların büyük Hanı olan bu adam Onon Nehri kıyılarında 1162 civarında bir zaman doğdu ve “demir” veya “demircilik” anlamına gelen Temujin olarak isim verildi.

1206 yılında kadar o yüceltici “Cengiz Han” ismiyle çağrılmıyordu. 1206 da, “kurultay” olarak bilinen bir aşiret toplantısında Moğollar’ın lideri ilan edildi. “Han” kelimesi geleneksel olarak “lider” veya “hükümdar” anlamına gelirken , “Cengiz” isminin ne anlama geldiği konusundan tarihçiler tam olarak emin değiller. “Okyanus” ya da “adil” anlamına gelmiş olabileceği ifade edilmektedir. Ancak bağlamda genellikle “en üstün hükümdar” ya da “evrensel hükümdar” olarak tercüme edilmektedir.

Cengiz Han zor şartlar altında büyüdü

Cengiz, erken yaştan itibaren Moğol steplerinde hayatın vahşetiyle mücadele etmek zorunda kaldı. Kendisi dokuz yaşında iken rakipleri Tatarlar, babasını zehirledi ve daha sonra kendi kabilesi ailesini kovdu ve 7 çocuk yetiştiren annesini yalnız başına terk etti.

Cengiz hayatta kalabilmek için avlanarak ve yiyecek bularak bir mücadele içinde büyüdü ve gençliğinde küçük kardeşini yiyecekle ilgili bir anlaşmazlık yüzünden öldürmüş olabileceği söylenmekte. Gençlik yıllarında, rakip klanlar hem kendisini hem de genç karısını kaçırdı ve Cengiz, mehur kaçışını yapmadan önce köle idi. Bütün bu zorluklara rağmen, 20’li yaşlarının başında kendisini korkunç bir savaşçı ve lider olarak hazırlamıştı.

Gücünü ve kuvvetini zaman içinde gören ve kendisini destekleyen bir ordu kurduktan sonra önemli kabilelerin başkanlarıyla ittifaklar kurmaya başladı. 1206 yılına gelindiğinde, bozkırda büyük bir birliği bayrağı altında başarıyla konsolide etmiş ve dikkatini dışarıda ki fetihlerine yoğunlaştırmıştır.

Neye benzediği hakkında kesin bir bilgi yok

Böyle etkili bir resim ? Cengiz Han’ın kişisel yaşamı veya fiziksel görünümü hakkında aslında çok az şey biliniyor. Günümüze ulaşan kendisini gösteren portre ya da heykel kalmamıştır ve tarihçilerin sahip oldukları az bilgi çoğu zaman çelişkilidir. Bir çok anlatım uzun ve dalgalı saçlı, gür sakallı,uzun boylu ve güçlü olarak tanımlar. Belki de en şaşırtıcı açıklama, Cengiz’in kırmızı saçları ve yeşil gözleri olduğunu iddia eden 14. yüzyıl İranlı yazar Raşid el-Din ile gündeme gelmiştir. El-Din’in anlatımı biraz şüpheli -hani bizzat kendisini görmedi sonuçta – ancak bu çarpıcı özellikler etnik açıdan Moğollar arasında duyulmamış değildi.

En güvenilir generallerinden bazıları eski düşmanlarıydı

Cengiz Han, kabiliyetli insanları tespit edebilmek için keskin bir göze sahipti ve subaylarını genellikle sınıf, soy veya hatta geçmişteki bağlılıklardan ziyade beceri ve deneyim üzerine seçerdi.

Meritokrasi konusundaki bu inancının en ünlü örneği şudur:

Rakibi Tayjut kabilesi ile gerçekleşen bir muharebe sırasında meydana geldi. Cengiz Hana , atının atlından ve neredeyse onu öldürecek olan bir ok fırlatıldı.

Daha sonra, Taijut tutuklularına seslenen ve oku kimin attığını öğrenmek istediğinde, bir asker cesurca kalktı ve atıcının kendisi olduğunu söyledi. Okçunun cesaretiyle karışalaşan Cengiz Han, kendisini orduda bir subay haline getirdi ve daha sonra savaş alanındaki ilk toplantılarına onurlu bir isim anlamında gelen “Jebe” veya “ok” takma adını verdi. Ünlü general Subutai ile birlikte Jebe, Asya ve Avrupa’daki fetihler sırasında Moğolların en büyük saha komutanlarından biri olmaya devam edecekti.

Harzemşahlar Devleti ve Moğol İstilası

Amuderya bölgesi ( hazar denizinin güney ve doğu kıyıları) , Orta Çağ’da “Harezm” ve hükümdarlarıda “Harezmşah” olarak anılırdı. (Khwarezm, Chorasmia ,farsça: خوارزم‎‎, Xvârazm)

Burası önceleri Selçuklu Devletine bağlı olarak merkezden atanan valilerle yönetilen bir eyaletti. Daha sonra 1128’de Harezm valisi “Atsız” döneminde yarı bağımsızlığını kazandı. XI. yüzyılın sonlarına gelindiğinde bu bölgede yerli etnik bir topluluk olan ve Türkçe konuşan yerel halk bir devlet kurmuştu adına da “Harezmşahlar” denildi.

