İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

Bu yazıyı beğendiyseniz paylaşınız.

İlluminati genel itibariyle Eski Kudüs duvar işçiliğinde kurulmuş dünya için kötü komplolar düzenlediğine inanılan bir gizli örgüttür… Masonluk bu örgüt ile bağı belirli kollarda devam etmektedir.. Ama Türkiye’de Masonluk 2. Abdülhamid han’dan sonra meydana gelmiş ve Açık açık devam etmiştir… Bu örgütler değişik Ritüellere sahip olup kendi aralarında kademelendirilmiştir… İlluminati örgütü zararlı örgüttür… Masonlukta İse İskoç Riti Olanlar var bir çok masonluk adı altında kurulmuş yapılanmalar var… İlluminatiyi direk suçlayabiliriz.. Tamam Ama siz diyorsunuz ki bu Bu masonluk zararlıysa niye açık ? Niye yerleri belli? Herkes nerede olduğunu biliyor düşmansa vuralım diyorsunuz ? 

 Evet Kendileri Şuan yasal yolda toplanmış bir örgütlenmedir… Masonları İlluminati ile karıştırmamak gerekir… Masonların iç kısımlarında yani görünmeyen yüzü İlluminati olabilir belkide başka örgütler Mason adı altında gizli işler yapabilir ama tamamen farklıdır… Bu Örgüt devrilmek istense de her seferinde engel olunuyor, çünkü bir şey bulunamıyor.. 

 Hatta Forum Sayfaları siteleri bile var 

 Madem zararlı niye engel olunmuyor 

 Mantıken düşünmek gerekli 


Bazı Masonluk adı altında gizli işler yapan Dış örgütler var yani Bunların Geleneksel işleyişleri normal masonluk ile bir değil daha çok İlluminati tarzı yönetim ritüelleriyle işlenmiştir…

Onlarda Belli günlerde kurban edilir, Satanizm desteklenir, Dini İnanışı yoktur.. Ama normal Masonluk’da Dini İnanış vardır.. Evrenin Yaratıcısı mimarisi olduğuna tek tanrı olduğuna inanılır… Her ne kadar anlatsak da; yararlı bir örgütlenme mi o da Tartışma konusu tabi 

Ben Bu konu Altında Genellikle Yazılar Ve makaleler Yazacağım… Sizde Bu konu Altında Makalenizi Yazabilir Görüşlerinizi, yorumlarınızı Belirtebilirsiniz 

Sizce Masonluk Yararlı bir örgütlenme mi ? Hadi yorumlarınızı bekliyorum 

Masonluk – Tek Göz Kültü! ILLUMİNATİ









Masonun anlamı “duvarcı’dır” Masonluk Süleyman Mabedi’nde çalıştığı iddia edilen duvarcı ustası Hiram Usta’yı kendisine örnek alır….

Tek Göz”-“Horus’un Gözü“Deccal’in simgesi!



Jakin- Boaz Sütunları

Tevrat’ın 1. Krallar, 7. babında geçen sütunlar da şöyle anlatılır: “İki tunç direği yaptı. Ve direkleri mabedin eyvanına dikti ve onun adını Jakin koydu ve sol direği dikti ve adını Boaz koydu.” Bütün localarda bulunan iki sütun, Hiram’ın Süleyman Mabedi’nin giriş kapısına koyduğu sütunlardan başkası değildir.

Resimde geçen “light”/ ışık Lusifer’in (sahte) ışığıdır



Masonlar tüm dünyayı bir “tapınak” haline getirme amacındadır. Ama hayal ettikleri bu tapınak, İlahi bir dinin değil, hümanist bir dinin tapınağıdır. “İnsan” kavramının putlaştırıldığı, insanların İlahi dinleri tamamen terk ettiği, materyalist ve evrimci felsefenin tek doğru sayıldığı bir dünya hayalidir bu.

Bir masonik metinde masonluğun bu hedefi ve bu amaçla düzenlenen garip bir ayin şöyle ifade edilir:

“Bugünkü dinde, yavaş da olsa, şuuru tam manasıyla tatmin edebilecek tek ve evrensel bir din teşekkül etmektedir… Bu evrensel dine paralel olarak, bir de dünya görüşü ölçüsünde ahlak kurulacaktır…Böyle bir din insanı kainatla birleştirecektir. İşte bu MASONİZMdir. Bu din gönülden gönüle kurulacaktır. Kurulan bu dinin mabetleri insanlık mabetleri olacaktır. Bu tapınakta okunan ilahiler, belki de bir insanın ruhundan fışkıran müzik eserlerinin en soylusu olan Bethowen’in 9. Senfonisi olacaktır…



Mithra Efsanesi’ndeki Boğa’nın eti ve kanı yerine, ekmek yiyerek ve kırmızı şarap içerek bu doğuşu kutluyoruz. Komünyonun manası olan inanç birliği yapıyoruz burada biz. Yeni bir yılda bu kutsal mücadelemizi şöyle vaftiz edip bitirmek istiyorum: Ekmekten bir parça daha yiyiniz, kardeşlerim, bu dinin misyonerleri olan sizler, ekmeği paylaşan aziz dostlar olsun. Ateş yiyerek bir daha şarabınızdan içiniz kardeşlerim, kan kardeşi olmak için.” (Mason Dergisi, Yıl: 29, Sayı. 40-41, 1981, s.105-107)



Tarihe Mühr – ü Süleyman olarak geçen Altı Köşeli Yıldız, Siyonizm’in simgesi olarak bilinir. Aynı sembol masonlarca da yüzyıllardır kullanılır. Masonlukta altı köşeli yıldız locada görevlilerin dizilişini simgeler.



