Herşeyden önce, hiçbir ikonik fotoğraf öncelikle ikonik fotoğraf türü olarak üretilmez, üretilemez. Bir fotoğrafın ikonik fotoğraf olabilmesi klasik bir fotoğrafın -yani doğrudan fotoğrafın- ancak tüketim bağlamlarında izleyici ile belli bir süre için buluşmasından, izlenmesinden sonra gerçekleşir.
Çünkü ikonik özellik bir fotoğrafın ontolojik (varlık bilimsel) özelliği değil aksine tamamen tarihsel, toplumsal ve kültürel bir özelliktir.
Hiçbir fotoğrafçı önceden çektiği fotoğraf’ın bir ikona dönüşüp dönüşemeyeceğini bilemez.
İkon’a dönüşen fotoğraf artık bir simgeye, bir sembole karşılık gelecektir. Yani bir göstergeye, bir kod sistemine dönüşmüştür. Toplumsal bellekte olayın kendisinden, yerinden, tarihinden, hatta fotoğrafçısının adından çok kabul edilen simgesel anlamıyla yerini alınacak, hafızalara kazınacaktır.
Pencereden Le Gras’a Bakış
Tarihin en önemli fotoğraflarından biri şüphesiz tarihteki ilk fotoğraftı! Fransız mucit Nicéphore Niépce, 1827 yılında evinin penceresinden dışarıdaki manzarayı çerçeveledi ve manzaranın özel bir plakada ölümsüz hale gelmesi için 8 saat bekledi! Böylece tüm insanlık için büyük bir devrim niteliği taşıyan “fotoğrafın” ilk örneği de ortaya çıkmış oldu!
Albert Einstein | 1951, Arthur Sasse
Albert Einstein | 1951, Arthur Sasse
Albert Einstein‘ın adı geçtiğinde aklına bu fotoğraf gelmeyen var mı? Nobel Fizik Ödülü sahibi, görelilik / izafiyet teorisini geliştiren dünyaca ünlü bilim insanı, bu fotoğraf nedeniyle ‘çılgın bilimadamı’ imajıyla özdeşleşmiş durumda. 14 Mart 1951‘de, yani Einstein’ın 72. doğum gününde çekilen bu fotoğraf, onun oyunbaz ve canayakın kişiliğini gözler önüne seriyor. Fotoğraflara gülümsemekten bıkan Einstein, doğum gününde onu fotoğraflamak isteyen AFP muhabiri Arthur Sasse‘ye dilini çıkarmayı yeğliyor. 20. yüzyılın en bilinen basın portrelerinden biri olan bu fotoğraf, Einstein’ın kendisi tarafından da çok sevilmiş, arkadaşlarına yollamak için hazırlattığı tebrik kartlarının üzerine bu fotoğrafını bastırmış.
Muhammad Ali vs. Sonny Liston | 1965, Neil Leifer
Muhammad Ali vs. Sonny Liston | 1965, Neil Leifer
Doğru zamanda doğru yerde bulunmanın özellikle spor ve konser fotoğrafçılığı için büyük bir önemi var. Neil Leifer‘in yakaladığı bu kare de bunu kanıtlıyor. Boks tarihinin en büyük yıldızlarından Muhammad Ali’nin yere yıktığı rakibi Sonny Liston‘un tepesindeki görkemli duruşu, spot ışıkları ve ortamdaki sigara dumanının etkisiyle adeta bir stüdyoda özel olarak çekim yapılmış hissi veriyor. 25 Mayıs 1965‘te, Muhammad Ali henüz 23 yaşındayken çekilen bu kare spor alanındaki ünlü fotoğraflar arasında üst sıralarda yer alıyor.
