Farmasonluk, daha çok Yahûdilik temelleri üzerine dayalı, millî ve mânevî deÄŸerleri bozmak gayesiyle kurulmuÅŸ, idealleri çok gizli; fakat örgütleri açık bir teÅŸkilattır. Eski Mısır’dan alınmış bazı sembollerle birlikte, Yahûdi tarih, din ve sembolleriyle çok yakın bir baÄŸlantısı vardır.[1]
Masonluk, ilk ortaya çıktığında; Mûsevilik’le sıkı sıkıya baÄŸlı olduÄŸu için daha sonra Mûsevî olmayanların ve taÅŸ ustaları dışında diÄŸer zanaat sahiplerinin de katılabileceÄŸi “Farmasonluk” (Freemasonry) ortaya çıkar. Bunlar köle veya serf olmayan “özgür” (free) taÅŸ ustalarının kurduÄŸu zanaat loncalarıdır ve bu ustalar Avrupa’da o muhteÅŸem Gotik kiliselerin yapımında çalışırlar.[2]
Farmasonluk, dünyanın dört bir yanına dağılmış olan kuvvet ve imkânlarını bir güç haline getirmek ve Müslümanlığı yıkıp dünyada bir “Siyonizm saltanatı” kurmak için yüzyıllarca önce oluÅŸturulmuÅŸtur. Görünüşte, Bahailik’te olduÄŸu gibi politikaya karışmaz ve dinler üstü bir hürriyet, eÅŸitlik kardeÅŸlik parolası ile harekete geçmiÅŸtir. Fakat gerçekte târihî ve siyâsî roller oynamış; dindışı, milliyetdışı, gizli, kapalı bir dernektir.[3]
Bu cemiyet, bütün üyelerinin çok iyi bir ÅŸekilde farkında oldukları, üye olmayanların diÄŸerlerinin de bunu hissederek peÅŸinde koÅŸtukları gibi, tamamen bir menfaat ve hırs merkezidir. Kısacası günümüzde masonluk, hak etsin ya da etmesin, “yükselmek isteyenler” ve yükseleceÄŸi tahmin edilip de dernek için menfaat saÄŸlaması beklenen çeÅŸitli inanç ve görüşten, çeÅŸitli meslek dallarından kiÅŸilerin, bürokrat ve politikacıların etrafında toplandıkları bir “kurtlar sofrası”dır.[4]
“Siyon Tapınağı” tarikatı, kendini organize edip güçlenmeye çalışırken önce 1306’da “ORMUS” adını almış ve Büyük Üstad Guillaume De Gisors, tarikati hermetik inançlara eÄŸilimli “Farmasonluk” haline getirinceye kadar da bu ad kullanılmıştır.[5]
Orta ÇaÄŸlarda katedral inÅŸaatlarını yapan mimar ve inÅŸaat işçilerinin oluÅŸturduÄŸu loncalar, muhtelif sosyolojik nedenlerle, fiili inÅŸaat işçiliÄŸini kapsayan “operatif” ÅŸekilden aydınlanma felsefesinin geliÅŸtiÄŸi “spekülatif” bir teÅŸkilâta dönüşmüştür. Ritüellerinde muhafazakâr olmasına raÄŸmen, sembol ve alegorilerin deÄŸiÅŸen zamanlarda deÄŸiÅŸik tarzda tefsir edilebilmeleri sayesinde daima güncel kalabilmiÅŸ, toplumun geliÅŸmesine ayak uydurabilmiÅŸ ve böylece en eski cemiyet olma sıfatını kazanmıştır.[6]
FarmasonluÄŸun ilk kuruluÅŸu hakkında çeÅŸitli söylentiler vardır. Bir kısmı tarihçilere göre Farmasonluk, Süleyman Peygamber tarafından kurulmuÅŸtur. Bazıları ise, Nuh Peygamber’in gemisini yaptırdığı kimseler tarafından kurulduÄŸunu söylerler.[7]
Farmasonluk ve benzeri cemiyetlerin kurulması birer gizli maksatlarının gerçekleÅŸmesi içindir. En eski ve insanları aldatıcı cemiyetlerin başında farmasonluk gelir. Farmasonluk (mason), “duvar yapıcısı” mânasına gelir.[8]
“Farmason” kelimesinin ilk kullanımı hakkında Cevdet PaÅŸa Tarihi’nde ÅŸu bilgilere yer veriliyor:
«…..Ve sefer arkadaÅŸlığı yakınlığı ile Avrupalılar birbirleri ile kaynaÅŸarak ve görüşerek kendilerini bir millet gibi tanıyıp medeniyet icabı olduÄŸu üzere aralarında yardımlaÅŸma düşüncesi doÄŸarak yoksullara ve hastalara bakmak üzere birkaç müessese kurduktan baÅŸka yalnız insanlığa hizmet etmek ve her din ve mezhepten üye almak üzere, Avrupa”da hâlâ mûteber olan Farmason’luk dahî o tarihten sonra meydana çıkmıştır; kendi aralarında KemankeÅŸ Sırrı [9]gibi bir sır olarak birbirlerini tanımak için bir takım alâmet ve iÅŸaretleri vardır. Medenî memleketlerde seyahat ile Avrupalıların gözleri açılıp ondan sonra her hususta akla tatbik ile karar vermeÄŸe ve Kilise”nin telkin edegeldiÄŸi kör inançlar ve mutaassıp düşüncelerden vazgeçmeÄŸe baÅŸlamışlardır. Ve ekserisi bu seferler münasebetiyle Roma”ya (Papalık) gidip orada geçerli olan hileleri, ÅŸahsî maksatları görüp hakikati öğrenmeleri ile hayliden hayli fikir deÄŸiÅŸtirmiÅŸlerdir…»[10]