Yedi Kollu Şamdan



Üzerinde yanyana ve aynı düzeyde olmak üzere yedi mumluk bulunan şamdan masonların simgelerinden biridir. Ve geleneksel olarak altından yapılan bir şamdandır. Yedi Kollu Şamdan, mason mabedindeki kutsal ateşi sembolize eder. Masonluktaki önemi kendi kaynaklarında şöyle anlatılır: “Mabed, sembolik olarak alevlerle aydınlatılmalıdır. Usta derecesinde yedi kollu şamdan bulunması şarttır.” Yedi kollu şamdan, aynı zamanda, 1948’de kurulan İsrail’in devlet amblemidir.



GÖNYE VE PERGEL



Mason sembolleri içinde en çok bilineni ise iç içe geçmiş bir gönye ve pergelden oluşan kompozisyondur. Masonlar kendilerine sorulduğunda bu sembolün bilim, geometrik düzen, akılcılık gibi kavramları simgelediğini belirtirler. Oysaki gönye-pergelin bundan daha farklı bir anlamı vardır.

Bunu, tüm zamanların en büyük mason üstadlarından biri sayılan Albert Pike’ın Morals and Dogma (Ahlak ve Dogma) adlı kitabından öğrenmek mümkündür. Pike, bu kitabın 839. sayfasında pergel ve gönye sembolü hakkında şöyle yazmaktadır:

“Bu, Aryanlardaki Brahman ve Maya inançlarında veya Mısır’daki Osiris ve İsis efsanesinde olduğu gibi, kutsallığın ikili bir doğası olduğu düşüncesini sembolize eder. Örneğin Güneş erkek, Ay ise dişi bir doğaya sahiptir.”73

Bunun anlamı, masonların en ünlü sembolü olan gönye-pergelin, aslında yine Eski Mısır’dan veya Hıristiyanlık öncesi Aryan inançlarından kaynaklanan pagan bir hurafenin işareti oluşudur. Pike’ın alıntısında geçen Ay ve Güneş sembolleri de mason localarında yer alan önemli bir semboldür ve bunlar Ay’a ve Güneş’e tapınan antik pagan toplumların batıl inançlarının bir ifadesinden başka bir şey değildir.



GÖZ ve PİRAMİT



Masonların en ünlü sembolleri arasında yer alan üçgen içinde göz ve piramit, Eski Mısır’dan alınmadır. ABD Büyük Mührü’nde yer alan piramit, Firavun Keops adına yapılan büyük piramittir. Göz sembolü ise Eski Mısır gravürlerinde sıkça kullanılan bir rumuzdur.



MASON LOCALARINDAKİ ESKİ MISIR SEMBOLLERİ



Eski Mısır ile masonlar arasındaki ilişkiyi ortaya koyan önemli gerçeklerden biri de, masonluğun sembolleridir.
Semboller masonlukta çok büyük önem taşır. Masonlar, felsefelerini, gerçek manalarını sadece kendi üyelerine açıkladıkları semboller aracılığıyla ifade ederler. 33 derecelik masonik hiyerarşi içinde kademe kademe yükselen mason, her derecede masonik sembollerin yeni anlamlarını öğrenir. Böylelikle masonik felsefenin derinliklerine aşama aşama ulaşır.



GÖZÜN ALTINDAKİ PİRAMİT



Dünyadaki en ünlü masonik sembol, büyük olasılıkla, 1 dolarlık Amerikan banknotunun üzerinde yer alan ABD mührüdür. Mühürde yarım bir piramit ve bu piramitin tepesine oturtulmuş bir “üçgen içinde göz” sembolü yer alır. “Üçgen içinde göz” mason localarının değişmez sembolüdür ve adeta masonluğun bir numaralı işareti durumundadır. Masonluk konusunu ele alan kaynakların büyük bölümü, bu gerçeğe vurgu yaparlar.
Üçgen içindeki gözün altındaki piramit nispeten daha az dikkat çekmiştir. Oysa bu piramit de son derece anlamlıdır ve masonluğun felsefesini tanımlamak bakımından oldukça açıklayıcıdır. ABD mührü hakkında bir doktora tezi hazırlayan Amerikalı akademisyen Robert Hieronimus’un bu konuda verdiği önemli bilgiler vardır. Hieronimus’un tezi “Amerikan Büyük Mührü’nün Arka Yüzünün Tarihsel Bir Analizi ve Hümanist Psikoloji ile İlişkisi” başlığını taşımaktadır. Tezde, mührü benimseyen ABD kurucularının mason olduklarına, bu nedenle hümanist felsefeyi benimsediklerine vurgu yapılmakta ve mühürde de bunu yansıttıkları bildirilmektedir. Bu hümanist mesajların Eski Mısır ile olan bağlantısı ise, mührün merkezindeki piramit tarafından simgelenmektedir. Piramit, Mısır’daki Firavun mezarlarının en büyüğü olan Keops Piramidi’nin bir tasvirinden ibarettir.