A Man on the Moon (Ayda Bir Adam) | 1969, Neil Armstrong / NASA
A Man on the Moon (Ayda Bir Adam) | 1969, Neil Armstrong / NASA
20 Temmuz 1969 tarihinde, Neil Armstrong kendisi için küçük ama insanlık için büyük bir adım attı. NASA‘nın Apollo 11 ekibi, o gece Ay’a ayak bastı. Ünlü fotoğraflar ile ilgili konuşup, o tarihi günden bahsetmemek mümkün değil. Yalnız bilmeniz gereken bir şey var, pek çoğunun sandığının aksine, bu fotoğrafta gördüğünüz astronot Neil Armstrong değil. Apollo 11 görevinde yer alan 3 astronottan ekip lideri Armstrong, Ay’a ayak basan ilk insan ünvanını alırken, Edwin “Buzz” Aldrin‘e de Ay’da fotoğrafı olduğunu söyleme ayrıcalığı düşmüş. (Buna üzüldüyseniz, ekipteki üçüncü kişi olan Michael Collins’in görev tanımı gereği Ay’da geçirdiği süre boyunca araçtan çıkamadığını hatırlatalım.) Kamera Neil Armstrong’un elindeymiş ve Ay’da çektiği fotoğraflar arasında Aldrin’in yer aldığı birçok kare var. Vatanseverliğe oynayan Amerikan bayraklı fotoğraflar, görevin bilimsel yanına odaklanan araştırma odaklı ve belgesel fotoğraflar. Ama aralarında en ilgi çekeninin bu olması şaşırtıcı değil, çünkü sadece yabancı bir dünyada, Ay’ın yüzeyi ve tek başına bir insanı gösteriyor. Kaskının camındaki yansımayla, Neil Armstrong da fotoğrafa girmeyi başarıyor.
Afghan Girl (Afgan Kızı) | 1984, Steve McCurry
Afghan Girl (Afgan Kızı) | 1984, Steve McCurry
National Goegraphic dendiğinde hemen akla gelen, Steve McCurry‘i dünyanın en ünlü fotoğraf sanatçılarından biri haline getiren, herkesin hayatında mutlaka bir kez karşısına çıkmış, ünlü fotoğraflar arasında belki de ilk sırada yer alan… Kırmızı başörtüsü ve yemyeşil gözleriyle derginin Haziran 1985 sayısının kapağına taşınan ve o zaman 13 yaşında olan bu genç kadının gerçek adı Sharbat Gula. Steve McCurry tarafından Pakistan’daki bir mülteci kampında fotoğraflanmış ve kamptaki şartlardan, Taliban rejimi altında yaşamak bile daha iyiydi diyerek şikayet etmiş. Afgan Kızı’nın gerçek kimliği, 2002’de yine National Geographic ekibinin onun hakkında bir belgesel (Search for the Afghan Girl) çekmeye karar vermesiyle ortaya çıkarılmış. Gula, o güne kadar tüm dünyada tanındığından habersizmiş ve çocukluğunda çekilen ikonik fotoğrafını 2002’deki o karşılaşmada görmüş. 2012’de eşini kaybeden Gula, Afganistan ve Pakistan arasında zor bir yaşam sürmeye devam ediyor. National Geographic’in Sharbat Gula onuruna sürdürdüğü ve Afgan mülteci çocuklara yardım etmeye adanmış bir yardım fonu da bulunuyor.
Lunch Atop a Skyscraper (Gökdelen Tepesinde Öğle Yemeği) | 1932
Lunch Atop a Skyscraper (Gökdelen Tepesinde Öğle Yemeği) | 1932
1930’ların büyük ekonomik krizi sırasında, ABD’nin güçlü bir şekilde yükselmeye devam ettiğini haykıran bu fotoğraf, aslında doğal ve habersiz bir şekilde yakalanmış değil, sahnelenmiş ve planlanmış bir kare. New York’un göbeğindeki Rockefeller Center‘ın inşaatı sırasında hem kompleksin hem de New York şehrinin reklamı için çekilen yüzlerce fotoğraftan biri Lunch Atop a Skyscraper. Fotoğrafın ünü arttıkça, fotoğraflanan on bir işçinin kendileri, akrabaları ya da tanıdıkları olduğunu iddia edenler olmuş ama hiçbiri bunu kanıtlayamadığı için fotoğraftakilerin kim olduğu kesin olarak bilinmiyor. Onlarla aynı riskleri alarak onları fotoğraflamak için yerden 250 metre yükseklikteki çelik parçaları üzerinde yürüyen fotoğrafçıların da sayısı o gün birden fazlaymış ve bu yüzden, özel olarak bu kareyi fotoğraflayanın kim olduğu da bilinmiyor. Bilinen tek bir şey var, o da bu on bir kişinin ve daha yüzlercesinin inşa ettiği binanın, bugün New York şehrinin sembollerinden biri olduğu. Fotoğrafın, öylesi zor bir dönemde sanayileşme, gelişme ve kalkınmanın bir göstergesi olduğu için de sadece görsel olarak değil, toplumsal olarak çok büyük bir önemi var.