BaÅŸlangıçta “Serbest Hareket Edebilen Meslek Erbabı” demek olan “Franc Mason” veya “Farmason” kelimeleri, zamanla aklına eseni yapabilmenin sembolü haline gelmiÅŸ, esnaf ve zanaatkarlıkla hiçbir iliÅŸkisi kalmamıştır.[4]
Adolf Hitler, “Kavgam” adlı kitabında Farmasonlarla ilgili ÅŸunları söyler:
«Farmasonluk teÅŸkilatı, tamamen Yahûdi kontrolündedir. Yahûdiler, kendi hedeflerine ulaÅŸabilmek için farmasonluÄŸu istismâr eder. Nasıl mı? İdâreci olan kesimi, burjuvanın ileri gelen ÅŸahsiyetlerini, özendirdiÄŸi farmasonluk teÅŸkilatına sokar. Sonra ‘farmasonluÄŸun gizli kuralları’ diyerek ve güya farmasonluÄŸun hizmetine imiÅŸ gibi davrandırarak onları kendi istediÄŸi yönde sevk ve idare eder. Onlar da farmasonluÄŸun kurallarını uyguluyoruz zannederler. Aslında bu kimseler, farmason teÅŸkilatına dâhil olmakla, gerçekte Yahûdi’nin bir oyuncağı haline geldiklerini bilmezler.»[11]
1877 Mason Locaları Genel Toplantısı’nda, üyelerin yeminlerini kutsal kitaplar üzerine deÄŸil, namus üzerine yapmaları kararlaÅŸtırıldı. Masonların 1900’de bir toplantıda aldıkları kararla ilgili zabıtların 102. sayfasında, “Dindarlara ve mabetlere galip gelmek kâfi deÄŸildir, asıl maksadımız dinleri yok etmektir.“ yazılıdır.[1]
Farmasonların, birbirlerine “kardeÅŸ/birader” diye hitap ettikleri ve aralarında sıkı bir baÄŸlılığın bulunduÄŸu söylenir. Toplandıkları yere “loca” ve “atölye”, toplantı salonuna “mâbed”, baÅŸkana “muhterem” ya da “üstâd”, bir locadaki en yüksek farmasona “üstâd-ı âzâm” gibi adlar verilir. FarmasonluÄŸa katılanlar için yapılan hayli esrârengiz merasim ve yemin törenleri vardır.[7] Bu yemin metnine göz atalım:
«Bana verilecek, Farmasonluk sırlarını, hakîkî bir Mason’dan baÅŸkasına ve usul ve kaidelerine uygun olarak teÅŸekkül etmiÅŸ bir yerden baÅŸka yerde ifşâ etmeyeceÄŸime, kardeÅŸlerimi seveceÄŸime, yardımlarına koÅŸacağıma, ihtiyaçları zamanında kendilerine yardım edeceÄŸime, onların ve MasonluÄŸun müdafaası için, icap ederse hayatımı fedâ eyleyeceÄŸime, Türkiye MeÅŸrık-ı Âzâmı’nın Anayasasına ve genel Nizâmlarına ve beni sinesine kabul eden ÅŸu muhterem yerin özel nizamlarına riâyet edeceÄŸime, Sani-i Âzâmın ve ÅŸu muhterem Mason Cemiyeti’nin huzurunda, kendi arzu ve irademle resmen ve tam bir saflık ve samimiyetle yemin eder ve vaadimden dönmekten, yeminimi bozmaktan ise ölmeyi tercih edeceÄŸimi beyân eylerim.»
Bu yemin metni, daha doğrusu bu belge, özünü kaybetmediği için gerçeklerin farkına varan yüksek dereceli bir Farmason tarafından sızdırılmış ve kopyaları zamanın Anadolu Gazetesi tarafından çekilmiştir. Şimdi yemin metnindeki taahhütleri toparlayarak tekrar değerlendirelim.
Farmasonluk sırlarını hakîkî bir Mason’dan baÅŸkasına açmamak,
Masonların ve Masonluğun müdafaası için hayat fedâ etmek,
Masonların ve Farmasonların birbirini sevmesi birbirine yardım etmesi,
Türkiye MeÅŸrık-i Azamı’nın Kanun-u Esâsî’sine, Anayasası’na ve Nizâmlarına riayet eylemek,
Yeminden ve vaatten dönmektense ölümü tercih etmek.
4. maddeden anlıyoruz ki, her millet için, milletin genel karakterinin özelliklerine göre, “Özel Anayasa”larında ve “Nizâm”larında temel ilkeler korunmakla birlikte, detaylarda bazı farklılıklar olabiliyor. Ayrıca, Beynelmilel KardeÅŸler içinde, bir “Birader”, kendisinden aÅŸağı derecedeki Biraderine kendi derecesinin sırrını ifÅŸa edemez. “Bu, ne tür bir kardeÅŸliktir ?” sorusunun cevaplarını kendi ağızlarından, kendilerine mahsus Özel Anayasalarının ve Nizamlarının buyruklarından öğrenmeye devam ediyoruz. 8. dereceden 9. dereceye gecen bir Farmasonun etmesi gereken yemin;
«SeçilmiÅŸ Üstad yüksek derecesi sırlarını ne bir hariciye ve ne de bir aÅŸağı derecede bulunan Masonlara ifÅŸa etmeyeceÄŸim. Ve yemin ederim ki, taahhütlerimi sadıkane yerine getireceÄŸim. Yeminimi bozmak felaketine uÄŸrarsam, bizzat feda edilmeye, bütün MasonluÄŸun nefret ve tiksinmesine maruz kalmaya razı olacağım. Sani-i Azam kainat huzurunda ve bu yüce meclis karşısında, dünyanın en yüksek kuvveti eÅŸiÄŸinde bir Mason ve namuskar insan sıfatıyla yemin ederim.»
