BoZKarGa BENİM FİKRİM Çocuğunuz ve siz

Çocuğunuz ve siz



Beğendiyseniz Paylaşınız.

Hayatlarımıza Tolkien, Rowling gibi ilham verici yazarlar girdiğinden beri büyük, küçük hepimizde bir tür popülist akım oluştu. Fantezi dünyasının bu yaratıcı yazarları, bizleri özellikle de gençler ve çocukları var olması mümkün olmayan ama var olması şiddetle istenen yeni bir dünyaya sürükledi. Troller, goblinler, elflerle dolu bu renkli dünya sinema sektörünün üstün teknolojisi ile de makyajlanınca elementer dediğimiz çeşitlik kültlerin bu masalsı varlıkları bir nevi kişilik sahibi oldu ve birer kimlikleri oldu. Hayatımız bir anda üstün okçu Legolas’lar, muhteşem majisyen Harry Potter’lar ve Arwen ya da Hermione gibi cici ama doğaüstü kızlarla doldu. Bu hikâyeler olgunlaşmış belirli bir mantık çerçevesine yerleşmiş beyinler için keyif verici bir kanal haline dönüşürken çocuklarımız ve gençlerimizde uzun vadede nasıl bir etki yaratıyor hiç merak ettiniz mi?

Aslında Tolkien’ın derlediği ve soluksuz bir macera haline getirdiği Lord of Rings üçlemesinde yer alan karakterlerin birçoğu, Kelt kültürünün içinde barındırdığı, yüzlerce yıldır dillerde dolanan ve çocuklara tıpkı Pamuk Prenses veya Çizmeli kedi gibi anlatılan,  pagan dönemlerden gelen inanışlara, efsanelere dayanan anonim hikâyelerden oluşuyor. Harry Potter dizisinde bahsedilen pek çok yaratığın alt yapısı ve hikâyelerin ana fikrîde bu binlerce yıllık derin okült kültün altyapısından geliyor. Walt Disney filmlerinde izlediğimiz Alaaddin veya Sinbad gibi yine altyapısı eski efsanelerden gelen karakterlerden ise en büyük farkı, canlandırma aşamasına geldiğinde izleyici ya da okuyucu kitlesinin çocuklara değil de daha çok büyüklere hitap etmesinden ileri geliyor. Elbette ki Sinbad’da büyükler için filme alınmıştır. Örneğin, daha evvelki Broadway müzikallerini bir kenara bırakırsak başrolünü Douglas Fairbanks’in oynadığı 1947 yapımı “Sinbad the Sailor” filminden bu yana bu yana pek çok kez bu eşsiz masal, filme çekildi. Bunu birçok masallar için söyleyebiliriz. Ancak film dünyasında oluşan yeni bir kavram ile bu tarz fantezi filmlerine büyük ihtimal Tolkien hikâyeleri ile bir devrim getirildi ve çekilen tüm bu tarz filmler içinde, pek çok depresif görüntü ve yüksek doz şiddet sahneleri barındırmaya başladı. Mutlu sonlar için ağır bedeller ödenmeye başlandı. İyi ile kötünün savaşı izlendiği zaman bir büyüğün bile içini titretebilecek hale geldi. Gelişen sinema teknolojisi ve 3D animation’ın keşfiyle bu filmler görsel bir şölene ve su götürmez bir gerçekçiliğe sahip oldu. Oyun dünyası ve yan sanayilerin gazıyla da çocuklar bu dünyaların içine atılıverdiler. Seyrettikleri savaş sahneleri, kan ve iktidar kavgasının acımasız çarpışması çocuklarımız için gerçek bir risk mi?

İşte çeşitli uzmanların vardığı çeşitli sonuçlar;

  • Günde 2 saat ve üzeri şiddet öğeleri içeren medya seyreden çocukların saldırgan tavırlarında artış görülmüştür.
  • Bu tarz içerikleri seyreden çocuklar sorunları şiddet göstererek çözmeye daha çok meyillidir.
  • Şiddetli medya çocuklarda korku yaratmaktadır. (kâbuslar, karanlıktan korkma vs…)
  • Şiddetli medya çocuklarda şiddete karşı tepkiyi azaltmıştır. Şiddete alışmaya başlamışlardır. Savaş sahnelerini tepkisiz seyretmeye başlamışlardır.
  • Hayal dünyasında canlandırma yaşamadıkları için yaratıcılık kabiliyetleri önemli ölçüde azalmıştır.
  • Bağımlılık geliştiren çocuklarda asosyallik eğilimleri baş göstermiştir.

Yukarıda yazılanlar araştırmaların sadece bir kısmından oluşuyor ama oldukça korkutucu bir liste. Gelecek nesiller için gerçekten büyük bir tehlike mi bekliyor? Yoksa onlarda kendilerine göre bir savunma mekanizması geliştirip evrim zincirinde doğal yerlerini alacaklar ve başka bir nesil mi oluşacak istesek de istemesek de göreceğiz gibi…

Oyunuzu bırakın


Beğendiyseniz Paylaşınız.

Yorumlar

yorumlar

CEVAP YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.