İşin esası Harzemşah İmparatorluğu, kültür ve bilim alanında son derece gelişmişti. İslam dünyası içinde Harzemşah kentleri sanatın, şiirin ve bilimin merkezi konumuna gelmişti, büyük kentlerinde üniversiteler ve kütüphaneler bulunuyordu. Ülke bolluk içinde yaşıyordu ve bu yönü ile istilacıların da iştahını kabartıyordu.

Dönemin Harezm şahı Alaaddin Muhammed siyaset gereği Moğol tehlikesini görmüş ve Moğollarla iyi geçinmeye çalışmıştır ve bu nedenle karşılıklı olarak Moğollarla bir ticaret anlaşması imzalanmıştır.

Birbirlerine elçiler ve hediyeler gönderiyorlardı. Ülke içine Moğol tüccarlar da gelmeye başlamıştı.

Tarihçiler gerçekte bu tüccarların Moğol casuslarından başka bir şey değildi. Bu casuslar gördükleri her şeyi not ediyorlardı. Harzemşahlar da bunun farkındaydı. Aynı zamanda Cengiz Han’ın ordusunun ne kadar kuvvetli ve yenilmez olduğunu anlatarak ve halkı korkutarak psikolojik olarak bir yenilgiye hazırlıyorlardı.


1219′ a geldiğimizde Harzemşah valisi tarafından bir Moğol ticaret kervanının yağmalanması ve geri kalanlarının da sakallarının yakılıp sınır dışı edilmesi yüzünden Moğollarla ilişkiler bozulmuştur. Bu olay tarihe Otrar Faciası olarak geçmiştir. Kervanı yağmalatma sebebi; Moğol kervanındaki pahalı eşyalar ve değerli kervan mallarıydı. Bazı kaynaklara göre ise kervan Cengiz Han tarafından casusluk amacıyla gönderilmiş olan bu kervandan kuşkulanan Otrar valisi tarafından kervandaki tüccarlar öldürülmüştü. Diğer kaynaklar ise Otrar Faciası’nda şehre yollanan kervanın farklı kışkırtma yöntemleri ile savaş çıkartmak için çabaladıklarını yazar.

Her ne kadar Harzemşahlar Cengiz Han ın gücünden çekinsede bu durumdan pek de rahatsız değildi. Onun Çinlilerle uğraşıyor olması, kendi topraklarından çok uzakta bulunması ve ülkelerine gelmelerinin ise aylarca süreceğini biliyorlardı. Zaten geldiklerinde karşılarında 500 bin kişiden oluşan zırhlı Harzemşah birliklerini bulacaklardı.

Cengiz Han Harzemşah İmparatoru’na elçi göndererek, özür dilenmesini ve tüccarların zararlarının karşılanmasını ve Moğol kervanlarına kötü davranışlar içinde bulunanların teslim edilmesini yada cezalandırılmasını istedi. Bunun üzerine Şah Muhammed huzuruna elçi olarak gelmiş olan Moğolların sakallarını yaktırdı başka rivayette öldürdüğü ifade edilir.

Her ne sebeple olursa olsun tüm bu olayların Moğollar’ı savaşa kışkırttığı inkar edilemez.

Moğol tüccarlarının casus denilerek ülkeden atılması Cengiz Han’ı öfkelendirmişti. Bundan sonra Orta Asya’da Moğol istilası başlamış; Türk Dünyasının birikiminde ve medeniyetinde büyük tahriplere yol açmıştır.

11 Şubat’ta Buhara, 17 Mart’ta Semerkant, yine Mart’ta Hocent, Cend ve Otrar, Mayıs’ta Urgenç, Zave ve Habûşan, Temmuz’da Semnan, Ağustos’ta Âmil, Rey ve Tahran, Eylül’de Hamedan, Ekim’de Erdebil Moğol işgaline uğradı ve yerle bir edildi. 14 Haziran 1222’de Herat da düştü.

Moğollardan kaçan Alaaddin Muhammed Hazar Denizi’nde bir adada ölmüştür.

Milyonlarca kişi ölmüş ve Şah’ın imparatorluğu tamamen yıkılmıştı.

Ancak Cengiz Han orada durmadı. Doğuya dönerek ve Harezim istilasına asker gönderme emrini reddeden bir grup Moğol tayfı Xi Xia’nın Tanguçları’na savaş açarak fetihlere devam etti. Tangut kuvvetlerini yenip ve başkentlerini işgal ettikten sonra Büyük Han, tüm Tangut kraliyet ailesinin idam edilmesini ceza olarak emretti.

Kaynak:

1.Wikipedia

2.Kitap: CENGİZ HAN ,Yazarı Mehmet F. Tufan

Oyunuzu bırakın


Bu yazıyı beğendiyseniz paylaşınız.

Yorumlar

yorumlar

ŞAHSİYETLER