Bu yemin metni de “FarmasonluÄŸun Merasim Rehberi”nin 26. ve 27. sayfalarında yazılıdır ve 1923 tarihinde İstanbul’da “Tasovakalopolo Matbaası”nda basılmıştır. Görüyor musunuz, Beynelmilel KardeÅŸliÄŸin asıl sadakatleri ve görevleri kimlere karşı olduÄŸunu? Diyelim ki, savaÅŸ patladı. Her milletin içerisinden, her meslek grubundan süzülerek seçilmiÅŸ, bu yeminli Beynelmilel KardeÅŸler için önce kimlerin hayatı, emniyeti ve çıkarları söz konusu olacak? İçinden çıktıkları millet için mi savaÅŸacaklar, yoksa üzerine yemin ettikleri “Özel Mason Anayasası ve Nizamları” gereÄŸince mi hareket edecekler? Bir İngiliz, bir Fransız, bir İtalyan, bir İspanyol, bir Yunanlı, bir İsrailli, bir Arap, bir Çinli, bir Japon, bir Hintli, bir Alman, bir Rus, bir Türk Farmason için, kendi milletleri mi önemli olacak, yoksa Özel Mason Anayasası ve Nizamları mı? Hani bunlar çok ulvi bir gayenin tesisi için çalışıyorlardı, hani siyaset ile din ile ilgileri yoktu, bundan ala üst düzey siyaset yapma ve iman ÅŸekli var mı? Bunlar, Beynelmilelci oldukları için, MilliyetçiliÄŸin karşısında olduklarını savunurlar. Ama sıra YahudiliÄŸe geldiÄŸinde, Beynelmilel KardeÅŸliÄŸin tüm üyeleri, Yahudi milliyetçiÄŸini korumak ve savunmak üzere kolları sıvayıp harekete geçerler.[12]
Güney Amerika’nın Åžili devletinde Büyük Mason Locası Genel Sekreterinin bir tamiminde ÅŸunlar emredilmektedir:
Her Mason, kendisini sekülerizmin bir misyoneri addetmelidir.
Masonlar, kendi bayan ve çocuklarına Masonluğun esas prensiplerini öğretmek mecbûriyetindedir.
Farmasonlar, Masonluk tarafından verilecek karar üzerine kendi bayan ve çocuklarını dini inanışlardan ve ibâdetlere iştirakten uzaklaştırmakla mükelleftir.
Masonlar, halkta Masonluk fikrine karşı sempatik bir ortam vücuda getirmek için basın, radyo ve mecmualardan istifade etmelidir. Masonlar, bilhassa meşrû ve gayrimeşru çocukların bir tutulması, ilk mekteplerde din derslerinin kaldırılması hususunda her türlü gayreti göstermelidir.[13][14]
Orhan KoloÄŸlu, 1799-1803 yılları arasında Avrupa’yı dolaÅŸan bir İranlı Türkün Mirza Ebû Tâlip Hân’ın Masonluk hakkındaki izlenimlerini şöyle aktarır:
«Londra’dan uzakta bir bahçe var. Sadece Farmasonlar’a ayrılmış bu mezheple ilgili garip ÅŸeyler söyleniyor. Özel kuralları var. Ama ölüm korkusu bile onlara sırlarını açıklatamıyor. Bu konuda elde edebildiÄŸim tek bilgi ÅŸudur: Kral Süleyman, -ki Müslümanlarca Hz. Süleyman olarak bilinir- Kudüs Mâbedi’ni yaptırmaya hazırlanırken, özellikle Avrupa’dan duvarcılar (masonlar) getirtmiÅŸ. Bu kiÅŸiler, kendi aralarında anlayabilecekleri esrârengiz bâzı törenler icâd etmiÅŸler…»[15]
Masonların dinler karşısındaki gerçek yüzünü, yıllarını bu karanlık örgütü araÅŸtırmaya harcayan İngiliz araÅŸtırmacı yazar Martin Short ortaya çıkardı. Masonik düzenin karanlık ve kanlı yüzünü gözler önüne seren, tüm dünyada büyük yankılar uyandıran “Biraderlik” isimli kitabı yazmasının ardından da hayatını kaybeden ve masonlar tarafından öldürtüldüğü iddia edilen İngiliz Stephen Knight’in yarım bıraktığı çalışmayı “Masonların İçinden” ismiyle tamamlayarak kitaplaÅŸtıran Short, masonik ayinlerde inatla Allah’tan söz edilmediÄŸini vurguluyor. Martin Short, “Masonların İçinden” adlı kitabında şöyle diyor:
«Dr. Anderson tüm dünyadaki masonlarca benimsenen kitabında, ‘Masonlar ÅŸimdi, yaÅŸadıkları toplumdaki bütün insanların üzerinde anlaÅŸtığı dine uymalı, fakat kiÅŸisel belirgin ‘düşüncelerini’ de kendilerine saklamalıdır’ demekte. Görüldüğü gibi çeliÅŸkili bir aldatmaca söz konusudur.»
