Astronomi Tarihi

 

Astronomi en eski bilim dallarından biridir. Bu nedenle genelde bilim tarihi büyük ölçüde astronomi tarihinden oluÅŸur. Astronomi tarih öncesi dönemlerden bu yana geliÅŸmesi sırasında matematik, fizik gibi baÅŸka birçok bilim dallarının da geliÅŸmesine neden olmuÅŸtur. Ay ve GüneÅŸ tutulmaları, yıldız yaÄŸmurları, gök taşı düşmesi, kuyruklu yıldız görünmesi gibi birçok ilginç olay insanların dikkatini astronomik olaylara çekmiÅŸ, bu tür olayların sistematik bir ÅŸekide izlenip kayıtlarının tutulması ve kayıtların yorumlanarak sonuçlar çıkarılması astronominin geliÅŸmesini saÄŸlamıştır.

Avrupa

İslâm dünyasında astronomi çalışmaları önemini yitirmeye baÅŸladığı sıralarda Orta Avrupa, Rönesansla beraber bilim merkezi olma yolundaydı. islâm dünyasından alınıp tekrar Latince’ye çevrilen kitaplardan astronomi öğreniliyor ve üniversitelerde okutuluyordu. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi, denizcilerin yön ve konum saptama ihtiyaçları; ikincisi de “Paskalya” gibi dini günlerin belirlenmesi ve daha genel anlamda takvimde yeni gözlemlerle desteklenen bir reform yapılması ihtiyacıydı.
Bu dönemde astronomide asıl geliÅŸme gözlemsel deÄŸil fakat kuramsal olmuÅŸtur. Gözlem yapamamaktan yakınan Nicholas Copernicus (Kopernik) (1473- 1543), matematiksel ve mantıkî düşünceyle Aristarchus modelinin GüneÅŸ sistemi gözlemlerini Ptolemy modeline göre daha basit bir ÅŸekilde açıkladığından daha doÄŸru olması gerektiÄŸini savunmuÅŸtur (bkz. Åžekil 2.6). Kopemik, Aristarchus gibi, Yer ve diÄŸer gezegenlerin GüneÅŸ etrafında düzgün dairesel hareket yaptıklarını, ayrıca gök cisimlerinin günlük görünür haraketlerinin Yer’in dönmesinden kaynaklandığını düşünmüştür. Düzgün dairesel hareketin gözlemleri tam olarak saÄŸlamadığını görmüş ve bu nedenle bazı gezegenler için ikincil yörüngeler öngörmüş ve GüneÅŸin de tam merkezde olmadığı yargısına varmıştır. Ölünceye kadar yayınlamaktan çekindiÄŸi “De Revolutionibus” kitabına göre Kopernik modeli Ptolemy modelinden daha karmaşıktı; gezegenlerin 7 eliptik yörüngesini açıklayabilmek için toplam 48 tane birincil ve ikincil çember yörünge kullanılmıştı. Oysa aynı yıllarda Ptolemik model, aynı amaç için 40 çember yörünge kullanıyordu.

(1546- 1601) yılları arasında yaÅŸayan büyük astronom Tycho Brahe, iki GüneÅŸ sistemi modeli arasında doÄŸruyu bulmanın sadece çok duyarlı gözlemlerle mümkün olduÄŸunu belirtmiÅŸtir. Kendi kurduÄŸu modelde (Åžekil 2.10) Ay ve GüneÅŸ’in Yer etrafında, diÄŸer gezegenlerinse GüneÅŸ etrafında düzgün dairesel haraket yaptıklarını kabul etmiÅŸti. Tycho Brahe, yaptığı duyarlı gözlemleri deÄŸerlendiremeden ölmüştür. Öğrencisi Johann Kepler (1571-1630) bu gözlemleri kullanarak önce Mars gezegeninin gözlemlerini deÄŸerlendirmiÅŸ ve Mars yörüngesinin odaklarından birinde GüneÅŸ bulunan bir elips olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Sonradan aynı ÅŸekilde diÄŸer gezegen yörüngelerinin de birer elips olduÄŸunu gösterilmiÅŸtir (bkz. Kepler kanunları). Kepler kanunlarıyla GüneÅŸ merkezli gezegenler teorisi yer merkezli Ptolemy modeline göre hem akla daha uygun geliyor hem de gözlemleri daha iyi açıklıyordu. Kepler de yıldızların Satürn yörüngesinin ötesinde dar bir bölgede yer aldıklarına inanıyordu. Bu dönemde Giordano Bruna (1548-1600) ise yıldızların sonsuz evrene dağıldıklarını düşünmüştü. Bu düşünce aslında islâm rasathanelerinde geliÅŸtirilmiÅŸtir.

Teleskopun 1610 yılında keşfedilmesiyle astronomideki gelişmeler hızlanmış ve teleskop en önemli astronomi âleti durumuna gelmiştir. Mekaniğin kurucularından Galile (1564- 1642) teleskop kullanarak (1) Jüpiterin dört uydusunu keşfetmiş, (2) ilk Ay haritasını yapmış ve oradaki yüzey şekillerini isimlendirmiş, (3) Venüs gezegeninin evrelerini izlemiş, (4) Samanyolunun yıldızlardan oluştuğunu görmüş, (5) Satürn gezegeninin kenarında çıkıntılar olduğunu (bunun halka olduğunu farkedememiş) gözlemiş ve (6) Güneş lekelerinin gözlemlerinden güneşin 26 günde bir dönme hareketi yaptığını bulmuştur. Fabricius (1564- 1617) tarafından Güneş lekeleri ve iki değişen yıldız aynı dönemde keşfedilmiş, 1580 lerde ilk büyük gök haritası, Bayer (1572- 1625) tarafından yayınlanmış ve aynı yıllarda Papa Gregory XIII tarafından takvimde düzeltme yapılmıştır.