Göçmen Anne
Savaşlar, krizler, yoksulluk trajik ve etkileyici olaylardır. Bazen savaşların, krizlerin, yoksulluğun fotoğrafı, bu olayların kendisinden bile daha etkileyici olabilir! 1936 yılı, ABD’de “Büyük Buhran’ın” bütün hızıyla devam ettiği yıllardı! Florence Owens Thompson adlı 32 yaşındaki kadın, 6 çocuğu ile birlikte yaşam savaşı vermekte ve California’da bir bezelye tarlasında çalışmaktadır. Ancak tıpkı diğer işçiler gibi Thompson ve çocukları da son derece zor şarlar altında yaşamlarını idame ettirmektedir. Ancak Dorothea Lange isimli fotoğrafçının deklanşöre basması hem Thompson hem de diğer işçiler için bir dönüm noktası olur. Fotoğraftaki kederli, öfkeli ve belki de umutlu çehre büyük dikkat çeker. Elbette bu etkide izleyiciden “saklanmak” isteyen çocukların da payı vardır. O dönemim şartlarında ne kadar faydalı oldu bilinmez ama hükümet bu fotoğraf sayesinde kadının yaşadığı çalışma kampında yaşayan işçilere gıda desteği vermeye başlar. “Göçmen Anne’nin” yüzü ise ortak insan acılarının yüzü haline gelir…
Nagazaki Üzerinde Mantar Bulutu
II. Dünya Savaşı, şüphesiz insanlık tarihinin gördüğü en büyük yıkımlardan birisiydi. Savaş nedeniyle milyonlarca insana yaşamını kaybetti. Milyonlarca insan büyük acılarla birlikte yaşamak zorunda kaldı. Savaştan sonra dünya hiçbir zaman eskisi gibi bir yer olamadı! Savaşın korkunçluğunu gözler önüne seren bir görüntünün arkasında ise yine bir asker vardı! ABD ordusunda görevli Charles Levy, Nagazaki’ye atılan atom bombasından bir süre sonra deklanşöre bastı! Aşağıda binlerce insan yaşamını yitirirken yukarıda mantar bulutları toplanıyordu.
Guerrillero Heroico
Alberto Korda isimli Kübalı fotoğraf sanatçısı 5 Mart 1960’da katıldığı bir anma töreninde Che Guevara’nın fotoğrafını çekti. “Kahraman Savaşçı” isimli fotoğraf, Che’nin tüm dünyanın en önemli figürlerinden birisi haline gelmesine katkı sağladı.
Elizabeth Eckford
1957 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir lise, ırkçılığa karşı oldukça önemli bir tutum sergiledi. Afroamerikan öğrencilerin de okula kabul edileceğini açıkladı! Elizabeth Eckford isimli cesur aktivist daha önce tamamen beyaz öğrencilerden oluşan bir okulda derslere katılan ilk Afroamerikalılardan birisi oldu! Ancak ne yazık ki pek çok beyaz öğrencinin hakaretlerine ve tacizlerine maruz kaldı. Ancak Ira Wilmer Counts Jr. tarafından çekilen fotoğraf onlarca tehlikeli gözün bakışları altında tek başına durmaktan çekinmeyen Eckford’un hikayesinin tüm dünyaya yayılmasına katkı sağladı. Böylece, Eckford tüm dünyada ırkçılığa karşılığa yürütülecek zorlu mücadelelerin sembol isimlerinden birisi oldu.