Masonluk taraftarı yazarların, yöneticilerin fütursuzca dinleri kötüleyip, buna karşılık masonluÄŸu zaman zaman “bir din” olarak tanıttıklarını dile getiren Martin Short, bu konuda ÅŸu açıklamalarda bulunuyor:
«Baptist rahip Fort Newton, ‘Masonluk bir tapınaktır. MasonluÄŸu eleÅŸtireceÄŸimize insanları tarikat yobazlığının elinden aldığı için şükretmeliyiz’ diyor. J. S. M. Ward da, ‘FarmasonluÄŸu bir din gibi anlaşılmaya aday görüyorum. Cesurca ilan ediyorum ki, farmasonluk bir dindir’ demekte. İngiliz masonlarının Büyük Özel VaizliÄŸi de, ‘Evet masonluk bir dindir. Bir dinde olması gereken, bir yüce varlığa inanç ve ona yükümlülükler, kutsal olması ve bir ibadet sisteminin bulunması gibi özellikler taşır’ hükmünü dile getirmiÅŸti.»[16]
EÅŸref Edip Fergan’ın yıllar önce makalelerindeki Farmasonlar hakkındaki tespitleri ilginçtir:
«Farmasonlar, bütün cemiyetleri, bütün millî teÅŸekkülleri, bilhassa matbuatı (basın organları, gazete ve tv’ler) ellerine alarak Müslümanlığı yıkmaÄŸa uÄŸraÅŸmışlardır. Bunların vasıtaları bilhassa bazı siyonizmin sevdalısı dönme muharrirlerdir. Bunların asılları Yahudi olduÄŸu için Türk milletini YahudileÅŸtirmek esas gayeleridir. Sinsi sinsi İslâm’ı tehdit eden siyonistler, 1948’de İslâm topraklarında terörist bir devlet kurduktan sonra Müslümanlığa karşı taarruzlarını açığa vurdular. Nüfuzları altındaki gazetelerle Müslüman Türk’ün, dinine, imanına karşı bombardımana giriÅŸmiÅŸlerdir.
Siyonistlerin İslam dünyasındaki ana umdesi milletlerin dini ve millî taassubunu kırmaktır. Siyonistler bu sebeple bulundukları, yaşadıkları cemiyetin içinde barınabilmek için her vasıtaya müracaat eder, toplumların dini inançlarını aşındırmak için çaba gösterirler. Böylelikle kendilerini de kamufle edip kendilerine olan düşmanlıkları bertaraf etmek isterler.
Siyonist misyonerlerinin en büyük propagandalarından biri ise ÅŸudur: EÄŸer Türk devleti, Yahudi devletine müzaharet ve mümaÅŸaat etmeyecek olursa Amerika yardımından ve teveccühünden mahrum kalır. Çünkü İsrail Devletini kuran Amerika’dır. Bilhassa Salamon Truman’dır. Bu suretle Türk devletinin siyaseti üzerinde müessir olmaya çalışırlar.
Siyonistlerin ve Farmasonların en büyük korkusu, Türklerle Araplar arasındaki kardeÅŸlik baÄŸlarının, ülkeler arası iliÅŸkilerin, din kardeÅŸliÄŸi samimiyetinin kurulmasıdır. EÄŸer Araplarla Türkler arasında herhangi bir anlaÅŸma, samimi bir dostluk, hele hele siyasi bir birlik gibi ÅŸeylerin tasavvuru bile siyonistlere göre en büyük cinayettir. Bu sebeple de sürekli olarak Arapları Türklerin nazarında daima fena gösterirler. Arap memleketlerinde de Türkler aleyhinde sürekli neÅŸriyatta bulunurlar.»[17]
“Mimar Sinan” dergisindeki “Politika ve Masonluk” baÅŸlıklı bir makalede, masonluÄŸun din karşıtı savaşı, şöyle açıklanmaktadır: [1]
«Franmasonluk, siyasal bir parti olmamakla beraber, siyasal ve sosyal olayların akımına uygun olarak uluslararası birleÅŸik ve sosyal bir kuruluÅŸ halinde örgütlenmesi 18. yüzyılın baÅŸlarına rastlar. Mezheplerin özgürlük kurallarını uygulamaya çalıştığı sırada, onlara yardım için, din adamları kurallarının (ruhban heyetlerinin) nüfuz ve iktidarlarına karşı savaÅŸ açmak durumuna giren farmasonluÄŸun yıkmak istediÄŸi ÅŸey, Kilisenin hükümetler ve halk üzerindeki tahakkümü idi. Bundan dolayı 1738 ve 1751 yıllarında Papa tarafından dinsiz olarak ilan edilmiÅŸtir… Farmasonluk, mezhepler özgürlüğü ilkelerini amaç edinen ülkelerde yalnız ismen gizli ve esrarlı toplantıları olan bir dernek halinde kalmış ve bu gibi memleketlerde hem müsamaha ve hem de teÅŸvik görerek, vakit ve hali uygun orta sınıf halk ile yüksek memurlardan taraftarlar bulmuÅŸ ve mason olan devlet erkanını kendi örgütlerinin baÅŸkanlık makamına geçirmiÅŸtir. Katolik mezhebinin herkes için mecburi olduÄŸu güney memleketlerinde ise, gizli, yasak ve kanuni tekib ve izlenmeye maruz devrimci bir dernek niteliÄŸini muhafaza etmiÅŸtir. Bu memleketlerde orta sınıftan hür düşünceli gençler ve hükümetlerinin yönetiminden memnun olmayan subaylar mason localarına girmeye ve böylece, İspanya, Portekiz ve İtalya’da ve özellikle Vatikan Kilise Hükümetinin tahakkümü altındaki rejimler aleyhine devrimci tertipler alınmaya baÅŸlanmıştır.»[18][19]
Farmasonlar, yalnızca Hz. Süleyman’ı, Hiram Abif’i, Tapınak Şövalyelerini ya da farmasonlarla ilgili konularda tarihi deÄŸiÅŸtirmediler, amaçlarını gizleyebilmek için tüm tarihle oynadılar. Bunun en güzel örneÄŸini Mithat Gürata verir. Mithat Gürata “Unutulan Adetlerimiz ve Loncalarımız” adlı kitabında ÅŸunları yazar:
«Akla gelebilen her devirde masonluk varsayılır. Hz. Adem’in mason olarak Cennet’e girdiÄŸi, St. Michel’in ilk Mason Locası üstadı olduÄŸu iddia edilir. Nuh Tufanı’ndan kurtuluÅŸtan sonra inÅŸa edilen Babil Kulesi masonların eseridir. Atinalı Pythagore, Eflatun, Çiçero’nun masonluÄŸa girmiÅŸ oldukları. Mısır’da doÄŸan ışığı, Musa ile Süleyman’ın Kudüs’te, Numan’ın Roma’da, Pythagor’un da Crotonne’de yaydıkları söylenmektedir.»[20][21]
Farmasonların arasında misyonerler de vardır. Londra’daki Protestan Misyoner cemiyetinin Farmason ÅŸubesi bile vardı. Kaptan Mustafa Bey, bu ÅŸubenin o zaman ki müdürü Mr. Vovilsteed ile de görüşmüş ve bu konuda ÅŸunları yazmıştır:
«Mr. Vovilsteed ise, Tûr-ı Sina yarım adasıyla Arabistan’ı ve Nobi cihetlerini dolaÅŸmış ve Uman ile Hadra-mavt’da hayli iÅŸler görmüş idi. Arapça ve Nobice’yi güzel konuÅŸur. Vovilsteed o kadar ketum bir adam ki, size ismim bile söylemez. Gözlerinin gayet parlak ve hareketli olması, zekâsına bir alamettir. O havalinin siyasi, coÄŸrafî ve bibliyografyası hakkında yazdığı eserler, İngiltere’de Fevkalade mazhar ve raÄŸbet olmuÅŸtur. Vovisteed aynı zamanda güzel bir ressamdır.»
