Kelt Kültürü
Bir soydan çok bir soyla birlikte bir kültür oluÅŸturan Keltler, Kafkas bölgesindeki diÄŸer Hint-Avrupa halkları gibi türedi. Plutarch, Keltlerin Kırım’dan geldikleri görüşünü savunur. Bazıları Balkan yarımadasına dağıldı, diÄŸerleri Alpler’e ulaÅŸtı ve sonunda Roma’da toplandılar. Ama oradan kovuldular ve geriye kalanlar Orta Anadolu’ya göç ederek Galatya olarak bilenen ülkeyi kurdular. DiÄŸerleri Danimarka ve Almanya’ya ulaÅŸtı, ancak Cermenlerce buradan sürüldüler. Bugünün Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’una girenler daha baÅŸarılıydı ve baÅŸlangıçta Romalıların Galya olarak bildigi Seine ve Garonne nehirlerinin arasında kalan bölgeye yerleÅŸtiler. DiÄŸerleri, bugünkü Kuzey İspanya ve Portekiz’e yerleÅŸtiler. İspanya, Portekiz, Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’dan Büyük Britanya ve İrlanda’ya geçtiler.
Kelt dilleri Britanya ve Fransa’nın Bretagne bölgesinde günümüze kadar geldi. Aralarında İrlanda’da konuÅŸulan İrlanda Kelt dili ya da İrlanda Gal dili, İskoçya’da konuÅŸulan İskoç Kelt dili, Man Adası’nda konuÅŸulan Manx dili, Galler’in Gal dili, Bretagne ve Cornwall’da Breton (uygulamada yok olan) ve Cornwall dili vardır. Kelt kültürü en iyi biçimde, istilacıların oldukça az karıştığı İrlanda ve Galler’de korundu fakat burada bile büyük deÄŸiÅŸikliklere uÄŸradı.

Keltlerin, en önemli geliÅŸimini İrlanda’da İS 1. ve 2. yüzyıllarda tamamlayan karmaşık bir sosyal düzeni vardı. C. S. Coon bunu, son dönem arkeolojik araÅŸtırmalara dayanarak açıklamıştır. BaÅŸta Tüm İrlanda’nın Yüce Kralı, altında Ulster, Munster, Connaught, Leinster ve Maeth büyük eyaletlerinin beÅŸ Kralı, onların altında eyalet Kralları, onun altında Bayır ve Tepelerin Kralları, onun altında Soylular’dan oluÅŸan dört sınıf, onların altında çiftlik sahipleri, onun altında işçiler ve zanaatkarlar ve sonunda topraÄŸa baÄŸlı köylülerin olduÄŸu feodal bir sistem vardı. Toprak da buna göre bölünmüştü, yalnızca son sınıf toprak sahibi deÄŸildi.
Toprak sahipleri ve köylülerin dışında Druidler adı verilen bir eÄŸitimliler sınıfı vardı. Her ÅŸeyi düzenleyen bağımsız bir hiyerarÅŸileri vardı, örneÄŸin Yüce Kral ve diÄŸer kralların, soyluların ve çiftlik sahiplerinin randevularını tutar ve rahip, hakim, doktor, eÄŸitmen, ÅŸair, astrolog ve majisyenlik yaparlardı. Yunan alfabesini kullanarak yazı yazdıkları söylenir. Ayrıca, dikey ve yatay kalem vuruÅŸlarıyla yazılan harfler birbirleriyle birleÅŸtirilerek yatay bir çizgi üzerine yerleÅŸtirilen kadim Ogham Alfabesi’ni kullandıkları da söylenir. Ama klasik yazarların tümü Druid bilgisinin yazarak deÄŸil, ezberlenerek öğrenildiÄŸi konusunda görüş birliÄŸindedir. Bu nedenle bir Druid’in eÄŸitimi yirmi yıl gibi uzun bir zaman birimi kadar sürebilirdi. Klasik yazarlar Druidlerden söz ettiÄŸine göre, Druidler topluluÄŸuna kadınlar da kabul edilirdi. DiÄŸer rahipliklerde olduÄŸu gibi, birkaç inisiyelik sınıf vardı. Bu sınıflardan ikisi ozanlar ve gezgin kahin-ÅŸairler (Bards and Ovates). Bunların, Druid olabilmek için ön koÅŸullar olup olmadığını bilmiyoruz, ancak dinsel bir uygulama olarak ÅŸiirin oldukça geliÅŸtiÄŸi kesindir. Eski Yunanlıların pythoness’leri gibi, Druidess’ler de öte dünyayla iletiÅŸim kurmak için medyum olarak kullanılmış kadınlar olabilirler. (Pythoness: Eski Yunanistan’da, yoksul halkın arasından sevilen ve kehanet tapınaklarında inisiyasyondan geçirildikten sonra rahibe olan kadın kahin. Sözcük, antik kehanet merkezi Delphoi kentinin eski adı olan “Pytho” ile baÄŸlantılıdır.)