Kepler ve Galile’den sonra astronomiye en büyük katkı Isac Newton (1642- 1727) tarafından yapılmıştır. Kepler gezegenler kuramında, gezegenleri yörüngelerinde tutan kuvvetin GüneÅŸ’ten kaynaklandığını ve manyetik bir kuvvet olduÄŸunu kabul etmiÅŸti. Newton, Kepler kanunlarını kullanarak bu kuvvetin her zaman gezegen- GüneÅŸ uzaklığının karesiyle ters orantılı olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Newton, ayrıca, bu kuvvetin Yer üzerinde bırakılan taşın yere düşmesini saÄŸlayan  gelgit olayına neden olan kuvvetle Lagrange (1736- 1813). Laplace (1749- 1827), Gauss (1777- 1855) gibi çok meÅŸhur bilim adamları gök mekaniÄŸi alanında çalışmışlardır. Gözlemsel alanda ise GüneÅŸ merkezli GüneÅŸ sistemi modelinde yıldızların var olması gereken paralaktik hareketleri (bkz. bölüm 4.3) tüm çabalara karşın gözlenemiyordu. 18. yüzyılda bu amaçla yapılan yoÄŸun çalışmalar baÅŸka buluÅŸlara yolaçmıştı. Ancak konum gözlemlerindeki aberasyon (ışınım sapıncı), presesyon, nütasyon ve kırınım etkileri anlaşılıp pratik yöntemlerle giderilerek gözlem duyarlığı oldukça arttırıldıktan sonra yıldızların paralaktik hareketleri ölçülebilir duruma gelmiÅŸti, ilk kez Bessel (1784- 1846), 1838′de 61 Cyg yıldızının ve daha sonra aynı yıl içinde Struve (1793- 1864) ve Henderson (1798- 1844) Î± Lyr (Vega) ve a Cen yıldızlarının ıraklık açılarını ölçmeyi baÅŸarmıştır. Ölçümler sonunda görülmüştür ki yıldızların ıraklık açıları ve paralaktik kaymaları beklenene göre çok çok küçük, dolayısı ile yıldızlararası uzaklıklar çok çok büyüktür. Bize en yakın yıldız olan “Proxima Centauri” yıldızının bile ıraklık açısı 0.76 açı saniyesi ve buna karşılık gelen uzaklığı ise 4.3 ışık yılıdır.

İslam Astronomisi

Henüz Müslümanlık ortaya çıkmadan önce Araplar, Yunan kültürünü koruyan Romalılarla temas içindeydiler. Daha o zaman var olan astronomi ilgisiyle Araplar, Roma İmparatorluÄŸu’nun koruduÄŸu Yunan eserlerini Lâtince’den Arapça’ya çevirmiÅŸlerdi. Müslümanlığın ilk yıllarından itibaren dini günlerin namaz ve oruç saatlerinin belirlenmesine yarayacak astronomi bilgisi islâm ülkelerinde daha da önem kazanmıştı. Kıble doÄŸrultusunun belirlenmesi de bir bakıma astronomi bilgisi gerektiriyordu. O zaman üzerinde çalışılan astronomi konuları ÅŸunlardı: (1) CoÄŸrafî astronomi (2) GüneÅŸ, Ay, gezegenler ve yıldızların görünür hareketlerini inceleyen konum astronomisi (Hm- ül- eflak), (3) astroloji (ilm- i ahkam- ı nücum) ve (4) zaman hesapları (im- ül- rukat). DoÄŸal olarak zaman hesapları ve coÄŸrafi astronomi en önemliydi. Zaman hesaplarıyla uÄŸraÅŸanlara “Muvakkit” denirdi. Büyük camilerin çoÄŸunda “Muvakkitl”er vardı. “Muvakkitler medreselerde yetiÅŸtiriliyordu. GeniÅŸ anlamıyla astronomi, islâmiyette dinî çevrelerce pek raÄŸbet görmezdi. Çünkü astronomi, aklî ilim olarak islâmi ilimler gibi önemli deÄŸildi. DiÄŸer taraftan insan düşüncesi mahsulü oldukları için aklî ilimlerin hatalı ve hatta zararlı olabileceÄŸine inanılıyordu. Bu nedenle islâmiyette fıkıh medresesi, kelam medresesi, hadis medresesi ve sayıları az da olsa tıp medresesi gibi bazı özel konuların öğretildiÄŸi medreseler vardı. Fakat astronomi gibi aklî ilim dedikleri özel dallarda öğretim yapan medreseler yoktu. Astronomi bilgisinin yayılması ve nesilden nesile geçmesi daha çok diÄŸer aklî ilimlerde olduÄŸu gibi özel ders ve kiÅŸisel çalışmalarla oluyordu. Böylece astronomlar özel ders vererek çıraklık usulüyle yeni astronomlar yetiÅŸtiriyorlardı. Genelde deÄŸer verilmeyen astronomi çalışmalarına islâmiyette takınılan tavır her zaman ve her yerde aynı olmamıştır. ÖrneÄŸin Fatih Sultan Mehmed’in istanbul’da açtığı medreselerde, matematiÄŸin yanında astronominin de okutulduÄŸu bilinmektedir.