G.Washington

SAYFA 159-Derin Dünya Devleti(Gizli Doktrinin Küresel Efendileri)-Timaş Yayınları-İst.2003 :



A.B.D.:KABBALİSTİK TASARIMLI MASON CUMHURİYETİ!



Ancak bütün bu yapıyı anlayabilmek için A.B.D.’nin kuruluşundaki masonik etkiyi dikkate almak gerekir. Bu anlamda A.B.D.,kuruluş temelleri itibariyla aslında bir Mason Cumhuriyeti’dir.

Gerçekten de A.B.D. ,Anayasası ve Kurumları masonlar tarafından şekillendirilmiştir.Şu paragraf,bu konuda ilginç bilgiler içermektedir:”Amerikan Doları’nın üzerine Birleşik Devletler’in ‘Büyük Mühürü’ basıldı.Bu yanılgısız olarak tamamen ‘Masonik’ti. Onüç basamaklı,dört köşeli piramidin üstünde,üçgen içinde herşeyi gören ‘Ulu Göz’,altında masonluğun çok eski düşlerinden biri olan ‘Yeni Seküler Düzeni’n gelişimini bildiren grift yazı.

18 Eylül 1793’te Capitol’ün köşe taşı resmen yerleştirildi.Maryland Büyük Locası merasimi yönetti ve George Washington’dan ÜSTAD-I MUHTEREM olarak görev yapması istendi. MARYLAND JÜRİSDİKSİYONU’na katılmış localar ile birlikte,G.Washington’un VİRGİNİA’daki kendi locası,ALEXANDRİA’daki törende hazır bulundu. Bir topçu birliğini de içeren müthiş bir geçit töreni yapıldı.Arkasından bando,bandoyu takiben de George Washington,locaların tüm görevlileri ve üyeleri tam takım regalyalarını kuşanmış bir biçimde gelmekteydi.

Güneydoğu köşe taşının yerleştirildiği çukura vardığında;G.Washington’a,olay ın anısını simgeleyen ve katılan tüm locaların isimlerini içeren gümüş bir plaket takdim edildi. Topçu birliği top atışı yaptı.Daha sonra G.Washington çukura inerek plaketi taşın üzerine yerleştirdi.Etrafına da Masonik Ayini’n standart simgesel donatısı olan mısır,şarap ve yağ kapları yerleştirildi. Katılanların tümü duaya katılarak masonik şarkılara eşlik etti.Topçular tekrar top atışı yaptı. G.Washington ve mahiyetindekiler daha sonra köşe taşının doğusuna doğru hareket ettiler ve burada başkan;geleneksel üç basamaklı platformun üzerindeki kürsüde ayakta durarak,söylevde bulundu. Söylevi masonik şarkılar takip etti ve topçular son atışı yaptılar.

G.Washington’un merasim sırasında kullandığı ‘çekiç,gümüş mala,gönye,düzeç’,bugün Kolombiya Federal İdare bölümündeki 5 numaralı Poatamac Locası’nda bulunmaktadır. Taktığı önlük ve eşarp ise kendi locası olan 22 numaralı Alexandria Locası’ndadır.”(9)

9-Micheal Baigent/Richard Leigh;’Mabet Ve Loca’-Emre Yayınları-İst.-2000,sayfa 285

İlluminati Hakkında Bilinmeyen 10 Şey

İlluminati hakkında bilmediğin bilgiler olabilir!

Çoğumuz inanmıyor olabilir ama bir çoğumuz da inanıyor. Sen de İlluminati örgütünün var olduğuna inanıyorsan mutlaka okumalısın!

Ne zaman kuruldu?

1 Mayıs 1776’da Adam Weishaupt ve 4 arkadaşı tarafından kurulduğu iddia edilir. Kurulan bu örgüt aydınlanma çağı olarak da görülüyor. 1785’te Baveryan hükümeti tarafından dağıtılan grubun tüm dökümanları yayınlanmıştır. O tarihten sonraki illuminati topluluğu sürekli gizli kalmıştır.

Kaç üyesi var?

Örgütte üçgenin iç açıları kadar yönetici görevinde üye var. Yani 180.

İşaretleri ve nedenleri ?

Sürekli üçgen ve tek göz işaretinin insanların gözüne gözüne sokulmasının sebebi tamamen planlı bir şey. Çünkü bir gerçeği en iyi göz önüne sererek saklayabilirsiniz.

Amacı ne olabilir ve bunun kesinliği ne kadar?

İlluminatinin amacı, bütün dinleri yıkmak, tek bir Dünya ülkesi kurmaktır. Yani savaşa savaş ile son vermek istemektedir. Bu toplum bu amaca ulaşmak için yapacağı şeyler aklı hayali zorlar.

Topluluğun kesin varlığı hakkında hala bir bilgi yoktur. Örgütün en temel amacı yeni dünya düzenini kurmaktır. Çoğu kişi inansa da, inanmayan kişi sayısı inanan kişi sayısına göre 2 kat daha fazladır.

Örgütün insanları etkileyecek silahları neler olabilir?