Druidizm, Hıristiyanlıktan önce Büyük Britanya ve Galya’da da geliÅŸti. Druidlerle kiÅŸisel olarak görüşen Julius Caesar (bilindiÄŸi gibi İÖ 55’te İngiltere’yi istila etti), Druidlerin, eÄŸitim için Galya’dan Britanya’ya gittiklerini söyler. Bununla birlikte, ana merkezleri gibi görünen Anglesey’de Druidler için bir okul olduÄŸu belirtilir. Resmi din Hıristiyanlık olunca, Druidler Rahip ve BaÅŸdruid piskopos oldular. Arkeolojik bulgular Sakson fethi öncesinde Britanya halkının çıplak barbarlar olduklarını gösterir ve Caesar’ın tanımladığı gibi, “çivit otuyla boyanmışlardı,” oldukları belirtilir. Tunç Çağı’ndan Demir Çağı’na geçmiÅŸler; muhteÅŸem çömlekler, aletler ve zırhlar yapmışlar ve dokumacılıkta geliÅŸmiÅŸlerdi. KiÅŸilerin giysileri rütbelerini gösterir, üzerlerindeki renkler de konumlarını belirtirdi.
Druidler tunç ve altından araçlar kullandı ve kullandıkları altın göğüs zırhları ve gerdanlıkları müzelerde görülebilir. Piskopos asası taşırlar ama çoÄŸu ÅŸist’tendir (yaprak kaya).
Druidizm konusu arkeologlar için yarım yüzyıldan fazla bir süredir tam olarak çözülebilmiÅŸ deÄŸildir. Bunun nedeni, 18. ve 19. yüzyıl romantik yazarlarının Druidleri ısrarla Stonehenge gibi Kiklopik anıtlarla iliÅŸkilendirmeleri ve Stonehenge’in Druidlerin denetimi altında inÅŸa edildiÄŸini öne sürmeleridir. Artık bu görüş ortadan kalktı. Stonehenge ve Avebury’nin ilk araÅŸtırmacıları olan W. Stukeley (1687-1765) ve sanatçı ve ÅŸair W. Blake (1757-1827), ataerkil dinin yurdunun Britanya olduÄŸu görüşünü savundular ve bu dinin Druidizm olduÄŸuna inandılar.
Çağdaş görüşe göre ise, Druidizm iki gerçeğe dayanan bir ağaç kültüydü;
1- Büyük Britanya ve İrlanda’nın da içinde bulunduÄŸu Avrupa, Hıristiyan çağının baÅŸlangıcına dek en çok meÅŸe aÄŸacına rastlanıldığı geniÅŸ ormanlarla kaplıydı;
2- MeÅŸe aÄŸacının meyvesi olan meÅŸe palamutu, bu geniÅŸ bölgede yaÅŸayanların temel besin maddesiydi. Klasik toplumlarda da bu kült vardı, çünkü tanrıların kralı Zeus, meÅŸe tanrısıydı. Ancak Antik Yunan ve Roma’da (Demeter ve Dionysos ile kiÅŸileÅŸtirilmiÅŸ) mısır ve ÅŸarap kültü buna karşılık gelir ve birçok yönden daha karmaşıktır.
Druid Ayinleri
Druid tapınımının en tuhaf yönü, tohumlarını kuÅŸların yerleÅŸtirdiÄŸi, aÄŸaçlarda yetiÅŸen yan asalaksal bir bitki olan ökseotuna saygı duyulmasıdır. MeÅŸe aÄŸacında görülmez, ancak Druid ayinleri sırasında bulunup altın bir orakla kesilmiÅŸ olmalıdır. Ökseotunun kesilmiÅŸ dalları izdeÅŸlere dağıtılırdı. Bu kitabın yazarı, 1944’te bu ayini, Hıristiyan AÅŸai Rabbani ayiniyle karşılaÅŸtırarak bir kuram öne surdü. Mesih’in bir dal olduÄŸuna iÅŸaret eden Elder’in sözüne dayanmaktaydı. Jesse’nin AÄŸacı olarak bilinen ve birçok OrtaçaÄŸ metinlerinde gerçek bir aÄŸaç gibi betimlenen İsa’nın atalarından kalma aÄŸacı, meÅŸe aÄŸacı simgeler. Bir kuÅŸ bu aÄŸacın üzerine ökseotunun tohumunu yerleÅŸtirir. KuÅŸ, Jesse’nin AÄŸacı’na İsa’nın tohumunu yerleÅŸtiren Ruhulkudüs’ü simgeler.
Bu kutsal bitkiye yalnızca altın dokunabilir, asma töreninin ÅŸarabı kutsamadan sonra Mesih olunca, yalnızca kadehin iç bölümündeki altın yüzeye deÄŸmesine izin verilir. Birkaç bitkinin ayinsel önemi olduÄŸu belirtilmelidir. Ökseotunun Cermenlerce de kutsal sayıldığını ekleyebilir ve bazı efsanelerde çarmıhı oluÅŸturan ve gerçek aÄŸaç boyutlarında bir bitki olduÄŸu söylenir. Virgilius ve çaÄŸdaÅŸ dönemde Sir James Frazer’in bitki kültü üzerine yazdığı kapsamlı yazılarda ökseotunun altın dal olduÄŸu belirtilir. (“Druid” sözcüğü, Kelt dilinde “meÅŸe aÄŸacını bilen” ya da “bulan” anlamına gelir. Druidler’in, meÅŸe ormanlarında yaÅŸamlarını sürdürdükleri için bu adı aldıkları öne sürülür.)