İslâm astronomları evren modeli olarak Ptolemy (Batlamyus) modelini esas kabul edip yaptıkları gözlemler sonucu bu modelde küçük deÄŸiÅŸiklikler yapmışlardı. Ay’ın hareketine dayalı bir takvim kullanmışlardır. Bu takvim islâm Peygamberi Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç tarihinden baÅŸlatılmıştır. Yıldızların, Yunanlılarda kabul edildiÄŸi gibi Satürn dışında bir kürenin üzerinde olduÄŸu inancından şüphe edilmiÅŸ, onların çok daha uzakta, uzaya yayılmış büyük cisimler olduÄŸuna inanılmıştır.

islâm dünyasının astronomiye en önemli katkısı, ilk kez modern anlamda gözlem evlerinin kurulmuÅŸ olmasıdır. Batı dünyasında hiç sözü edilmeyen bu geliÅŸme aslında çok önemlidir. Eski Yunanlılar, astronomik bilgiyi yeni gözlemlere gereksinme duymadan filozofik yollarla geliÅŸtirmeye çalışırken, islâm ülkelerinde gözlem yapmanın önemi kavranmış, bu amaçla büyük gözlem evleri kurulmuÅŸtur. Bu gözlem evlerinde yeni âletler geliÅŸtirilmiÅŸ, çok sayıda astronom yetiÅŸtirilmiÅŸtir, ilk kez İslâm ülkelerinde 8. yüzyılda kurulmaya baÅŸlayan gözlem evlerinin önemi ve dünya üzerindeki sayısı o günden bu yana gittikçe artmaktadır. BaÄŸdat’ta 5. Abbasi halifesi Harun el- ReÅŸid (763- 809) zamanında geliÅŸmeye baÅŸlayan gözlemsel astronomi 7. halife El- Mamun (813- 833) zamanında daha da fazla destek görmüştür. Dönemin büyük astronomu El- Battani (858- 929) 20 yaşından baÅŸlayarak çok duyarlı gözlemler yapmıştır. Bu gözlemlerle GüneÅŸ’in görünür hareketindeki düzensizlikleri incelemiÅŸ, düğümler noktasının yılda 54″ 5 kaydığını göstermiÅŸ ve ekliptiÄŸin ekvator düzlemiyle 23°35′  ‘lık bir açı yaptığını ölçmüştür. 880- 881 ılımına (ekinoksuna) göre bir yıldız katalogu hazırlamış ve “Yıldızlar Bilimi” adlı bir de kitap yayınlamıştır. Bu kitap sonradan 12. yüzyılda Latince ve ispanyol’caya çevrilmiÅŸtir. 10. ve 11. yüzyılda meÅŸhur olan diÄŸer iki islâm astronomundan El- Sufi Åžiraz’da, El- Biruni ise Mezopotamya’da yaÅŸamıştır. Aynı dönemlerde İbn- Yunus, Mısır’da astronomi gözlemleri sürdürmüştür.

Abbasi halifesi  Mamün zamanında BaÄŸdat’taki Åžemmasiye ve Åžam’daki Kasiyün gözlem evlerindeki     astronomların grup hâlinde  çalıştıkları  ve  birbirleriyle iÅŸbirliÄŸi yaptıkları  bilinmektedir. Meraga gözlem evinde de 100 kadar öğrenci ve Nasir – üd – din – i Tusi,  Cemal- üd- din- ibni- Tahir- i
Buhari gibi birçok önemli astronom bulunuyordu. Semerkand gözlem evinde ise Kadı Zade ve Ali Kuşçu, UluÄŸ Bey ile birlikte çalışmışlardır. Bu gözlem evi UluÄŸ Bey’in öldürülmesinden sonra on yıl kadar oÄŸlu tarafından yönetilmiÅŸtir. Tebriz gözlem evinin ancak birkaç yıl çalıştırılıp Gazan Han’ın 1304 yılında ölmesinden sonra bir nedenle yıkıldığı sanılmaktadır. Burada bir önemli nokta da İslâmda büyük gözlem evlerinin hükümdarlar tarafndan kurulmuÅŸ ve desteklenmiÅŸ olmasıdır. Yalnız bütün bu gözlem evlerinin ömürleri fazla uzun olmamıştır. Bunun da nedeni islâmiyette gözlem evine varlığının devamlı olması gerekli bir çalışma yeri olarak bakılmamış olmasıdır.

İslam astronomisinde gökyüzü haritası

Aslında bugün eski İslâm dünyasındaki astronomi çalışmaları yeterince gün ışığına çıkarılmış değildir. Medreselerin gözlem evi niteliğinde yapılmış olması, kubbelerinin altında kuyuların bulunması astronomi gözlemleriyle ilişkili olabilir, İslâm dünyasının astronomi bilimine etkisi öylesine büyük olmuştur ki bugün parlak yıldızların bütün dünyada kullanılan isimleri genellikle Arapçadır. Örneğin; Algol, Antares, Aldebaren, Adhara, Almach, Alphard sadece A harfinde tüm dünyada kullanılan birkaç parlak yıldızın Arapça ismidir. Hâlâ kullanılan astronomik terimlerin de bir çoğu islâm kaynaklıdır. Örneğin; zenit. nadir, azimut, almukantar v.s yine batıda turkuet yada turketum denen ve açı ölçmeye yarayan gözlem âleti, İslâm gözlem evlerinde geliştirilmiş Türk gözlem âletidir.