Subliminal mesaj, Backmasking, 25. kare tekniği bu örgütün vazgeçilmez silahlarıdır. Bu silahları insanlara doğrultmakla daha güçlü olduklarını ve büyüdüklerini düşünmekteler.

Baphomet kimdir?

Baphomet, tapınak şövalyelerinin kullandıkları şeytânî bir semboldür. Baphomet, aynı zamanda eski pagan bereket tanrısıdır. Baphomet’in sağ eliyle negatif ve kötü enerjiyi alarak, sol eliyle yeryüzüne ulaştırdığı tasvir edilmektedir. Lan Wilson, “The Shroud of Turin” adlı eserinde de şöyle der: “Korkunç yüzü ve dağınık sakalları olan bir cin şeklinde tarif edildiğine bakılırsa, bu putun Asmodeus’u (tapınağın yapımında Süleyman’a yardım eden koruyucu cin) temsil ettiği söylenebilir. Rennes Le Chateau’da bulunan köy kilisesinin kapısında da Asmodeus’un bir heykeli mevcuttur.”

Ve İlluminati onu insanları korkutmak için kullanmaktadır.

Örgüte hangi ünlüler üye?

Lady Gaga da fazlasıyla pompalanan popüler “şeytanlar” arasında. Konserleri ve resimleri anlayabilenler için gizli mesajlarla dolu.
Bu sisteme hizmet ettiğini “resmen” gözümüze sokuyor.

Müzik aleminin en ünlülerinden birisi Madonna da bu sistemin içerisinde.

Ve daha Beyonce, Rihanna, Hayley Williams, Ke$ha, Katy Perry, Paris Hilton, Maroon 5, Shakira gibi bir çok ünlü bu akıl almaz, kesinliği belli olmayan grupta yer aldıkları söyleniyor, konuşuluyor.

İlluminati kartlarının önemi nedir?

Bu kartlar 1995 yılında basılmıştır. Bu kartlarda birçok önemli bilgiler vardır. Mesela İkiz kule saldırısı bu kartlarda gösterilmektedir. Japonya depremi de. Ve Japonya depremi kartında, devrilen Japonya saat kulesinde saat 3.11’dir. Deprem ise Kasımın 3’ünde gerçekleşmiştir. Bu kartlar İllüminati‘nin yapacağı kötülükleri gösterir. Gelecekte klonlar, syborglar (vicdanı yok edilmiş, öldürülmesi zor olan harika askerler) gibi şeyler olacaktır. Eğer böyle bir şey varsa vay halimize!

İlluminati Nerede?

Kesin bir bilgi yok ama 51. bölge bu düşünceyi değiştiriyor. Buraya giren kişinin cenazesinin çıktığı söyleniyor. Amerika’nın uzaylılar ile ilgili deney yaptığı yer olarak da bilinir. Burada olduğu konuşuluyor.

Kaynak: onedio


Ve son olarak; bu örgüte girmek için hangi özelliklerde olmalıyız?

Aşırı zeki iseniz veya ünlü iseniz, sizi zorla içlerine alacaklardır. Girmezseniz ölürsünüz. İlluminati tarafından öldürülen çoğu ünlü 27 yaşında ölmüştür. Bu yaşlarda girmeye zorlanırlar. İstemezlerse öldürülürler. Amy Winehouse ‘Beni üçgenin içine çekmeye çalışıyorlardı. Ama ben direndim, onlardan olmadım.’ dedikten 3 gün sonra evinde ölü bulundu.

Ayrıca Birkaç Bilgi Daha;

  • İllüminati kelimesi Türkçe’de “Aydınlanmışlar” anlamına gelmektedir.
  • Hiçbir dine bağlı değildir.
  • Dinlere, batıl inançlara ve gericiliğe karşıdır. Her konuda aydınlanmacı, bilime ve özgür düşünceye dayalı bir yol izlemeyi hedefler.
  • 1776’da Almanya’nın Bavyera bölgesinde İngolstadt Üniversitesi Kilise Hukuku Profesörlerinden biri olan Filozof Adam Weishaupt tarafından kurulmuştur. Üye sayısını hızla arttıran topluluk 1785 yılında yasadışı ilan edilmiştir.

İLK ANAYASANIN OLUŞTURULMASI

Londra Büyük Locası, Masonluğa yüzyıllardan beri süregelen örgütlenme ve çalışma sistemine oranla hayli değişik, bir merkezî otoritesi bulunan, farklı örgütlendiği gibi farklı amaçlar güden ve farklı ilkeler benimseyen yepyeni bir düzen getirmişti.

İngiltere’nin diğer bölgelerindeki mason localarından birçoğu, bu şekildeki bir kuruluşun Masonluğun yüzyıllar boyunca korunmuş olan eski geleneklerine uymadığını ileri sürdü. Londra Büyük Locası’nı Masonluğun saygın adını lekelemekle suçladı.

Londra Büyük Locası’nı kuranların asıl amaçları göz önüne alınacak olursa, geleneksel inşaatçılık mesleği ve zanaatını korumaya çalışan locaların bu tutumu haklı görülür. Londra Büyük Locası’nı kuran masonlardan kimileri bunun farkında bile değildi ama farkında olanlar vardı. Bedeli ne olursa olsun spekülâtif nitelikli bu mason örgütünün inşaatçı mason localarına üstün çıkarak gelişimini sağlamak gerekmekteydi.