Druidlerin, içine hayvanları ya da insanları koyduÄŸu ve kurban olarak yaktıkları dev sepet iÅŸi figürleri yaptıklarından söz edilir. Bunun gibi dev figürler ürettikleri, bunlarla geçit töreni yaptıkları ve sonunda kurban ettiklerine iliÅŸkin hiç kuÅŸku yoktur. Bu uygulama İngiltere’de yüzyıllarca sürdü. Her 5 Kasım’da Guy Fawkes’in içi doldurulmuÅŸ kuklalarının yakılması bu uygulamadan gelir. (Guy Fawkes (1570-1606): İngiliz Katoliklerinin, artan baskılara misilleme olarak Parlamento’yu havaya uçurup Kral I. James ile önde gelen bakanları öldürmek amacıyla düzenledikleri “barut komplosu”nun elebaÅŸlarından. Fawkes’m öldüğü yıl olan 1606’dan beri her yıl 5 Kasım’da kutlanan “şükran günü”nde (Guy Fawkes Night) havai fiÅŸekler atılır ve komplocuları temsil eden kuklalar yakılır. İnsan kurbanlarının kullanılıp kullanılmadığı tartışılır. Elder, bu düşünceye karşı çıkar, Canney bunun kuraldışı olduÄŸunu düşünür ve kurbandan birkaç damla kan alındığı ve sonra yalnızca kuklasının yakıldığı bazı örneklerden söz eder.

Yılda dört kez büyük Druid ÅŸenlikleri düzenlenirdi. Böyle zamanlarda ÅŸenlik ateÅŸleri yakılırdı. Mayıs başında Beltane kutlanırdı. Bu, bahar ÅŸenliklerinde, halk oyunlarının baÅŸlangıcında, Mayıs kral ve kraliçelerinin seçimi, Kilisedeki Aziz Walpurga Günüyle (1 Mayıs) çakışan büyük cadılar bayramı ve sonraları aynı günde çeÅŸitli İşçi ve Komunist parti kutlamalarında sürdürüldü. AÄŸustos başında Lugnasad kutlanırdı. OrtaçaÄŸ’da, 1 AÄŸustos’ta Lammas (Lammas: “ilk meyve ÅŸenligi”: Bugün büyük ölçüde “August Bank Holiday”e dönüşmüştür ki İngilizce’de “bank holiday”, cumartesi ve pazar günlerinin dışında bankaların kapalı olduÄŸu resmi tatil günü anlamına gelir.) ya da AÄŸustos Gule’si ÅŸenlikleri adıyla anıldı. Samhain, Kasım’ın başında gerçekleÅŸir. Bu, Katolik Kilisesince “All Saints” (Tüm Azizler Günü, 1 Kasım) ve “All Souls” (Tüm Canlar Günü, 2 Kasım) kutlamalarına ve Protestanlar arasında Guy Fawkes Günü’ne (5 Kasımı dönüştürülmüştür.
Oimelc, İrlanda’da Earrach olarak bilinir ve Åžubat başında (1 Åžubat) kutlanırdı; güzel bir anıt mezarı olan Azize Bridgit Günü (Kelt tanrıçalarından biriyle aynı adı taşır) ve mumların kutsandığı gün olan “Purification” ya da “Candlesmas” (2 Åžubat) ile aynı güne gelir. Ayrıca, yaz gündönümünden üç gün sonra kutlanan bir ÅŸenlik daha vardı ve Hıristiyanlık döneminde Vaftizci Yahya’nın doÄŸumu olarak bilinen bu günde, ateÅŸ tekerleÄŸi töreni adında, yanan bir yük arabasının tekerleÄŸinin bir tepeden aÅŸağı bırakıldığı, günümüze dek sürdürülen bir gelenek vardı.
Bununla birlikte, Noel’le çakışan, kış gündönümünden üç gün sonra kutlanan bir ÅŸenlik daha vardı. S. C. Cox mevsimlerin Druidlerce kiÅŸileÅŸtirildiÄŸini söyler; Bahar’ın bir gençle, Yaz’ın yetiÅŸkin bir erkekle, Güz’ün orta yaÅŸlı bir kiÅŸiyle ve Kışın bir yaÅŸlı erkekle… Kış, Aziz Nicholas adıyla bilinen Santa Claus ya da Noel Baba’ya dönüşmüştür.
Druidlerin en tuhaf uygulamalarından biri yılan yumurtasıdır. Bu, ayinlerinde kullandıkları nesnelerden biriydi ve kiÅŸisel bir gözlemle Plinius’un “Historia Naturalis”inde (DoÄŸa Tarihi) anlatılır. Küçük bir elma büyüklüğünde, kıkırdaklı ve pürüzlü bir kabuÄŸu vardır. Plinius, yazın birkaç yılanın kıvrılırken vücutlarının salgısıyla karışan tükürükten oluÅŸtuÄŸunu söyler. Yılanlar tısladıklarında, bu maddenin bir kısmı havaya karışır. Ardından, yere düşmeksizin, bir kumaşın üzerine düşmesinin saÄŸlanması gerektiÄŸi ve yılanlar kiÅŸinin peÅŸine düşeceÄŸi için, bunun bir nehri geçene kadar at üzerinde uzaklaÅŸtırılması gerektiÄŸini anlatır. Bu, ayın belirli bir gününde yapılmalıdır. Söz konusu yumurta, nehrin akıntısına karşı yüzme özelliÄŸine sahiptir.