Teleskopun 1610′da icadından önce astronomik gözlemlerin sürdürüldüğü son islâm gözlem evi III. Murat’ın emriyle Takiyyüddin tarafından istanbul Tophane’de 1577 yılında kurulan istanbul gözlem evidir. Bu gözlem evi 2 yıllık bir çalışma döneminden sonra yine III. Murat’ın emriyle topa tutularak yıkılmıştır.

İlk Medeniyetlerde Astronomi

İlk medeniyetler daha çok ılıman bölgelerde su kenarlarında kurulmuÅŸtu. O zaman yerleÅŸim merkezlerinin ışıklandırması bugünkü gibi fazla olmadığı için gecelen gök yüzü daha ihtiÅŸamlı ve daha güzel görünmüş olmalı. Zamanlarının büyük kısmını geceleri açık havada geçiren insanlar gök yüzündeki deÄŸiÅŸik gök cisimlerinin farkına varmışlar, kiminin fazla göz kırparken kiminin göz kırpmadığını ve bu göz kırpmayanların öbürlerinden farklı hareket ettiklerini görmüşler ve onlara gezegen demiÅŸler. Zaman zaman dikkatlerini yıldız yaÄŸmurları, kuyruklu yıldızlar, nova patlamaları ve kutup ışıması gibi olaylar ve cisimler çekmiÅŸ olmalı. Ayın ve GüneÅŸ’in gök yüzünde görünür hareketlen, zaman zaman tutulmalar göstermeleri, Ayın evreler oluÅŸturması ve olayların hep dönemli görünmesi dikkatlerini çekmiÅŸ olmalı. Bir süre sonra gözledikleri gök yüzünden yararlanmayı düşünmüş olmalılar. Yıldızların konumlarını yön bulmada, Ay ve GüneÅŸ’in konumlarını ise zamanı belirlemede kullanmışlardır. iÅŸlerini plânlayabilmek için Ay ve GüneÅŸ’in görünür hareketlerine dayalı takvimler oluÅŸturmuÅŸlardır, ilk medeniyetlerde astronominin geliÅŸimini insanların merakları yanında yön bulma ve zamanı ölçme gibi iki temel gereksinmelerine borçluyuz. O zamanlar gök yüzünün düzeni gözlenmesinde bir baÅŸka neden de yıldızların tanrılarla ilgili olduÄŸu ve yıldız hareketlerimi tanrı isteklerine birer belirteç olduÄŸu inancıdır. Bu inanç astrolojinin doÄŸmasına neden olmuÅŸtur. Bugünkü anlamıyla astroloji GüneÅŸ, Ay, gezegenler ve on iki burcun konumlarına bakarak insanların karakterleri, davranışları, geçmiÅŸten ve gelecekleri hakkında bilgi verme sanatıdır. Hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı için astroloji bilim deÄŸildir, ve bu nedenle de hiçbir gerçeklik payı yoktur. Kitabın sonunda verilen bu konudaki okuma parçasını okuyunuz.

Gezegenlerin gelecekteki konumları hakkında bilgiler veren bir tablet

Babilliler

Bugün Fırat ile Dicle nehirleri arasında Irak’ın bulunduÄŸu topraklarda ilk medeniyetlerden birini kuran Babilliler tarımla uÄŸraÅŸma yanında uzak doÄŸu ile Avrupa ve Mısır arasında ticaret yapıyorlar ve bu yolla ticaret yaptıkları toplumlar arasında kültür alış veriÅŸini gerçekleÅŸtiriyorlardı. Kayıtlara göre M.Ö. 2000 yıllarında çok sayıda yıldızın konum gözlemlerini yapmışlar ve bunları kaydetmiÅŸlerdir. Sistemli gözlemler için gök yüzünü bölgelere ayırmışlar, her bölgeye yıldızların oluÅŸturdukları hayvan veya eÅŸya isimlerini vermiÅŸlerdir. Bu gün kullandığımız takım yıldızların yarısından fazlasını onlar oluÅŸturmuÅŸtur. Kitabın sonundaki takımyıldızlar listesine ve gök haritasındaki yerlerine bakınız. Babilliler Merkür ve Venüs gezegenlerini çok gözlemiÅŸler. GüneÅŸlen olan uzanım açılarının küçük olmasından giderek onların GüneÅŸ etrafında hareket ettikleri yargısına varmışlardır Dahası Babilliler kayıtlarında Venüs gezegenini çift hilâl sembolüyie göstermiÅŸlerdir Buna göre Babilliler büyük olasılıkla Venüs’ün evreler gösterdiÄŸini biliyorlardı. Venüs’ün evreleri bugün aletsiz gozlenememektedir. Venüs’ün evreler gösterdiÄŸi kayıtlara göre ilk kez Galile tarafından M.S. 1610 yılında teleskopla gözlenmiÅŸtir. Bir olasılıkta Babilliler, Venüs’ün evreler gösterdiÄŸini mercek benzeri âletlerle Galile den 3000 yıl kadar önce gözlemiÅŸler, bunun GüneÅŸ ışığının yansımasıyla ilgili olduÄŸunu    ve   Venüs’ün    GüneÅŸ   etrafında   yörünge    hareketi   yaptığını anlamışlardı. Babilliler’e iliÅŸkin gözlem kayıtlarının çoÄŸu astrolojik amaçlıdır. Çok sayıda yıldız, Ay, GüneÅŸ, Merkür ve Venüs gezegenleri yanında o zaman bilinen Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin hareketleriyle ilgili konum gözlemleri de yapılmıştır. Bu gözlemlerle gezegenlerin gök yüzünde zaman zaman oluÅŸturdukları geri hareketleri ve kavuÅŸum dönemleri bulunmuÅŸtur. M.Ö. 5. ve 6. yüzyıllarda Babilliler’de astronomi en üst düzeye ulaÅŸmıştır. Uzun süre sistematik olarak gözledikleri Ay ve GüneÅŸ tutulmalarının dönemli olduÄŸunu ve Saros dönemi olarak bilinen bu dönemin 18 yıl 10 gün olduÄŸunu saptamışlardır.