General Nguyen Ngoc Loan Saygon, Bir Vietkong Tutsağını İnfaz Ediyor
Amerikalı fotoğrafçı Eddie Adams tarafından ölümsüzleştirilen an milyonlarca insan tarafından biliniyor! Çünkü bu fotoğrafta yaşam, ölüm, vahşet, silahlı ile silahsız… Hepsi bir arada! General Nguyen Ngoc Loan tarafından infaz edilen silahsız Vietkong tutsağının son anlarının bu fotoğrafı, dünya çapında savaş karşıtı hareketlerin en önemli “silahı” haline geldi…
Nick Ut’un 1972’de, Vietnam Savaşı sırasında çektiği ve o sırada dokuz yaşında olan Kim Phuc’u vücudundaki napalm yanıklarının acısı yüzünden ağlarken ölümsüzleştirdiği fotoğrafa yapılmış bir gönderme.
Yanan Keşiş, 1963
www.rarehistoricalphotos.com
Haziran 1963’te çoğu Amerikalı Vietnam’ı haritada bile bulamazdı. Ancak Associated Press fotoğrafçısı Malcolm Browne, Budist Keşiş Thich Quang Duc’un Saygon’da bir sokakta kendini yakarak öldürdüğü görüntüyü yakaladıktan sonra savaşın harap ettiği Güneydoğu Asya ülkesini unutmak mümkün olmadı.
Browne’a, Başkan Ngo Dinh Diem rejiminin Budistlere yönelik muamelesini protesto etmek için bir şeyler yapılacağı önceden bildirilmişti. Oraya vardığında iki rahibin oturmakta olan yaşlı adamı benzinle ıslatmasını izledi. “O anda tam olarak ne olduğunu anladım ve birkaç saniye arayla fotoğraf çekmeye başladım” diye yazdı kısa bir süre sonra.
Pulitzer ödüllü fotoğrafında, alevler arasında lotus tarzında oturan sakin görünen keşiş, kısa süre sonra Amerika’yı da içine çekecek bir bataklıktan çıkan ilk ikonik görüntü oldu.
Quang Duc’un şehitliği, ulusunun istikrarsızlığının bir işareti haline geldi ve Başkan Kennedy daha sonra şu yorumu yaptı: “Tarihte hiçbir haber fotoğrafı dünya çapında bu kadar duygu yaratmamıştır.” Browne’un fotoğrafı insanları ABD’nin Diem hükümetiyle olan ilişkisini sorgulamaya zorladı ve kısa süre sonra Yönetim’in o Kasım ayında bir darbeye müdahale etmeme kararıyla sonuçlandı.
Açlıktan Ölen Çocuk ve Akbaba, 1993
www.rarehistoricalphotos.com
Kevin Carter ölümün pis kokusunu biliyordu. Apartheid dönemi Güney Afrika’sını anlatan cesur fotoğrafçılardan oluşan Bang-Bang Kulübü’nün bir üyesi olarak, payına düşenden çok daha fazla kalp kırıklığı görmüştü. 1993 yılında Sudan’da yaşanan kıtlığı fotoğraflamak için bu ülkeye uçtu.
Ayod köyünde fotoğraf çekerek geçirdiği bir günün ardından bitkin bir halde açık çalılıklara doğru yola çıktı. Orada iniltiler duydu ve bir beslenme merkezine giderken yolda yere yığılmış bir deri bir kemik kalmış bir çocukla karşılaştı. Çocuğun fotoğrafını çektiği sırada tombul bir akbaba yakınlara kondu. Carter’a hastalık nedeniyle kurbanlara dokunmaması tavsiye edilmişti, bu yüzden yardım etmek yerine 20 dakika boyunca takipçi kuşun kanatlarını açıp uçup gitmesi umuduyla bekledi. Uçup gitmedi. Carter, yaratığı korkutarak uzaklaştırdı ve çocuğun merkeze doğru ilerleyişini izledi. Sonra bir sigara yaktı, Tanrı’yla konuştu ve ağladı.