Yukarıda sözünü ettiÄŸimiz el yazma kitapta da bir baÅŸka misyoner olan James’in, arkadaşı misyoner Mr. Wayt’ın mason olduÄŸunu söylediÄŸini tespit ediyoruz. Söz konusu yazmada, HıristiyanlaÅŸtırılmak istenen Mustafa Efendi adındaki Osmanlı subayı ÅŸunları yazmaktadır:
«Sabah olur olmaz bizim gayur James geldi. Odaya girip sobayı yaktı. Sonra da beni uyandırdı. Kalktım; oturduk. Mr. Wayt üzerine bir hayli sohbet ettik. Free-Mition (Farmason) Cemiyetini teÅŸkil ve kanunlarını tesbit eden bu zat olduÄŸunu ve parlamentoda meclisin aza-i daimisinden bulunduÄŸunu tefhim ve beyan eyledi.»[22]
Türkiyedeki FarmasonluÄŸunun en üst derecesindeki “Endres”, Nutkunda söyle diyor;
«Her muharebe, çapuldur, yaÄŸmadır. Harbi destekleyecek bir Mason Prensibi yoktur. MeÄŸer ki barbarlara karşı açılmış bir harp ola. Barbarlar kimlerdir? Hunlar, MoÄŸollar, Türkler vs. vs... Farz edelim ki, Asyalılar Avrupa’dan evvel kendini kuvvetlendiriyor. Ve herhangi bir sebepten dolayı milyonlarca Asyalı, Avrupa’ya karşı yürüyecek. Böyle bir tehlike karşısında sulhçuluk yapmak deliliktir. Yahut Mussoli’niye karşı harp edilebilir. Fenaları yok etme, imha etmek lazımdır.
Yeryüzüne yayılmış, iyi, asil, birbirine imdat ve yardım etmeyi seven insanlar arasında ittifak vücuda getirmek FarmasonluÄŸun yüce gayesidir. Bu gaye, milliyetçiliÄŸe açık olarak muhaliftir, zıttır, milliyetçilikle uzlaÅŸtırılamaz. Tam manasıyla söylemek lazımsa, Farmasonluk Beynelmileldir. Farmasonum diyen kimse Beynelmilelciyim demiÅŸ olur. BaÅŸka türlü Masonluk olmaz. FarmasonluÄŸun vazifesi, birbirine uymayan milli prensipleri kaldırmaktır. Sınırların öbür tarafında, yani vatan sınırlarının dışında kardeÅŸler (!) oturuyor. Milliyet yok, insaniyet var. Gayeye varıncaya kadar uÄŸraÅŸmak lazımdır.»[12]
1791-1808 tarihleri vakanüvisi Asım Efendi, (yani 3. Selim dönemini anlatan bir tarihçi), Pâdişâh silahşörlerinden (korumalarından) bir Masonu şöyle tarif eder:
«Ä°slam kurallarına uymayan, imansız zındık, Frenk ülkesinde FARMASONLUK, kimya büyüsü ve hokkabazlık okumuÅŸ Hasan AÄŸa!»
Yani masonlar, Pâdişâh’ın yakınına, onu koruyacak askerlerin arasına da kendi adamlarını sokabilmiÅŸlerdir.[15]
Osmanlının son döneminde, İttihatçılar, Musa Kazım ve Ürgüplü Mustafa Hayri efendi gibi masonları Åžeyhülislam yaparak, bunlar vasıtasıyla dinde reform yapmaya çalışmışlardır.[1] Zamanın adeti uyarınca önceki dönemde görevinden istifa ederek ayrılan kabinenin yerine Sadrazam ile ÅŸeyhülislam’a kabineyi kurma görevini verilir. Bu iÅŸlem ile ilgili tezkere okunduÄŸunda riyaset divanından 5 kiÅŸilik bir takrir takdim olunur. Takrir, “Sakalından utanmaz Farmason kafiri gene döndün, dolaÅŸtın karşımıza mı çıktın?” ibaresini içermektedir. Zira bir evvelki kabinede de Musa Kazım Efendi vardır.[23]
Sultan Abdülhamid’e hâlini (tahttan indiriliÅŸini) tebliÄŸ eden meÅŸkur Yahudi Carasso (Karasu), renksiz ahlaksız, düşük seviyeli, namusuz, hain bir avukattı. Talat, Cavid, Dr. Nâzım ve Bahaeddin Manastırlıyı farmasonluÄŸa teÅŸvikten sorumlusuydu. Bu adam, İttihat ve Terakki’nin aslan ve kaplanları için faydalı bir çakaldı. “İttihat ve Terakki Cemiyeti”, farmasonluk (Siyonizm) ile, parçalanmaz bir bütündü, İstanbul’daki Türklerden SelaniÄŸi bilenler, İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin amblemleri ve Mekedonya Ristorda Locası ve Yahudi Beni Brith Cemiyeti amblemleri arasındaki benzerliÄŸi fark ediyordu.