Babil yıldız takvimi

Babillilerin gözlemsel astronomiye en önemi katkıları ise M.O. 380 yılında tamamlanıp kayda geçirilen Ay’ın konumlarına iliÅŸkin Kidinnu Çizelgeleri’dir. Bu çizelgeler Ay’ın yeni- Ay evresinden sonra ik görülme zamanının hesabını da mümkün kıldığı için oldukça önemidir. Ayın görünür hareketindeki düzensizlikleri de büyük doÄŸrulukla dikkate alan bu çizelgelerin M.Ö. 380 yılında yapılmış olması Babillierde astronominin ne kadar ileri olduÄŸunu göstermektedir. Babillilerin gözlemlere dayanan ileri düzeydeki astronomik bilgisi eski Yunan astronomisine temel oluÅŸturmuÅŸtur. Babilliler astrolojinin doÄŸup geliÅŸmesine neden olmakla insanlığı kötü yönde etki etmiÅŸlerse de modern astronomiye yaptıkları katkılarla bilimin bu alanda temelini oluÅŸturmuÅŸlardır.

Mısırlılar

Eski Yunanlılardan önce, eski Mısırlılarda astronomi pek fazla ileri deÄŸildi. Kayıtlara göre eski Mısırlılar, Ay ve GüneÅŸ tutulmalarını bile düzenli gözleyip kaydetmemiÅŸlerdi ve öyle sanılıyorki Ay ve gezegenlerin karmaşık hareketlerinden pek haberleri yoktu. Eski Mısırlı astronomlar da Babilli astronomlar gibi dine baÄŸlı kimselerdi. Eski Mısırlı astronomların en önemli ilgileri ve belki de görevleri takvim yapmaktı. Takvim yapmadaki amaç ise tarımın düzenli yürümesi isteÄŸi, özellikle Nil nehrinin taÅŸma zamanının önceden tahmin edilebilmesiydi. O zamanlar Nil nehrinin taÅŸma zamanı gök yüzünün en parlak yıldızı olan Ak yıldız (Sirius)’ın doÄŸu yönünde görünme zamanına rastlıyordu. Bu nedenle Mısırlılar takvimlerini bir dönem için Ak yıldızın görünür hareketine göre düzenlemiÅŸlerdir.

Kuzey takımyıldızlarının tasviri, Seti I Tapınağı

Mısırlıların geometri ve mühendislikte ne kadar ileri olduklarını yaptıkları dev yapılı piramitlerden anlıyoruz. Mısır piramitlerinde belli doÄŸrultuların yılın belli zamanlarında gök yüzünde önemli yönleri belirlemiÅŸ olması, piramitlerin yapımında bazı astronomik amaçların da bulunduÄŸunu göstermektedir. Eski Mısırlılar, astronomik görüş olarak suyun herÅŸeyin kaynağı olduÄŸuna, tanrıça Nu’nun eÄŸilerek gök küreyi oluÅŸturduÄŸuna ve Samanyolu’nun ruhlar dünyasındaki Nil nehri olduÄŸuna inanıyorlardı.

Senmut Tapınağından bir tasvir (M.Ö 1470)

Çinliler

Çin’de M.Ö.2300 tarihlerinde yapılmış; Ay, GüneÅŸ tutulmaları ve kuyruklu yıldız gözlemlerinin kayıtlarına rastlanmaktadır. M.Ö. 8. yüzyıldan sonra yapılan astronomik gözlemlerin bilimsel deÄŸeri oldukça fazladır, Öyle anlaşılmaktadır ki eski Çinliler, tutulma, kuyruklu yıldız, meteor ve GüneÅŸ lekeleri gibi özel astronomik olayların gözlemlerinde oldukça beceri kazanmışlardı. Özellikle güneÅŸ lekeleri gözlemlerini nasıl yaptıkları hâlâ anlaşılmış deÄŸildir. Çünkü normal olarak güneÅŸ lekeleri bugün aletsiz gözlenememektedir. Çinliler, M.Ö. 8. yüzyıldan itibaren GüneÅŸ lekelerini düzenli olarak gözlemiÅŸler ve bu gözlemleri kaydetmiÅŸlerdir.

Eski bir Çin parasinda yıldız takımları, samanyolu ve diğer bazı gök cisimleri betimlenmiş. Para 79 mm çapında ve 3,5 mm kalınlıktadır.

Paranın arka yüzünde bir yıldız ve bir hilal betimlenmiş

Bazı bilim adamları, GüneÅŸ leke çevriminin maksimum dönemlerinde GüneÅŸ doÄŸarken veya batarken (fazla parlak deÄŸilken) özel eÄŸitim sonunda GüneÅŸ lekelerinin aletsiz gözlenebileceÄŸini iddia etmektedir. (2000- 2001 yıllarında GüneÅŸ, leke çevriminin maksimum döneminde bulunacaktır. Bu yıllarda GüneÅŸ lekelerinin aletsiz görülüp görülemeyeceÄŸini, GüneÅŸ doÄŸarken veya batarken deneyebilirsiniz.) Yaptıkları gözlemler oldukça duyarlı olan eski Çinliler M.Ö.100 yıllarında Ay’ın evrelerini ve bazı Ay ve GüneÅŸ tutulmalarını tahmin edebiliyorlardı. Eski Çinliler de astronomik olayları astrolojik anlamda yorumluyorlar. Yerde meydana gelen olaylarla gök olayları arasında kuvvetli iliÅŸkiler olduÄŸuna inanıyorlardı.