Bazı saz ÅŸairlerinin söylediÄŸine göre, iki grubun birbiriyle yanaÅŸmasına neden olan, iyi olanın suyun öte tarafına taşıyabilmesiyle, bu yumurtanın türlü cenaze oyunlarıyla, OrtaçaÄŸ pelota (bir top oyunu) kutlamasıyla ve şükran ÅŸarkısını simgeleyen Büyük Perhizden önceki Cumartesi günü dönen topa ÅŸiddetle vurulması arasında baÄŸlantı kurduk. Birçok top oyununun aslında dinsel bir önemi olduÄŸu güçlü bir olasılıktır ve bu da onlardan biridir. Yumurta ya da top, can’ı simgeliyor olabilir (daha doÄŸrusu teozofideki “kozal beden”i) ve oyun da bunun için iyiyle kötünün arasındaki çekiÅŸmeyi simgeler.
Kral Arthur Efsaneleri
Kral Arthur ve sarayı büyü ve gizemle çevriliydi. Öyküye göre, Büyücü Merlin’in, Aurelius Ambrosius’un yönetimi döneminde Stonehenge’in taÅŸlarını nasıl getirttiÄŸini ve Wiltshire’a (halen bulundukları yer) diktiÄŸini önceden anlatmıştık. Bundan kısa bir süre sonra Aurelius, Saksonların bir entrikası sonucu zehirlenerek öldü ve kardeÅŸi Uther Pendragon tahta çıktı. Uther, Cornwall Dükü Gorlois’in eÅŸi. Igerne’ye aşık oldu. Merlin’in büyüsü yardımıyla Uther, Gorlois’in görünümüne büründü ve Gorlois Uther birlikleriyle uzaktayken Igerne’ye yaklaÅŸmayı baÅŸardı. Gorlois öldürüldü ve Uther, Igerne’yle evlendi.
Arthur’un doÄŸumu, Merlin’in büyüsünün sonucudur. Uther, Arthur beÅŸ yaşındayken ölür. Yaşı ve doÄŸumunun gizemli olması nedeniyle tahta kimin çıkması gerektiÄŸine iliÅŸin hiç kararsızlık yaÅŸanmamıştır. Londra’ da tüm soyluların ve şövalyelerin katıldığı Noel ve Yeni Yıl kutlamaları sürerken, kilisenin avlusundaki iri bir taşın içinden çıkan bir metal parçası görüldü. Taşın ortasına bir kılıç saplanmıştı ve taşın üzerinde kılıcı taÅŸtan çıkartabilen kiÅŸinin kral olmayı hak ettiÄŸi yazıyordu. Bunu yalnızca Arthur baÅŸarabildi. Böylelikle Arthur kral oldu ve Saksonlara karşı, tümünde baÅŸarılı olduÄŸu oniki savaÅŸta yer alması gerekti. Merlin’in büyüsü aracılığıyla Arthur, bir gölün sularının derinliklerinde görkemli bir sarayı olan bir büyücü; Göldeki Kadın’dan Excalibur ya da Caliburn adında muhteÅŸem bir kılıç elde etti. Kılıcı sıkıca tutan, üzerinde beyaz ipekli bir kumaÅŸ olan bir kol, suyun yüzeyinde belirdi ve Arthur kılıcı alınca suya gömüldü.
Arthur öldüğünde kılıç yeniden göle atıldı ve el yeniden sudan çıkarak kılıcı yakaladı. Arthur’un kız kardeÅŸlerinden biri ve güçlü bir büyücü olan Morgan la Fee kılıcı ve kınını çaldı. Arthur kılıcı geri almayı baÅŸardı, ancak kardeÅŸi yeniden çaldı ve göle attı. Kın, onu üzerinde taşıyan kiÅŸinin kan kaybetmesini önlemeye yarıyordu. Morgan la Fee, Arthur’ a pahalı bir cüppe gönderdi. Cüppe, giyeni öldürüyordu (Herkül’ün ölümüne neden olduÄŸu söylenen cüppeye benziyordu). Göldeki Kadın, Arthur’u uyardı ve cüppeyi getiren kiÅŸiye giydirdi. Bu kiÅŸi cüppeyi giyer giymez yanarak kül oldu.

Arthur, Cameliard Kralı Leodegrance’in kızı Guenever ya da Guinevere ile evlendi. Leodegrance düğün armaÄŸanı olarak Arthur’a, Merlin’in Uther için yaptığı ve Uther’in Leodegrance’e verdigi ünlü yuvarlak masayı verdi. Bu masanın burçlar kuÅŸağını, dünyayı ve Son AkÅŸam YemeÄŸi’ni simgelediÄŸi ve oniki sandalyesi ya da rütbesi olduÄŸunu söylenir. Mallory’nin hesabına göre 150 sandalyesi vardı. Masa yüz şövalyeyle birlikte geldi, Merlin de yirmisekiz şövalye daha buldu ve zamanla boÅŸ yerler dolduruldu. Üç sandalye boÅŸ birakıldı, ikisi özel onurlandırmalar içindi, üçüncüsüne ise “tehlikeli kuÅŸatma” denildi ve Kutsal Kase’yi [Graal Kupası] bulan kiÅŸiye ayrılmıştı; oraya baÅŸka birinin oturması ölümcül olacaktı.