Bu nedenle Londra Büyük Locası’nın ikinci büyük üstadı George Payne bu kuruluşu daha sağlam bir temele oturtmayı öngördü. Bir anayasa hazırlanmasını gerekli buldu. Hazırlanacak olan bu yeni yasa, Masonluğun çoğu kulaktan dolma olarak bilinen ve pek azı yazıya dökülmüş olan eski yasalarının yerini almalıydı.

1718 yılında, ülkenin dört bir yanında bulunabilecek, Masonluk ile ilgili tüm eski el yazması belgelerin toplatılmasına girişildi.

İnşaatçılık mesleğinin yüzyıllardan beri korunmuş olan eski geleneklerinden biri, hiçbir şeyi yazıya geçirmemekti. Ancak bu gelenek öncelikle İngiltere’de kırılmış, 15. yüzyıl başlarından bu yana bazı konular, özellikle masonların bağlı olduğu yasa ve kurallar kimilerince yazılmıştı. Bu tür belgelerin sayısı bilinmiyordu ama var oldukları hatta bazılarının nerede ya da kimin elinde olduğu bile biliniyordu.

Toplanabilen belgeler, birkaç ay sonra çıkan bir yangında yitirildi.

Bu nedenle Masonluğun yeni anayasasının hazırlanması evresinde toplanmış olan eski belgelerden ne ölçüde yararlanılmış olduğu bilinmemektedir. Bunların içeriği, çok daha sonra ele geçmiş olan birtakım eski el yazmaları incelenerek sadece tahmin edilmektedir. Buna bakılacak olursa, Londra Büyük Locası’nda düzenlenmiş olan anayasada, aksi ileri sürülmüş olmasına karşın aslında inşaatçı locaların eski geleneklerinden pek azı korunmuştur. Bunlar ise genellikle töresel kurallardan oluşur.

Londra Büyük Locası’nın Masonluğa getirdiği yeni kurallardan biri, gerek loca gerekse büyük loca görevlilerinin her yıl yeniden seçilmesiydi. Nitekim ilk büyük üstat Anthony Sayer’den sonra George Payne de bu görevde sadece bir yıl kalmış, 1719 yılında büyük üstatlığa Jean Theophile Désaguliers seçilmişti. Désaguliers, büyük üstatlığı sırasında George Payne tarafından öngörülmüş olan anayasa için bir tasarı hazırladı. Bunu ertesi yıl yeniden büyük üstatlığa seçilen George Payne’e devretti. Bu arada büyük loca genel kurulu bu tasarıyı görüşmüş, gerekçesini ve kapsamını yeterli bulmayarak geri çevirmişti.

Hazırlanmış olan anayasa tasarısı büyük locanın yönetimsel işlerine ilişkin birçok konuya açıklık getirmiyordu. Anlaşılan genel kurul onayından zor geçecekti. Oysa büyük loca giderek gelişiyor, birçok yönetimsel konuya ivedilikle çözüm getirilmesi gerekiyordu. Bu gereksinmeyi karşılamak üzere George Payne, daha sonra benimsenecek anayasaya ek olmak ve bir an önce yürürlüğe konmak üzere bir “genel tüzük” hazırladı.

Londra Büyük Locası’nın 1721 yılında yapılan genel kurul toplantısında bu kez büyük üstatlığa Montagu Dükü John seçilirken, sadece büyük locanın yönetimsel kurallarını içeren “genel tüzük” de onaylanıp yürürlüğe girdi. Anayasa tasarısı ise gene kabul edilmedi. Bunun üzerine Montagu Dükü John, tarihsel kaynaklardan yararlanarak yasaya güçlü bir giriş hazırlaması ve bazı yerlerini de kendi görüşüne uygun bir şekilde düzenlemesi için James Anderson’u görevlendirdi.

James Anderson’un anayasa üzerinde yaptığı çalışmalar, büyük üstadın oluşturduğu 14 kişilik bir kurula aktarıldı. Kurul, Anderson’un hazırladığı tarihsel bölüm üzerinde pek durmadı. Zaten o dönemde tarihsel bilgi kaynakları pek sınırlıydı. Anderson, bu bölüme aldığı bilgilerin çoğunu 1718 yılındaki yangında yitirilmiş olan belgelerden derlemiş olduğunu ileri sürmüştü. Bundan ötürü Masonluğun yeni anayasasının tarihsel bölümü kapsamında birçok yanlışlık vardır. Bunların bir bölümü sonraki aşamalarda düzeltilmiştir.

Londra Büyük Locası’nın genel kurulu, anayasa tasarısı 25 Mart 1722 tarihinde onaylandı. Ancak o sırada büyük locanın yönetimine ilişkin bir sorun çıkmıştı. Bu nedenle anayasa hemen yürürlüğe giremedi. Yaklaşık bir yıllık bir gecikmeyle Wharton Dükü Philip’in büyük üstatlığı sırasında, 17 Ocak 1723 tarihinde yürürlüğe konabildi. Nitekim bu nedenle “1723 Anayasası” olarak da anılır.


JAMES ANDERSON

Örnceki bölümde sözünü etmiş olduğum üzere bazı yerde Masonluğun 1723 tarihli özgün anayasasının “Anderson Yasaları” olarak anıldığı görülür.