Mayalar

Orta Amerika’da medeniyet kuran Mayaların çok eski zamanlardan beri astronomik olayları gözledikleri sanılmaktadır. ÖrneÄŸin, M.Ö. 3379 da oluÅŸan bir tam Ay tutulmasının Mayalar tarafından yapılan gözlem kaydı bulunmaktadır. Birçok Maya yapıtlarında rastlanan astronomik olaylara iliÅŸkin kayıtlar onların geliÅŸmiÅŸ bir takvim kullandıklarını göstermektedir. Yalnız, bu kayıtların gösterdiÄŸi tarihlerle arkeolojik kayıtlardan çıkartılan tarihler uyuÅŸmamaktadır. Henüz çözülemeyen bu çeliÅŸkide astronomik kayıtlar Maya medeniyeti için daha geri tarihler vermektedir.

Chichén Itzá daki gözlemevi. Günümüzde kısmen yıkılmış olan pencereler gündoÄŸumunu, günbatımını,  Venüs ve Ay’ın  hareketlerini izlemek amaçlı stratejik bir yerlesime sahiptir

Eski   Yunanlılar
Babilliler tarafından yapılan duyarlı ve uzun zaman aralıklarını kapsayan astronomik gözlemler eski Yunan astronomisinin temelini oluşturmuştur. Eski Yunanlılar, astronomik olaylardan çok onların nedenleri üzerinde durmuşlar ve ilk evren modellerini oluşturmuşlardır. Bu modellerde yıldızların tanrılara ilişkin mükemmel cisimler olduğu ve mükemmel hareketler yaptıkları kabul edilmişti. Eski Yunanlıların bu mükemmel hareket dedikleri düzgün dairesel hareket var sayımıdır. Kepler zamanına kadar astronomik düşüncenin vaz geçilmeyen bir var sayımı olarak kalmıştır.

Eski Yunanlıların bildiÄŸimiz ilk doÄŸa filozofu Tales’e (M.Ö. 640- 546) göre Yer, suda yüzen yassı bir diskti Tales gezegenlerin ve yıldızların hareketleri hakkında hiç yorum yapmamıştı Tales’in çaÄŸdaşı Anaksimander (M.Ö. 611- 547) ise Yer’in uzayda yüzen bir silindir olduÄŸunu ileri sürmüştür. M.O. 6. yüzyılda birbirinden bağımsız iki okul oluÅŸmuÅŸ. Bunlardan Xenophanes (Senofanes) (M.Ö. 570- 500) okuluna göre Yer, düz ve sonsuz boyuttaydı, ikinci Pitagor (Pisagor) (M.Ö 580- 500) okulu daha çok gözlemlere dayanıyordu. Pitagor, Yer üzerinde yaptığı uzun yolculuklar sonunda onun küre biçimli olduÄŸuna inanmıştı. Yer’in yuvarlak olduÄŸuna inandıkları halde bu okuldan hiç kimse onun döndüğünü savunmamıştı. Bu okula göre 10 sayısı 1+2+3+4=10 olduÄŸu için mükemmeldi. O zaman 9 farklı gök cismi (Yer, Ay, GüneÅŸ, beÅŸ gezegen ve sabit yıldızlar) gözleniyordu. Mükemmellik ve simetri nedeniyle bu sayı 10 olmalıydı. 10. cisim olarak Yer’in bir eÅŸi olduÄŸunu ileri sürdüler. Yine bu okula göre 10 farklı gök cismi Yer’in eÅŸi tarafından örtüldüğü için hiç görünmeyen bir ateÅŸ merkezi etrafında yörünge hareketi yapmaktaydı. Bu görüşe göre Yer, ilk kez yörünge hareketi yapan bir gezegen olarak dikkate alınmıştı.

M.Ö. 467 yılında Yunanistan’a düşen demirli gök taşının GüneÅŸten geldiÄŸini düşünen Anaxagoras (Anaksagoras) (M.O. 500- 428) GüneÅŸ’in yakın ve Yunanistan’ın bir parçası kadar küçük olduÄŸunu, maddesinin de erimiÅŸ demir olduÄŸunu düşündü; Anaxagoros’a göre Yer, düzdü; Ay’ın büyüklüğü GüneÅŸ’inki kadardı ve Ay, GüneÅŸ ışığını yansıtıyordu. Anaxagoras bu görüşleriyle cezalandırılmak istenmiÅŸ, Perikles tarafından ölümden kurtarılarak sürgüne gönderilmiÅŸtir.