Gizemli gölle birkaç büyücü iliÅŸkilendirilmiÅŸtir. Aralarından Nimue ya da Vivien adında birini delice seven Merlin, ona bazı büyülerini öğretti. Nimue, yanlışlıkla ya da önceden tasarlayarak Merlin’i bir taÅŸ ya da aÄŸacın boÅŸluÄŸuna soktu, giriÅŸi kapattı ve giriÅŸi açamadı ya da açmak istemedi. Merlin İngiliz majisyenlerin en ünlüsüydü ve adı, yalnızca Arthur döneminde deÄŸil, OrtaçaÄŸ efsanelerinde sık sık geçerdi.

Şövalyelik efsanelerinde Yuvarlak Masa’nın sayısız şövalyelerinden söz edilir. Bunların arasında, olaÄŸanüstü kibar Sir Gawain; bazı öykülerde diger şövalyelerin övmekten kendilerini alamadıkları, baÅŸkalarına göre de büyük güçleri olan Sir Kay; son savaşında yaralandığında Kral Arthur’un yanında bekleyen ve kılıcını göle atan kahyası Sir Bedivere; büyük bir kahraman olan, ancak Yuvarlak Masa’nın dağılmasının en büyük nedeni Kraliçe Guenever’le zina yapması olan Sir Lancelot’u; amcası Kral Mark’ın müstakbel eÅŸini İrlanda’dan getirirken ona aşık olan Sir Tristram; Orkney Kralı Lot’ın eÅŸi olan kendi teyzesiyle iliÅŸki yaÅŸayan büyük savaşçı Sir Lamorake ve Kutsal Kase Arayışı’na katılan soylu Sir Galahad yer alır.

Arthur’un hükümdarlığı böylelikle sona erdi. Sir Lancelot ve Kral Arthur Bretagne’da savaşıyordu ve Arthur yeÄŸeni Sir Modred ya da’ Mordred’i vekili olarak Britanya’da bırakmıştı. Sir Modred, Arthur’u tahttan indirmeye çalıştı ancak Arthur geri döndü. Batı Eyaletlerinde büyük bir savaÅŸ baÅŸlamıştı. Modred öldürüldü ve Arthur ölümcül yaralar aldı. Gemiyle ÅŸimdi Glastonbury, o zaman Ynysgwydrin denilen bölgede bir gölü geçti. Gemide üç peri ya da kader perileri vardı… Ve efsane Arthur’un ölmedigini, bir gün yeniden geleceÄŸini iddia eder. Daha sonra, III. Constantine Britanya’nın hükümdarı oldu.
Mabinogion, İngiliz efsanelerinden farklı olarak ilk Gal efsanelerinin bir derlemesidir. Bu efsanelerde mitolojik yapıda çok tuhaf öğeler vardır. Bir öyküde Kilhwch, hükümdar Vspaddaden Penkawr’ın kızı güzel Olwen’le evlenebilmek için, kuzeni Kral Arthur ve şövalyelerinden yardım ister. Bunu yalnızca hükümdarın birkaç olaÄŸanüstü isteklerini yerine getirerek baÅŸarabilir ki bu da Arthur’un yanında bulunanların tümünün yok olmasma neden olur. GerçekleÅŸtirmeleri gereken birkaç istekten biri, canavar domuz (bir zamanlar insan olan, ancak sonra büyüyle canavara dönüştürülen) Twrch Trwyth’in kulakları arasında bulunan ustura, tarak ve makası elde etmekti, ancak ülkeyi kırıp geçti ve Arthur’un şövalyelerinin çoÄŸunu öldürdü. Canavarı yakalayabilmek için önceden birkaç büyülü nesnenin ele geçirilmesi ve üç yaşındayken ortadan kaybolan Modron’un oÄŸlu gizemli Mabon’un yardımı gereklidir. Tutsak durumda bulunur. Destansı bir arayış ve daha birçok serüven sonrasında tüm istekler yerine getirilir.
Avrupa’daki diÄŸer toplumların Britanya için, “Ölülerin Vatanı” dediklerine iliÅŸkin kanıtlar vardır. Ağırlığıyla suya batmasına neden olan, görünmez bir kargo yüklü bir feribotun bugünku ManÅŸ Denizi’nden geçtiÄŸi ve taşıdığı ölülerin ruhunu bıraktıktan sonra, dönüşte suyun yüzeyinde ilerlediÄŸine iliÅŸkin öyküler vardır. Bu öykü yaygın olarak bilinse de bilinmese de (Britanya’nın kutsal bir ülke olmasıyla baÄŸdaşıyor), İngiliz hükümdarlarının, Keltlerin yeraltı dünyası Annwn’in kralıyla karşılaÅŸmalarını anlatan öyküler vardır. Mabinogion’da geçen öykülerden birinde, bir Gal prensi Yeraltı Ülkesi’nin Kralıyla bir yıllığına yer deÄŸitirir.