Bunun nedeni James Anderson’un bu yasanın hazırlanışında hayli emeğinin geçmiş olması değildir. Gerçi hazırlık sırasında Anderson’un katkısının olduğu yadsınamaz; üstelik anayasa kitabındaki tarihsel bölüm de onun kaleminden çıkmıştır. Bununla birlikte 1723 tarihli kitapta adı bir tek yerde geçer; o tarihteki tüm locaların üstatlarının adlarının sıralandığı bölümde. Orada Anderson’un adının yanına “Bu kitabın yazarı” diye bir söz eklenmiş olduğu da görülür. Zaten birkaç yerde bu kitabı kendisinin yazmış olduğunu özenle vurgulamaya çalışmıştır.

Ben bunu şöyle yorumlayabilirim: Bu bir kendini gösterme çabası ya da çalışmalarının karşılığında hepsini kendine mal etme girişimi olsa gerek.

Anderson, anayasa tasarısı genel kurula sunulurken bunu tasarı üzerinde çalışmış olan diğer kurul üyeleriyle birlikte imzalamış. Tasarının genel kurula sunuluşunda da rapörtörlük görevini üstlenmiş ve tasarıyı savunmuş. Anayasa yürürlüğe girdikten sonra, bunun doğrudan kendi yapıtı olduğunu ileri sürerek sahip çıkışının o arihte ya arkına varılmamış ya da bu konu pek önemsenmemiş.

Anderson’un bu tutumunun bireysel bir sorundan kaynaklanmış olması olasılığı da var. 1722 yılında Londra Büyük Locası’nın büyük ikinci nazırı olan kişi görevine hiç gelmemiş ve yerini hep geçici olarak James Anderson doldurmuş. Buna karşın, hiç kimse ona bu göreve doğrudan seçilmek üzere destek vermemiş, onu büyük üstat hatta nazır olmak üzere bile aday gösteren çıkmamış.

Bu anayasanın “Anderson Yasaları” olarak anılışının bir diğer nedeni, bunun Anderson’a mal edilip aslında geçerli olmadığını vurgulamak amacını taşır.

Anayasa yürürlüğe girer girmez yalnızca salt inşaatçı localardan değil, din çevrelerinden de tepki görmüştü. (Buna daha önce de değinmiştim.) Özellikle dinsel kurumlara karşı yasanın savunulması gene Anderson’a düşmüştü. Ne de olsa bir din adamıydı. Nitekim yıllarca uğraştıktan sonra Anderson İngiltere Büyük Locası’na bu anayasa üzerinde birtakım değişiklikler yapılmasını kabul ettirmeyi başarmıştı. 1738 tarihinde yapılan bu değişiklikten sonra yeni yasa kitabını bastırırken, kitabın kapağına adını “yazar” olarak yerleştirmişti.

Dolayısıyla, şayet 1738 tarihli anayasa “Anderson Yasaları” olarak anılacak olursa bu pek yanlış sayılmaz ama kendi tutumları nedeniyle bazı mason kuruluşları 1723 tarihli özgün anayasayı da bu tanımın kapsamına almayı yeğlemiştir.

İşte tüm bunlar James Anderson’un neden Masonlukta yüzyıllar boyunca adından en çok söz edilmiş olan kişi niteliğini edindiğini de açıklar.

1738 TARİHLİ ANAYASA

Londra Büyük Locası 1725 yılında İngiltere Büyük Locası adını aldıktan hemen sonra İngiltere’deki aşırı tutucu çevreler spekülatif nitelikli yeni Masonluğa karşı bir saldırı kampanyasına girişti. Büyük loca açısından bu saldırılar önemli sayılabilecek bir boyuta varmıyordu ama ülkedeki antimasonik eğilimleri kışkırtmaktan da geri kalmıyordu.

Anglikan Kilisesi özellikle Masonluğun varlığına değil, hatta örgütsel niteliklerine de değil, anayasanın kapsamına takılmıştı. Bu yasanın kapsamındaki sözler ile dinsel ilkelerin çelişkili olduğunu ileri sürüyordu.

Bu duruma bir çözüm yolu bulunabilmesi için 1735 yılında James Anderson anayasayı baştan sona bir kez daha gözden geçirmek üzere görevlendirildi.

Bu kez Anderson’un çalışmaları hayli uzun sürdü. Yaptığı hazırlıklar üzerinde tartışmalar yapıldığı ve bir türlü sonuca varılamadığı düşünülebilir ama bu sadece bir varsayımdır. İngiltere Büyük Locası’nın o tarihlerdeki toplantıları artık düzenli olarak tutanağa geçirilmekteydi. Bunlarda, önerilmiş bir anayasa değişikliği tasarısından ve bu bağlamda yapılmış görüşmelerden hiç söz edilmemiş. Demek oluyor ki ya Anderson hasta olduğu için eskisi gibi hızlı çalışamamaktaydı ya da resmi bir nitelik taşımayan toplantılarda yapmak istediklerini açıkladığında, ağır eleştiriler hatta tepkilerle karşılaşıyordu.

Anderson’un önerilerinin tümünün benimsenmediği, birtakım değişiklikler yapılmış olduğu biliniyor. Yeni anayasanın İngiltere Büyük Locası’nın 1738 tarihli genel kurulunda onaylandığı da biliniyor.