Daha sonraki dönemin önemli bir okulu Plato (Eflatun)’nun (M.Ö. 427- 347) adını taşır. Plato kendisi Pitagor okulundan etkilenmiÅŸ ve o okulun görüşlerini geliÅŸtirmiÅŸtir. Evrende geometrik bir düzenin varlığına inanmış ve yedi gök cismi için inandığı göreli uzaklıkları (Ay- 1, GüneÅŸ- 2, Venüs- 3, Merkür- 4, Mars- 8, Jüpiter- 9, Satürn- 27); 1, 2, 4, 8 ve 1, 3, 9, 27 ÅŸeklindeki iki geometrik seriyle göstermiÅŸtir. Plato, Pitagor okulunun inandığı gök cisimlerini taşıyan ve görünmeyen müzikli kristal küreler kavramına da inanmış ve onu geliÅŸtirmiÅŸtir. Anlaşıldığına göre Plato, gök cisimlerinin günlük görünür hareketlerinin Yer’in dönmesinden kaynaklandığına inanmıştır.

Yaygın olan Plato (Eflatun) okulunun görüşü, Yer’in diÄŸer bütün gök cisimlerinden farklı olduÄŸunu ve onun evrenin merkezinde olması gerektiÄŸini öngörüyordu. Yer merkezli evren modelini eski Yunan’da ilk kez Eudoxus (Eudoksus) (M.ö. 408- 355)’un ileri sürdüğünü görüyoruz. Eudoxus’a göre Ay, GüneÅŸ ve bilinen 5 gezegen sabit olan Yer etrafında aynı merkezli çemberlerde dolanırlar, ikincil küre (epicycle) kavramını da gezegenler kuramına sokan Eudoxus’tur. Eudoxus, geliÅŸtirdiÄŸi modelin gözlemleri tam saÄŸlamadığını görünce, Philolaos (Filolaus)’un var saydığı görünmeyen küreler üzerinde daha küçük ve görünmeyen baÅŸka kürelerin var olabileceÄŸini düşündü. Ona göre gezegenler bu ikincil küreler üzerinde bulunuyorlardı. Eudoxus’un evren modelinde görünmeyen toplam küre sayısı 27 dir. Daha sonradan desteklenip Galluppus, Aristo, Hipparchus (Hiparkos) ve Ptolemy (Arap dünyasında Batlamyus olarak bilinir) tarafından geliÅŸtirilen bu Yer merkezli modelde gezegenlerin karmaşık görünür hareketleri kolayca açıklanabiliyordu fakat gözlemlerin duyarlılığı arttıkça modelden olan sapmaları açıklayabilmek için ikicil küre sayısını arttırmak gerekiyordu. Endoxus’a inanan Aristo, (MÖ. 384- 322) sadece filozofik nedenlerle ikincil küre sayısını 55′e çıkarmıştı. Aristo o günün bilgisine uygun kanıtlarla Eudoxus modelini inandırıcı bir ÅŸekilde savunmuÅŸtur. Yer’in yörünge hareketi yapmış olması hâlinde yıldızların paralaktik hareket yapması gerektiÄŸini, böyle bir hareket gözlenmediÄŸi için de Yer’in merkezde duraÄŸan olması gerektiÄŸini savunmuÅŸtur. Söz konusu paralaktik hareketin gözlenememesinin nedenini daha sonra Aristarchus (M.Ö. 310- 230) açıklamıştır.

Aristo, Yer’in çok büyük bir küre olduÄŸunu iki önemli kanıtla göstermiÅŸtir.  Ay tutulması sırasında Yer’in Ay üzerindeki gölge sınırının geniÅŸ bir yay olması ve  Yer üzerinde güneye gidildikçe yeni yıldızların görünür olması. Aristo, kutup ışıması, akan yıldız ve kuyruklu yıldızların Yer’in üst atmosferindeki olaylar olduÄŸunu ileri sürmüştür. Aristo döneminde yaÅŸayan Heraklit (M.Ö. 388-315) küresel Yerin bir eksen etrafında döndüğünü, evrenin sonsuz olduÄŸunu Merkür ve Venüs’ün GüneÅŸ etrafında döndüğünü ileri sürmesine karşın Aristo’nun inandırıcı kanıtlarla süslediÄŸi filozofik görüşleri tutunmuÅŸ, yaygınlaÅŸmış ve etkilerini Avrupa’ da rönesans dönemine kadar sürdürmüştür. Aristo zamanlarında bilinen 5 gezegen (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn), Ay ve GüneÅŸ sihirli 7 sayısını oluÅŸturuyordu. Yer, o zaman gezegen sayılmıyor ve ona her bakımdan büyük bir ayrıcalık tanınıyordu.  Yer’in etrafında 7 gök cismine iliÅŸkin 7 görünmeyen kristal küre evreni 7 katmana ayırıyordu. Tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında sık sık sözü edilen “7 kat gök” kavramı buradan gelmektedir. Haftanın 7 gün olması da aynı kaynaklıdır. Hatta müzik notalarının kaynağı da 7 katlı evren modeliyle ilgilidir. O zamanki inanışa göre 7 gök cismini taşıyan 7 büyük görünmez küre kristalden yapılmış olmalıydı ve dönerlerken çıkardıkları ses günahlarından arınmış kiÅŸilerce duyulabilmekteydi. Eski Yunan’da bu tür kiÅŸilerin duydukları sesleri taklit etmeleriyle yedi kristal kürenin çıkardığı ses olarak yedi temel müzik notası ve ikincil kürelerin sesleriyle de bemoller, diyezler ortaya çıkmış oldu.