New York Times fotoğrafı yayınladı ve okuyucular, çocuğa ne olduğunu öğrenmek ve Carter’ı yardım etmediği için eleştirmek için sabırsızlandılar. Carter’ın fotoğrafı, kısa sürede fotoğrafçıların ne zaman müdahale etmesi gerektiğine dair etik tartışmalarda sarsıcı bir vaka çalışması haline geldi. Daha sonra yapılan araştırmalar çocuğun hayatta kaldığını ancak 14 yıl sonra sıtma ateşinden öldüğünü ortaya çıkardı. Carter görüntüsüyle Pulitzer kazandı ama o parlak günün karanlığı üzerinden hiç kalkmadı. Temmuz 1994’te intihar etti ve şöyle yazdı: “Cinayetlerin, cesetlerin, öfkenin ve acının canlı hatıraları peşimi bırakmıyor.”
Alan Kurdi, 2015
www.rarehistoricalphotos.com
Alan Kurdi’nin anne ve babası, 3 yaşındaki çocuklarını ve 5 yaşındaki kardeşini şişme bir bota bindirip Türkiye kıyılarından sadece üç mil uzaklıktaki Yunan adası Kos’a doğru yola çıktıklarında Suriye’deki savaş dört yıldan uzun bir süredir devam ediyordu. Yola çıktıktan birkaç dakika sonra bir dalga tekneyi alabora etti ve anne ile iki oğlu boğuldu.
Doğan Haber Ajansı’ndan Nilüfer Demir, birkaç saat sonra bir sahil kasabası olan Bodrum yakınlarındaki kıyıda, yüzü bir tarafa dönük ve altı sanki uyuyormuş gibi kalkık olan Alan’a rastladı. “Onun için yapacak bir şey kalmamıştı. Onu hayata döndürecek hiçbir şey kalmamıştı” dedi. Bunun üzerine Demir fotoğraf makinesini aldı.
“Sessiz bedeninin çığlığını ancak bu şekilde ifade edebilirim diye düşündüm.” Ortaya çıkan görüntü, Demir deklanşöre bastığında yaklaşık 220 bin kişinin ölümüne neden olan ve halen devam etmekte olan bir savaşın belirleyici fotoğrafı oldu. Fotoğraf, dünyanın görmezden gelmeyi tercih ettiği bir ülke olan Suriye’de değil, mültecilerin gittiği Avrupa’nın kapısında çekilmişti.
Yolculuk için giyinmiş olan çocuk, bir dünya ile diğeri arasında uzanıyordu: Dalgalar, üzerindeki, onu Batılıların deneyimlerine yabancı bir yerde konumlandırabilecek kireçli kahverengi tozları yıkamıştı. Bu, Suriyeli Kürtlerin kendileri için aradıkları bir deneyimdi; çaresizlik kadar özlemin de körüklediği bir göçe katılmışlardı.
Aile zaten kara sınırından Türkiye’ye geçerek kan dökülmesinden kurtulmuştu; deniz yolculuğu ise daha iyi bir yaşam arayışıydı ve bu yaşam artık – en azından birkaç aylığına – arkalarından gelen yüz binlerce kişi için çok daha erişilebilir olacaktı.
Demir’in görüntüsü saatler içinde sosyal medyada yayıldı ve her paylaşımla daha da güçlendi. Haber kuruluşları bunu yayınlamak ya da yayınlamama kararlarını kamuoyu önünde savunmak zorunda kaldı. Ve Avrupa hükümetleri aniden kapalı sınırları açmak zorunda kaldı. Bir hafta içinde, tren dolusu Suriyeli, Almanya’ya sevinç gösterileriyle gelmeye başladı; ağıt yakılan ama hissedilmeyen bir savaş, küçük, hareketsiz bir formun fotoğrafının ortaya çıkardığı duygularla aniden dolup taştı.
Bu oyunlar dikkatinizi arttırmaya, beyin fonksiyonlarınızı geliştirmeye yardımcı olacak ama aynı zamanda sizlere hoşça vakit geçirtmek amacıyla eklenmiştir. Keyifli saatler
0 Yorumlar