Görünümüne bakılacak olursa “Yeni Yasa Kitabı” adı verilmiş olan bu kitabın 1723 tarihli özgün anayasadan pek bir farkı yoktu. Kitabın başında yer alan ve pek eleştirilen “tarihsel bölüm” üzerinde birtakım düzeltmeler yapılmıştı. Anayasanın kalbi olan “Yükümlülükler” (Mükellefiyetler) olarak anılan bölüm üzerindeki değişiklikler sanki ufak tefek ayrıntılar gibi görünüyordu ama bunlar anlam bakımından çok önemliydi. 1723 yılında henüz söz konusu olmayan “üstat” derecesi bu kitapta anayasaya eklenmiş, buna bağlı diğer düzeltmeler de yapılmıştı.

Bundan sonra İngiltere’de 1723 tarihli özgün anayasanın mı yoksa 1738 yılında yürürlüğe girmiş olan yeni yasanın mı geçerli olacağı tartışılmaya başlandı. Böyle bir tartışmanın yapılmaması, yeni yasanın genel kurul kararı ile onaylandığı için öncekinin yerini aldığının kabul edilmesi gerektiği düşünülebilir. Ancak, nasıl 1723 yılından hemen sonra ortaya çıkarılmış olan yasaya karşı çıkanlar olmuşsa, bu kez yapılmış olan değişikliklere karşı çıkanlar vardı.

Tüm bunlar sadece İngiltere için söz konusuydu; Kıta Avrupası’ndaki localar 1723 tarihli yasayı benimsemeyi sürdürüyordu

İngiltere’de Masonluğun Bölünmesi

18. yüzyıl ortalarına doğru İngiltere’deki locaların birbirlerinden yer yer çok farklı uygulamalara giriştikleri görüldü. Bu farklılaşmada hangi anayasanın geçerli olduğu konusundaki uyuşmazlığın etkisi de vardı ama tek neden bu değildi. Bir yandan Yok Büyük Locası’nın önderliğini etmiş olduğu Bütün İngiltere Büyük locası da yandaş toplamış, diğer yandan İngiltere büyük Locası’na bağlı birçok loca, büyük locayı umursamadan kendi benimsediği yöntemleri uygulamak eğilimine girmişti Yeni locaların kurulmasında, yeni masonların alınmasında, derecelerin verilişinde, görevlilerin seçiminde, protokol uygulaması ve oturumların yürütülmesinde birbirinden çok farklı yöntemler uygulanıyordu. Dolayısıyla “Genel tüzükler” bile geçerliliğini yitirmiş gibiydi,

Yöntemleri birbirleriyle tam bir uyum içinde olmayan localar, kendilerini “düzenli” (muntazam) görüp diğerlerini düzensiz (gayri muntazam) olmakla suçluyordu. İngiltere Büyük Locası, kendisine bağlı locaları belli bir disipline sokamıyor, yöntemler arasındaki çelişkileri gideremiyordu. Bir diğer deyişle “obediyans” kavramı da anlamını yitirmiş gibiydi.

Bu durumun sonucunda beklenen oldu. 1751 yılında İngiltere’deki Masonluk parçalandı.

Birçok ayrı telden çalan olmasına karşılık belirgin iki grup vardı. Bu iki gruptan biri Masonluğun 17. yüzyıl ve öncesinden kalma eski yöntem ve geleneklerine kesinlikle bağlı kalınması gerektiğini savunuyordu. Bu görüşte olan locaların topluluğu kısaca “Eskiler” (Antients) olarak anılıyordu. Bu grupta yer alan localar İngiltere Büyük Locası’ndan koparak kendi başlarına bir diğer büyük loca kurdu. 1756 yılında, bu büyük locanın büyük sekreteri olan Laurence Dermott, geçmişteki tüm anayasa çalışmalarını bir kez daha derleyip toparladı. Hazırlamış olduğu tasarı büyük loca genel kurulunda onaylandı. Bu anayasaya Ahiman Rezon adı verildi.

“Ahiman Rezon” ne demektir?

Bu konuda öyle çok yorumsal açıklama var ki, hangisinin doğru olduğu belli değil.

Bir açıklamaya göre “kardeşlerin seçtiği yasa” anlamına gelir. Bir başka açıklamada sözlük anlamı “gerçek ve inanmış bir kardeşin görüşleri” olarak verilir. Bu terimin etimolojisinin İbranice değil, İspanyolca olduğunu süren bir başka yoruma göre ise “tüm ilkelerin toplamı” demektir.

Diğer grup ise İngiltere Büyük Locası’nın geçen çeyrek yüzyılda Masonluğa getirmiş olduğu değişimleri benimseyen localardan oluşuyordu. Bu gruba da kısaca “Yeniler” (Moderns) deniyordu. Bu büyük locada 1738 tarihli değişiklik de yadsındı ve 1723 tarihli özgün anayasaya dönüldü.

18. yüzyılın ikinci yarısında her iki büyük loca da kendi benimsedikleri anayasa üzerinde değişiklikler yapılması gereksinmesini duydu.

Ahiman Rezon üzerinde 1764, 1778 ve 1787 yıllarında olmak üzere üç kez değişiklik yapıldı.