Periler
İngiliz mitolojisinde, Druidlerin majisyen olmaları ve daha sonra folklorda karşımıza periler olarak çıkan ruhlarla iliÅŸkileri olması nedeniyle, perilerle Druidler arasında yakın baÄŸlantı kurulmuÅŸtur. Kral Arthur’un sarayında perilerle [ing. fairy, fay; Fr. feel] insanları birbirlerinden ayırabilmek neredeyse olanaksızdır. Arthur’un kızkardeÅŸinin adı Morgan la Fee’dir, yine de Gore’lu Uriens ya da Vrience’in eÅŸi olarak dünyasal bir krallığın kraliçesidir. Merlin, doÄŸumundan ve belki de daha çok Nimue’den ötürü hem peri, hem de insandır.
Shakespeare’in perileri günümüz yorumcularının aklını karıştırır, ancak OrtaçaÄŸ’ın baÅŸlarında bu ülkenin inançlarını yansıtmadıkları sanılmamalıdır. Bir kral ve kraliçenin yönettiÄŸi belirli topluluklar oluÅŸtururlar. Kralları Oberon, kraliçeleri Titania’dır. Bir peri sarayı vardır,
Puck, bakan ya da uşaklarından biridir, Mab, ebe peridir, Leprechaun, peri ayakkabıcısıdır. Ariel, bir cadı tarafından tutsak alınan bir peridir, vs.
Periler çoğunlukla çok küçüklerdir. Bazılarının en çok 30 cm boyunda, kimilerininse daha da küçük olduğu, bazı şiirsel tanımlamalara göre, böceklerle aynı ölçülerde oldukları söylenir. En küçüklerine pigwidgeon denir.

Gal folklorunda önemli bir yer tutan ve elf’lere benzediÄŸi öne sürülen Klabber’ler. İnanışa göre evlere bacalardan girerlerdi.
DoÄŸaüstü güçleri vardır. ÇoÄŸunlukla görünmezdirler. Bazı psiÅŸik kiÅŸiler onIarı ve diÄŸerlerini özel durumlarda görebilirdi. O zaman bile isterlerse ortadan kaybolabilirlerdi. Bununla birlikte, DoÄŸunun cini gibi, bir yerden baÅŸka bir yere hızla yolculuk etme yetenekleri vardı. Güçlü aÅŸağılık kompleksleri olduÄŸundan insanlar gibi hareket ederler, ki bu ülkenin önceki sahiplerinin soyundan geldikleri, ancak yeni gelenlerce kovulan sürgünde olanları simgeledikleri görüşüyle uyumludur. Shakespeare’in perileri düşsel yaratıklardır. Kavgaları atmosferi etkiler ve sis ya da fırtınaya neden olabilir, öte yandan sevindiklerinde daha ılımlı doÄŸa fenomenlerine neden olurlar, örneÄŸin çiÄŸ düşmesi gibi. Fata Morgana, belli durumlarda Sicilya ve İtalya arasında kalan Messina BoÄŸazı’nda ve nadiren baÅŸka yerlerde gorünen bir tür seraptır. Buna bir perinin neden olduÄŸu söylenir, o da önceden sözü edilen Morgan la Fee’den baÅŸkası deÄŸildir.
Periler meyveyle beslenir ve aynı zamanda yedikleri böcek, sümüklü böcek ve kurbağalara karşı savaşırlar. Peri yağı (cadı yağı da denir), Exidia türünden jelatinimsi bir küftür. Periler, şapkalı mantarı sandalye ya da masa olarak kullanırlar. Perilerin mutfak eşyası kullandığı pek görülmez. Taş çağı insanlarının kullandıkları çakmaktaşlarının bazen periler tarafıdan sığır avlamak için mızrak ucu olarak kullanıldığı düşünüldü. Onlara peri sürgüleri [elf-bolts] denirdi.
Periler zaman zaman insanlar için bazı nesneler bıraktılar. Aziz Cuthbert’e. Cumberland’de Edenhall’ın bahçesindeki duvarına bırakılan kadeh resmi de bunlardan biriydi. Resim orada yaÅŸayan Sir Cristopher Musgrave’in ailesi tarafından alındı ve ona Edenhall’ın UÄŸuru denildi. Batıl inanışa göre, kaybedilecek ya da kırılacak olursa, resmin getirdiÄŸi uÄŸur aileden gidecektir.
Periler çimenlerin üzerinde dans ederler. Bazen çimenin üzerinde halkalar görülür ve o bölge daha koyu renkte ve daha verimlidir. Bu peri halkalarının periler dans ettiğinde geçtikleri yerleri işaret ettiğine inanılır. Gerçekte bunun nedeni, mantarların merkezi bir yerden yayılmasıdır ve mantarlardan oluşan halkalar, mantarın çimenin köklerine ulaştığı bölgelerde kuru ya da kahverengi alanlar görülür. Mantarlar öldüğünde dairesel bir çizgide toprağı verimlileştirirler. Gerçekte, bu ülkenin Marasmius türü mantar buna neden olmaktadır.