Aristo’dan yüzyıl kadar sonra Samos’lu Aristarchus (M.O. 312- 230), ilk kez GüneÅŸ merkezli bir evren modeli ileri sürmüştü. Aslında Aristo da GüneÅŸ merkezli modeli tartışmış fakat yıldızların beklenen paralaktik kayması gözienemediÄŸi için modelin doÄŸru olmadığına karar vermiÅŸtir. Aristarchus’a göre paralaktik kayma gözlenemiyordu; çünkü yıldızları taşıyan küre o kadar büyüktü ki Yerin yörüngesi onun yanında çok küçük kalıyordu. Aristarchus tam ilk dördün evrdesinde Ay’ın uzanım açısını 87° ölçerek Ay- Yer ve GüneÅŸ’in oluÅŸturduÄŸu dik üçgenden GüneÅŸ uzaklığını, Ay uzaklığının 20 katı bulmuÅŸtur. DiÄŸer taraftan Ay ve GüneÅŸ’in görünür çaplarının eÅŸit olduÄŸunu dikkate alarak GüneÅŸ’in Ay dan 20 kat daha büyük olması gerektiÄŸini düşünmüştür. Burada izlenen yol doÄŸru olduÄŸu hâlde, açı ölçümündeki hatalar nedeniyle sonuçlar yanlıştır. Aristarchus,tutulma gözlemlerinin geometrisinden Ay ile Yer’in yarıçaplarını da karşılaÅŸtırmış ve bulmuÅŸtur. Aristarchus GüneÅŸ’i, büyüklüğü nedeniyle, evrenin merkezine koyup GüneÅŸ merkezli modeli savunmuÅŸ olabilir.

Ayrıca bu dönemde ilk kez Eratosthenes (M.O. 273- 192) tarafından küre biçimli kabul edilen Yer’in yarıçapı ilginç bir yöntemle doÄŸruya çok yakın olarak bulunmuÅŸtu. 22 Haziran günü GüneÅŸ Syene kentinin baÅŸucu noktasında bulunduÄŸu anda, iskenderiye kentinde GüneÅŸ’in baÅŸucu uzaklığı 7.2 açı derecesi ölçülmüş, ve bu açının Syene- iskenderiye arasındaki uzaklığı gören merkez açıya eÅŸit olduÄŸu dikkate alınarak (bkz Åžekil 2.7 ),

S = q(rad) x R

genel bağıntısında 7.2 derecelik merkez açı (q) nın radyan deÄŸeri ve bu açının gördüğü Syene- iskenderiye uzaklığı (S) yerine konarak Yer’in yarıçapı R=6405.26 km bulunmuÅŸtur. Bu, bugünkü ortalama gerçek deÄŸer 6370 km ye çok yakındır. Bu bulguyla birlikte tutulmaların geometrisinden yararlanılarak Ay ve GüneÅŸ’in uzaklıkları ve büyüklükleri tahmin edilmiÅŸtir. GüneÅŸ’in görünür hareketindeki düzensizlikler farkedilmiÅŸ, Ay’ın yörüngesiyle ekliptik çemberi arasındaki 5 açı derecesi olan açı ölçülmüştür.

Hipparchus (M.Ö. 190- 125) zamanında gezegen parlaklıklarının yıl boyunca deÄŸiÅŸtiÄŸi biliniyordu. Hipparchus buradan gezegen- Yer uzaklığının yıl boyunca deÄŸiÅŸmesi gerektiÄŸini düşünerek Yer merkezli modelde Yer’in görünmeyen kürelerin tam merkezinde olmaması gerektiÄŸini savunmuÅŸtur. Hipparchus, hazırladığı yıldız kataloÄŸundaki yıldız konumlarıyla aynı yıldızların daha önceden kaydedilen konumlarını karşılaÅŸtırarak konumlarda sürekli fakat çok yavaÅŸ olan bir deÄŸiÅŸimi farketmiÅŸtir Hipparchus’un astronomiye asıl katkısı, bugün kullanılan yıldız parlaklıklarının ölçüm sistemini geliÅŸtirmiÅŸ olmasıdır.

Eski Yunan astronom Hipparchus

Daha sonra Ptolemy (M.S.100-170), evren modeli konusunda Hipparchus’u örnek alarak Yer merkezli evren modelini kabul etmiÅŸtir. Gezegenlerin kavuÅŸum dönemlerini belirlemiÅŸ ve onların Yer’e uzaklıklarını geometrik yollarla hesaplamıştır. Ptolemy’nin astronomiye en önemli katkısı yazdığı 13 ciltlik astronomi kitabıdır. Ptolemy, Arap dünyasında Almagest olarak adlandırılan bu kitabında zamanının tüm astronomi bilgisini toplamıştır. Hipparchus’un yıldız kataloÄŸunu da kapsayan bu kitap yüzyıllarca temel astronomi kitabı olarak kullanılmıştır. Hipparchus’un yıldız kataloÄŸu, gözle görülebilen yıldızların o zamanki parlaklık ve koordinatlarını vermesi bakımından  önemlidir.  Aynı  yıldızların   bugünkü   koordinatları   Hipparchus kataloÄŸundaki deÄŸerlerle karşılaÅŸtırılarak o yıldızların öz hareketleri ve ayrıca, varsa, çok uzun dönemli parlaklık deÄŸiÅŸimleri bulunabilmektedir.

Ptolomy astronomi görüşünde dünya merkezli evren modellemesi

Milattan sonra birkaç yüzyıl içinde Hristiyan’lığın hızla yayılması ve daha sonra da Roma İmparatorluÄŸu’nun çökmesiyle Avrupa’da bilime verilen önem hemen hemen tamamen ortadan kalkmış, Aristo düşüncesinin kiliseye yerleÅŸmesi ile de Avrupa karanlık bir döneme girmiÅŸtir.

www.astronomiveuzaybilimleri.com

Yorum Gönder

0 Yorumlar