1909 Haziranında Üstad-ı Azam makamı Türkiye MeÅŸrik- i Âzamhğı vazifeyi devralma töreninde Hasköy’den, Selanik, İzmir, Macaristan’ın çeÅŸitli ÅŸehirlerinden ve Orta Avrupa İmparatorluklarından gelen birçok Yahudi centilmen vardı. Bülten, Türkiye MeÅŸrik-i Âzamhğı’nın Yüce Konsey üyelerini de sıralıyordu. Bunlardan üç veya dördü Yahudi, üçü dönme idi ve sadece dördü Müslüman’dı… Bazı yabancılar, “Jön Türk, Alman taraftarı bir yaÅŸlı Yahudi mi?” diye meraklanıyordu. ÇeÅŸitli karmaşık izahattan sonra, makale şöyle bitiyordu: “BilindiÄŸi kadarı ile, Türk FarmasonluÄŸu ÅŸimdi uyuyor ve muhtemelen de öyle kalacaktır. Ta ki , halen Türkiye’nin başında olan grup kuvvetten düşürülsün ve gelecek Türk rejimine veya yabana bir muzaffer kuvvete karşı yeraltı faaliyetlerine yeniden baÅŸlansın…”[24]
Osmanlı İmparatorluÄŸunun dağılmasına neden olan faktörleri tek tek saymamız gerekirse binlerce sayfalık kitap basmamız gerekir. Fakat bu faktörlerin en önemli ve gizli kalmışlarını ortaya çıkarırsak en azından günümüz ile baÄŸlantısını ortaya koyabiliriz. Bugüne kadar üzerinde pek durulmamış, fakat Osmanlı’nın, KurtuluÅŸ Savaşı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve günümüzün en büyük tehlikesi ”Mason Locaları” gizli gizli ülkemizi tehdit edip, yok etmeye yönelik çalışmalar yaparken bizler bu konu hakkında bilgisizliÄŸimizden dolayı umursamaz tavır takınıyoruz. Fakat ufak gözüken bu olgu, Osmanlı’nın başını aÄŸrıtmış, KurtuluÅŸ Savaşı’ndan sonra bunu gören Mustafa Kemal Atatürk’ün bu tehlike yuvalarının kapatmasına sebep olmuÅŸtur. Fakat daha sonra Mustafa Kemal’in ölümünü fırsat bilen İsmet İnönü’nün desteÄŸiyle tekrar ortaya çıkan Mason Locaları, Celal Bayar’la beraber daha güçlenmiÅŸ ve sonrasında Türkiye’nin siyasi politikasını yönlendirmeye baÅŸlamıştır.[25] Cumhuriyetin ilânından sonra, bütün dernekler ve mezhebi teÅŸekküller gibi FarmasonluÄŸa da memleketimizde son verilmiÅŸse de, son yıllarda yeniden faaliyetlerine hız verilmiÅŸtir.[7]
Yabancı ülkelerdeki Masonların rehberliğe ve yardıma ihtiyaç duyduklarını belirten Kral George, şöyle diyordu:
«FarmasonluÄŸun dağıtıldığı veyahut faaliyetlerine nihayet verildiÄŸi memleketler de vardır. Bu hal, bu teÅŸekküllerin tarihinde kederli bir safhadır. Åžundan şüphem yoktur ki, ÅŸartlar elverdiÄŸi zaman dünya büyük locası farmasonluÄŸun yeniden kurulması için yardımını yapacak ve farmasonluÄŸun geçirmiÅŸ olduÄŸu nekbet devresinden daha ziyade kuvvetlenmiÅŸ olarak çıkacaktır.»
Türkiye’de o gün, 5 Åžubat 1948’de gelecek ve Masonlar, “Türkiye Mason DerneÄŸi” unvanıyla yeniden ve resmen faaliyete geçecektir.[26][27]
Masonluk ve Farmasonluk Arasındaki Fark
Masonluk konusunda iki terim karşımıza çıkıyor. “Masonluk” ve “Farmasonluk”. Bu konuda Tuncar TuÄŸcu’nun “Masonların Saklı Tarihi” isimli kitabında konu aydınlığa kavuÅŸturuluyor: [28]
«Farmasonluk İngilizce “Free Mason” (Hür Mason) kavramının deÄŸiÅŸik ve serbest bir söyleniÅŸ biçimidir. Ama ne var ki, doÄŸrudan doÄŸruya farmasonların kendileri bu ÅŸaşırtmacayı baÅŸlatmışlardır. Kendileri için hem mason ve hem de farmason kavramlarını kullanmışlardır. Bu bir saklanma, yaÅŸama geçirmek istedikleri projelerinin üstünü örtme giriÅŸimidir ve giriÅŸimlerinde son derece baÅŸarılı oldular. Farmason olan, farmason olmayan ya da farmasonluÄŸa karşı olan tüm araÅŸtırmacılar ve bu problemle ilgilenenler mason ve farmason kavramlarıyla aynı ÅŸeyi kast etmiÅŸler ve farmasonları masonların bir devamı olarak görmüşlerdir.»