Perilerin dansının ve diÄŸer kutlamalarının gece gerçekleÅŸtiÄŸine inanılır. Horoz öttüğünde yok olurlar. Bazıları perilerin Ay’a taptıklarına inanır. Klasik dönemde Diana’ya Titania denilmiÅŸtir. O ve yandaÅŸları ormanlarda avcı olarak yaÅŸarlardı, ancak yaÅŸamları bir açıdan perilerinkine benzerdi. Perilerin avlanmaktan hoÅŸlandıkları söylenir.
Periler doÄŸum yapan kadınları ziyaret eder ve doÄŸum sırasında insanlara, periler tarafından iyi ya da kötü büyü yapıldığı, armaÄŸanlar verildiÄŸi, ayrıca Cinderella’da olduÄŸu gibi, majik yöntemlerle insanlara yardım eden peri vaftiz annelerine iliÅŸkin birçok öykü vardır. Bazen gelin yatağını kutsar, ancak bazen ölümlülere aşık olurlar. Böyle bir durumda çocuk olsa bile evlilik yürümez.
Periler kızınca sütün ekÅŸimesine, mısırın kavrulmasma neden olurlar ve bazen tencere ve eÅŸyaları fırlatırlar. Bu nedenle, cadılarla ve poltergeist’lar ile özdeÅŸleÅŸtirilirler. Aynı zamanda insanları ummadıkları zamanlarda, özellikle de ayak parmaklarından çimdiklerler. Daha da kötüsü, vaftiz edilmemiÅŸ çocukları kaçırır ve yerine baÅŸka bir bebek bırakırlar. Bırakılan çocuklar müziÄŸi ve dans etmeyi severdi, ancak öte yandan, kötü, kavgacı ya da aptal ve bazen doymak bilmeyen bir iÅŸtahları olurdu. Bu çocuÄŸun bir peri-çocuk mu olduÄŸu, yoksa baÅŸka bir yerden mi geldiÄŸi anlaşılmazdı.
Peri-parası’nın birkaç anlamı vardır:
1- Belirli yerlerin perilere ait olduğuna inanılırdı; bir çiftçi böyle bir yeri, perilerin aldığına inanılan, bir miktar para bırakmadan devralamazdı.
2- Periler bazen insanlara para bırakırdı, onlar gittikten sonra bazen yapraklara ya da başka değersiz nesnelere dönüşürlerdi (bu cadıların eski bir numarasıydı)
3- Perilerin kendi para birimleri vardı; Brand’e göre, ÅŸimdi Leverian Müzesi’nde bulunan ve Newcastle’da Tyne kıyılarında bulunanlar gibi, “küresel kristalize nesneler”den oluÅŸurdu.
Periler bazen hastalığa neden olabiirdi. Vücudun bir yanının katılaÅŸması etkisi, OrtaçaÄŸ’da cüce katılaÅŸması [elf-cake] adıyla bilinirdi. Zambak kökü katılan beyaz ÅŸarap içilerek tedavi edilirdi.
Hampshire ve Dorset’te at biçiminde görünen yaramaz bir periye colepexy (coltpixy) denirdi. Konik fosil olarak bilinen fosillere colepexy parmakları ve deniz kirpisi fosillerine ise colepexy kafaları denirdi.
Elemantaller
Peri bilgisi yerli toplumlarının sürgününe iliÅŸkin çok ÅŸey içerirken, onların kökenlerine iliÅŸkin baÅŸka kuramlar da olduÄŸu unutulmamalıdır. Bazı etkenler onların deÄŸiÅŸim geçiren tanrılar olduÄŸu, baÅŸkalarıysa totem kökenli olduklarını belirtir. Ancak, dünyadaki tüm toplumların, ne insan ne melek ve ne iyi ne kötü olan ruhlara inandıkları unutulmamalıdır. Bu tur ruhlara elemantaller ya da “doÄŸa ruhları” denir ve bunlar insana benzeyen hayaletler olan özlerden farklıdır. Onların, esrarengiz görüntülere, wraith’lere, (Wraith (ing.): Bir kimsenin, ölümünden az önce ortaya çıkan ve kendisine çok benzeyen görüntüsü.) “aÄŸlayan periler”e (banshee) (Banshee (ing.): Özellikle İrlanda’da, aÄŸladığı evden ölü çıkacağına inanılan bir peri türü.) ve öcülere (bogey) olan inançtan sorumlu oldukları söylenir. Onlar klasik dönemin koruyucu ruhları, ataların ruhları ve larvalarıdır.
Öte yandan, bir evi ya da bölgeyi koruyan klasik ruhlarla bir biçimde bağlantılı görünen elementaller, bağımsız varlıklardı. Uzun süre yaşarlardı, ölümlüydüler, ancak bir insanla yaşayarak ölümsüzleşebilirlerdi. Tümüyle iyi ya da kötü değillerdir, ancak bir insanla karı-koca olup böyle olabilirler. Kötülerine gulyabani, ifrit, cin, küçük şeytan ve özellikle de eşya fırlatanlara poltergeist denirdi.