Yeniler olarak anılan büyük loca ise anayasasını 1767 ve 1784 tarihlerinde olmak üzere iki kez değiştirdi.

Yapılan bu değişiklikler, zamanın gereksinme ve giderek değişme gösteren anlayışlarının sonucuydu. O tarihlerde anayasayı değiştirmek yerine olduğu gibi bırakıp üzerinde yorumsal değerlendirmeler yapmakla yetinmek uygun bir çözüm yolu görülmüyordu. Böyle bir yaklaşımı sadece Kıta Avrupası’ndaki masonlar benimsiyordu

İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın Oluşumu

İngiltere’deki Masonluğun kendi içindeki bölünmesi 60 yıl kadar sürdü. Sonunda 1813 yılında birlik sağlanıp İngiltere Birleşik Büyük Locası (United Grand Lodge of England) yani iki büyük locayı birleştiren büyük loca kurulduğunda, anayasa konusu yeniden gündeme geldi.

Masonluğun anayasası yeni baştan ele alındı. Hazırlanan tasarı 1815 yılında İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın genel kurulunda onaylandı.

Bu anayasa düzenlenirken Ahiman Rezon öncelikli tutulmuştu ama değişikliğe uğratılarak “salt spekülâtif” bir nitelik taşıyacak biçime getirildi.

Ancak bu bakımdan, İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın anayasasının Ahiman Rezon ile Masonluğun 1723 tarihli özgün anayasası arasında bir uzlaşma sağladığı sanılmamalı.

Bundan sonra İngiltere Birleşik Büyük Locası kendi anlayış ve benimseyişine uygun bir “masonik düzen” sistemini dünyadaki diğer mason kuruluşlarına kabul ettirmek için hayli çaba harcadı. Bunda başarılı da oldu. Ancak 1723 tarihli özgün anayasa yerine 1813 tarihli anayasanın kabul edilmesi ve uygulamanın buna göre yapılması üzerinde pek durmadı. Nitekim günümüzde gerek 1723 tarihli özgün anayasayı gerekse Ahiman Rezon’u benimsemeyi sürdüren büyük localar var. İngiltere Birleşik Büyük Locası’na göre artık anayasa pek önemli değildi. Asıl önemli olan, Masonluktaki “örgütsel düzen” ilkelerinin benimsenmesi ve uygulanmasıydı.

Fransa Büyük Doğusu’nun Tutumu

Daha önce değinmiş olduğum gibi, İngiltere’de bu anayasa değişiklikleri yapılırken, Fransa başta olmak üzere Kıta Avrupası’ndaki obediyanslar çoğunlukla 1723 tarihli özgün anayasaya bağlı kalmayı sürdürmüştü. Ancak İngiltere Masonluğu dış politikasında sık ve yoğun bir biçimde kullandığından, gerek Ahiman Rezon gerekse 1815 tarihli anayasayı benimseyenler de vardı. ABD’ndeki ve diğer uzak ülkelerdeki durum da bundan farklı değildi.

Farklı olan Fransa Büyük Doğusu’nun tutumuydu. Nasıl İngiltere’de İngilizvarî bir Masonluk oluşturulmuşsa, Fransa’da da Masonluk önceleri Stuartistlerin etkisi altında kalmış ama sona Fransızvarî olmaya dönüşmüştü.

Fransa Büyük Doğusu, İngiltere Birleşik Büyük locası kadar geniş ve güçlü bir örgüttü. O da kendi anayasasını hazırlardı. Fransızlara göre yüz yılı aşkın bir süredir bağlı kalmış oldukları 1723 tarihli anayasa salt spekülatif nitelikli değil, o dönemin koşul ve gereksinmeleri uyarınca hem spekülatif hem de operatif nitelikli olmak üzere düzenlenmişti. Spekülatif Masonluğun giderek artan bir hızla gelişeceği, Operatif Masonluğun ise yakında varlığını tümüyle yitireceği düşünülmemişti. Nitekim daha sonra yapılan her bir değişiklik, bu noksanlıktan kaynaklanan gereksinmeyi ortaya koymuştu. Bundan ötürü birçok mason kuruluşu anayasa üzerinde değişiklik yapmak yerine bu yasanın kapsamındaki operatif öğeleri simgesel anlamlar çerçevesinde değerlendirmeyi yeğlemişti. Ancak bu da yürümüyordu, İyisi mi, bu soruna kesin bir çözüm getirilmeliydi.

Bunun için Fransa Büyük Doğusu, kendine özgü ve çok farklı bir anayasa hazırlayarak bunu kendi genel kurulundan geçirip. 1849 yılında yürürlüğe koydu. Ardından bu anayasa üzerinde 1884 ve son olarak da 1971 yılında birtakım değişiklikler yaptı.

İşte bunlar Masonluğun anayasalarının geçirmiş olduğu serüvenler… Bundan sonraki işimiz bunların bazı bölümlerine girerek karşılaştırma ve değerlendirmeler hatta belki biraz da yorum yapmak olacak.

DİĞER SAYFAYA GEÇİNİZ

Oyunuzu bırakın


Bu yazıyı beğendiyseniz paylaşınız.

Yorumlar

yorumlar

GİZLİ ÖRGÜTLER