«Gerçekte “Masonluk” ve “Farmasonluk”, iki ayrı örgüt ve tarihsel fenomendir. Masonluk, OrtaçaÄŸ Katolik yapı işçilerinin bir meslek örgütüdür. Oysa Farmasonluk (hür masonluk), baÅŸlangıçta yalnız Anglosakson (Avrupalı beyaz ırk) ve İskoç soylularının girebildiÄŸi emperyal, (gücünü hissettiren) siyasal ve ekonomik hedefleri olan, son derece kurnazca düzenlenmiÅŸ, gizemli ritüellere sahip, (Ritüel- Dini bir inanç gibi benimsenmiÅŸ alışkanlık, kiÅŸilerce kutsallaÅŸtırılmış davranışlar, biçimler, davranış biçimleri, temalar) bir aydınlanma gizli örgütüdür. Farmasonlukla, Masonluk arasında gerçek bir baÄŸ yoktur. Bir baÄŸ ve sürekliliÄŸin olduÄŸu iddiası, Farmasonların gizlenme, örtünme tekniklerinin baÅŸarılı bir ürünüdür. Bu sebeple “Mason” kavramı ile OrtaçaÄŸ Katolik işçi loncaları, Farmason kavramı ile de sonradan küreselleÅŸen Anglosakson İskoç kökenli soyluların, sonra da burjuvazinin örgütlendiÄŸi, gizemli ritüellere sahip, tüm ülkelerde efsaneler örtüsünün arkasına saklanmış, kamuya açık olamayan ve denetlenemeyenlerini gizli bir örgüt anlaşılmalıdır.»[21][28]
Farmasonik Semboller
Farmasonluk, dünyanın en eski ve en geniÅŸ kardeÅŸlik birliklerinden biri. Kimileri onun Tapınak Şövalyeleri’nden, kimileri Kral Süleyman Tapınağı’nın kurucularından, kimileri de Antik Mısır’ın gizemli dinlerinden geldiÄŸine inanıyor. Bazıları ise Hermetik felsefe ve Rönesans mistisizmi kaynaklı kadim ayinleriyle, OrtaçaÄŸ taÅŸ ustaları (Mason) loncasından geliÅŸtiÄŸini düşünüyor. Farmasonluk sıradan insanda zenginlik ve güce ayrıcalıklı bir eriÅŸimi olan elit bir zümrenin dünyaya hükmettiÄŸi korkusunu uyandırır. FarmasonluÄŸun katı gizliliÄŸi de sayısız komplo teorisine ve kınamaya yol açmıştır. Üç ilkeyi, kardeÅŸlik sevgisi, yardımlaÅŸma ve hakikati temel alan farmasonluÄŸun pek çok gizli iÅŸaret ve parolaları vardır. İşte Masonik semboller…
Süleyman’ın Tapınağı: Bu en önemli Mason sembolü, hareketin kökenini, yitirileni ve bir Mason’un kiÅŸisel geliÅŸim ile neler kazanabileceÄŸine yönelik bir ilhamı temsil eder.
İki sütun Jachin ve Boaz: Süleyman’ın Tapınağı’nın giriÅŸine inÅŸa edilen ikiz kolonlarla özdeÅŸleÅŸtirilir.
Geometrinin G’si: Farmasonlar için geometri Süleyman Tapınağı’nı inÅŸa eden Hiram Abiff’e Tanrı tarafından verilen özel ve gizli bir bilimdir.
Pergeller: Tüm gelişimin, hakikatin ve gizemin esası olan geometride, ilahi olanı cismi olan içinde yeniden yaratma gücünün bulunduğuna inanılır. Geometri tanrısal dimağın hakiki bir taslağıdır.
Her ÅŸeyi gören göz: Bugün bir dolarlık banknotta yer alan 13 basamaklı piramit ve üstündeki ‘her ÅŸeyi gören göz‘ gibi Masonik semboller ABD’nin çeÅŸitli imgeleriyle iç içe geçmiÅŸtir.[29]
FarmasonluÄŸun Amerika’daki GeliÅŸimi
Amerika’da FarmasonluÄŸun geliÅŸimde yer alan önemli kiÅŸi ve olaylara kronolojik sıra ile bakalım:
1761 – James Otis, Mason. Amerikan Bağımsızlık Savaşına yol açan politik görüşlerin sahibi olan kiÅŸi. Masonların kazanacağı bağımsızlık savaşını tetikleyen kiÅŸi olan Otis, İngilizlerin ticaret ve denizcilik kanunlarını ağır biçimde eleÅŸtirmiÅŸtir. “Temsilcilik olmadan vergileme tiranlıktır” sözü ile tarihe geçmiÅŸtir.
1764 – Samuel Adams, Mason ve Illuminati. Amerika’nın kurucularından biri olan Adams, İngiliz politikalarını ve kolonilerin vergilendirilmesi eleÅŸtirmiÅŸ, Amerika’nın önde gelen propagandacılarından biri olmuÅŸtur. Otis gibi, masonların Amerika adı altında kuracakları bağımsız mason teÅŸkilatının önde gelen isimlerinden olmuÅŸtur.
1773 – İlk Mason locaları Amerika’da görülmeye baÅŸlandı. 1775’te Amerikan Bağımsızlık Savaşı patlak verinceye kadar 150’ye yakın Mason locası ülkenin dört bir tarafına yayılmıştı.
1773 – Farmasonluk Amerika’da hızla yayılıyordu. Ancak alt seviye masonların bilmediÄŸi ÅŸey, üst seviyedeki masonların Cizvit Generali ile beraber çalıştıkları ve onların bundan haberleri olmamasıydı. Birçok iyi niyetli ve tek derdi insanlığa hizmet olan mason, iyi olduÄŸunu bildikleri ÅŸeyleri yaparak, Cizvit Generali “Black Pope”(Siyah Papa) hizmetkârlarıydılar. 1773 senesinde, Cizvit Generali Black Pope(belki de dünyanın halen en güçlü insanı) Prusya Kralı Fredrick II ile Scottish Rite’ı yazdı(FarmasonluÄŸun genel ayinleri).