Bu tür en az altı grup elemantal varlık olduğu görülür:
1- Gnomlar (toprak ruhları): Bunların taÅŸlardaki deliklerden göründükleri sanılıyordu; Cornwall ve Almanya’nın madencileri onlardan korkar ya da rahatsızlık duyarlardı. Almanya’da onlara trol, kobold ya da dwerger denirdi. DiÅŸilerine gnomid denirdi. Gnom’lar maÄŸaralardaki çökmeler ya da patlamalardan sorumlu tutulurdu. Kahverengi ya da koyu renk giysiler giydikleri ve çok çirkin oldukları söylenirdi. (Gnom sözcüğü, Grekçe’de “yerin içinde yaÅŸayanlar” anlamına gelen genomos’tan gelir.)
2- Undine’ler (su ruhları): Klasik mitolojide denizin oceanid ve nereid’leri, İskandinavların elle-kadın ya da elle-kız denilen elle-halkı, İngiliz peri masallarının merrowlan (mermaid – denizkızı ve mermen – denizadamı), klasik mitolojinin tatlı suda yaÅŸayan naiade’leri, kuzey mitolojisinin nixi ya da neck’leri ve at biçimine dönüşen kelpy’leri de bu gruba girer. ÇoÄŸunun vücudunun üst bölümünün insan biçiminde, belden aÅŸağısının ise balık biçiminde olduÄŸu söylenir. CoÄŸunlukla saçları yeÅŸildir. Denizkızı genellikle güzeldir. Aralarında deniz-keÅŸiÅŸleri ve deniz-rahipleri vardı. Deniz-keÅŸiÅŸleri baÅŸlık takarken, denizrahipleri külah giyerlerdi. Bunların belli balıklara benzediÄŸi düşünülür; örneÄŸin denizkızı, diÅŸilerinin yavrusunu bazen suyun yüzeyinde, insanlarda olduÄŸu gibi bu türde de olan, memesine doÄŸru tutarak emzirdiÄŸi bir deniz memelisi
olan deniz ineğine benzetilir. Yüzgeçleri kol gibi ve başları insanlarınki gibi yuvarlaktır.


3- Sylph’ler (hava ruhları): Periler ve büyük olasılıkla daha çirkin görünüşlü geceleri gizlice evlere girip ev iÅŸlerine yardımcı olan brownie’ler, çok güzel elfler ve insanlara oyun oynamaktan çok hoÅŸlanan muzip pixie’ler bu gruba girer. Klasik mitolojide, Artemis’in yanında bulunan daÄŸ perileri oread’ları da bu gruba yerleÅŸtirebiliriz.
4- Salamander’ler (ateÅŸ ruhları): “St. Elmo’nun ateÅŸi” (İspanya’nın Galicia bölgesi inançlarına göre, geceleri görülen ateÅŸ. “gemici nuru”) gibi, denizin üzerinde ve gemilerin direk ve diÄŸer donanımlarının üzerinde küre biçiminde beliren acthnici, ayrıca bataklıkların üzerinde beliren bir alev olan ignis fatuus, bataklık alevi de bu gruptandır. [Salamander sözcüğünün, İspanya’nın batısında Castilla-Leon bölgesindeki Salamanca Üniversitesi’nden geldiÄŸi öne sürülür. Kimi yazarlar, OrtaçaÄŸ’da bu üniversitede ileri düzeyde simya çalışmalarının yapıldığını belirtirler]
5- Dryad’lar (bitki/aÄŸaç ruhları): Klasik dönemlerin dryad ve kardeÅŸleri hamadryad’ları da bu gruptandır; her aÄŸaçta bu ruhlardan birinin oturduÄŸuna ve aÄŸaçla birlikte doÄŸup, onunla birlikte öldüğüne inanılırdı. [Yunan mitolojisinde Orfe’nin (Orpheus) eÅŸi Eurydike bir dryad idi.]
6- Faun’lar (hayvan ruhları); Romalıların fauni, panes sylvan ve Yunanlıların satyrleri, totemci sistemlerin totem hayvanların ruhları bu gruba yerleÅŸtirilir; bunlardan cadıların hizmetkarları seçilir. Bir sonraki bölümde görüleceÄŸi gibi orman ve kır perileri ya da satyrler klasik mitolojide önemli rol oynarlar. Bunlar, ruhların en üst grubundan olduÄŸuna inandıklarımızla karıştırılmamalıdır, yani:
7- Tanrı ve Tanrıçalar: Sayısız olsalar da bir önceki gruptan daha azdırlar; bazen üzerlerinde yazılar olan heykelleri Kelt bölgelerinde bulunur ve büyük gök tanrısı Hu ya da Hesus, Keltlerin Demeter’i Keridwen, pmarlann koruyucusu Grannos, savaÅŸ tanrısı Camulos, ışık tanrısı Lugh, deniz tanrlıarı Llyr ve Manannan, sanatkar Govannon ya da Goibniu, Keltlerin Vulcanus’u Sul, kaplıcaların koruyucusu Brigit, ocak ve sobaların tanrısı Keltlerin Vestas’ı, Keltlerin Herkül’ü Ogmios ve boynuzlu tanrı Cernunnos. Sonuncusu, çatal tırnakları ve boynuzları nedeniyle Hıristiyanların ÅŸeytanı ile özdeÅŸleÅŸtirilmiÅŸtir.
_______________ooo0ooo_______________
Kaynak: W.B. Crow – Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi


0 Yorumlar