1775 – Joseph Warren, Mason. Boston’da Amerikan Vatanseverlik organizasyonlarını yürütmüş olan doktor ve asker. Gelen İngiliz saldırısına karşı Paul Revere ve William Daves adlı vatanseverleri Lexington’a yollayan önde gelen vatanseverlerden. 1776 senesinde Boston’daki Masonların lideri ilan edildi.
1776 – John Hancock, Mason. Hancock Amerikan Bağımsızlık Bildirgesini yazan ve imzalayan ilk kiÅŸi.
1776 – Benjamin Franklin, Mason. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesine imza atan 56 kiÅŸiden biri ve İngilizlerle barış görüşmeleri yapan ünlü mucit. Pennsylvania yüce yönetim meclisinin 6. baÅŸkanı, aynı zamanda aynı eyaletin Mason liderliÄŸini yapmış kiÅŸi. Amerika’da ilk Mason kitabını basmıştır. Thomas Jefferson ile Satanist bir gruba üye oldukları ve cinsel-okült ayinlere katıldıkları bilinmektedir.
1776 – Adam Weishaupt’un aynı zamanda The Illuminati Faction’u bulduÄŸu sene.
1777 – Baron Von Steuben, Mason. Amerikan Bağımsızlık Ordusunu düzene sokan ve disipline eden Prusyalı general. Yeni kurulan Amerikan devletinin Fransa’ya casusluk amacı ile yolladığı Benjamin Franklin ve Amerika’nın ilk diplomatı Silas Deane tarafından keÅŸfedilen ve George Washington’a sunulan kiÅŸi.
1777 – Marquis de Lafayette, Mason ve Illuminati. Hem Amerikan hem de Fransız devriminde yer almış olan Fransız asker ve aristokrat. Amerikan Bağısızlık Savaşında koloniler tarafından General ilan edilerek İngilizlere karşı savaÅŸmıştır.[30]
Amerika’yı Farmasonlar Mı Kurdu?
ABD’nin bidayeti ister istemez merak uyandırmaktadır.Çünkü kıta yenidir, fakat dünya hakimiyeti elindedir. İster istemez ABD tarihi hakkında sorular akla gelmektedir. Bu hususu Jim Harrs’ın kitabından aktaracağız;
«Birçok kaynaÄŸa göre, Amerikan Masonları arasında ÅŸu isimler de vardı: George Washington, Thomas Jefferson, Alexander Hamilton, James Madison, Ethan Ailen, Henry Knox, Patrick Henry, John Hancock, Paul Revere ve John Marshall. Benjamin Franklin, 1734 yılında Philadelphia Locası’nın büyük üstadı oldu. Bir Masonluk tarihçisi olan Albay La Von P.Linn, Kıta Ordusu’nda 14.000 subay arasından 2.018’inin 218 locayı temsil eden Farmasonlar olduÄŸunu, birçoklarının ise orduyla birlikte hareket halinde olan ‘seyyar localar’ olduÄŸunu tahmin ettiÄŸini açıkladı, İngiliz Farmasonları, devrimden önce eÄŸittikleri Amerikan askerleri arasında üye seçiyorlardı ve böylece bir süre sonra askeri personelin büyük çoÄŸunluÄŸu, kumandanlar ve erler, kendi aralarında Farmasonluk uygulamaları izlemeye baÅŸlamış ya da Farmasonluk deÄŸerlerini kabul etmiÅŸlerdi.»
A New Encyclopedia of Freemasonrfyee (Yeni Farmasonluk ansiklopedisi) göre;
«Amerikan Devriminden önceki gergin dönemde, Mason Locaları’nın gizliliÄŸi, kolonicilere gizlice toplanma ve stratejilerini planlama ÅŸansı vermiÅŸti. Ünlü Boston Çay Partileri tamamen Masonlar içindi ve St. John Locası üyeleri tarafından sürdürülüyordu.»
Bağımsızlık Bildirgesi’ni imzalayan elli altı kiÅŸiden sadece birinin Farmason olmadığı biliniyordu. Gelecekleriyle ilgili tartışma ÅŸiddetlendiÄŸinde ve birçoÄŸu hayatlarını riske sokacaklarını anlayarak bildirgeyi imzalamak istemediÄŸinde, solgun yüzlü uzun boylu bir yabancı, aniden konuÅŸmaya baÅŸladı. Kim olduÄŸunu ya da nereden geldiÄŸini kimse bilmiyordu ama konuÅŸması son derece büyüleyiciydi. Etkileyici sözlerini bir haykırışla noktaladı. “Tanrı Amerika’nın özgür olmasını istedi!” Duygu dolu haykırışlarla insanlar bildirgeyi imzalamaya koÅŸtular ve o yabancı dışında herkes imzaladı. Adam ise ortadan kaybolmuÅŸtu ve bir daha onu kimse görmedi.
Masonluk yazarı Manly P.Hail, dünya tarihinde bu tür zamanların tekrarlandığını, yabancının ortaya çıkışının birçok kez görüldüğünü açıklamakta ve “Bunlar, bir tesadüf müydü?” diye sormaktadır. Evet, bunlar bir tesadüf mü yoksa Antik Gizemler’in ilahi bilgeliÄŸinin hala dünya üzerindeki varlığının sürdürdüğünün kanıtı mıydı? ÇoÄŸu kimse bu manipülasyonun farkına varamamıştır. Stili, bu konuda ÅŸunları söylemektedir:
«Bu insanlardan sadece çok azı, sadece Mason liderlerin farkında olduÄŸu planı biliyordu.ÇoÄŸu sadece bir diktatörden ayrılmak için savaÅŸtıklarını sanıyordu.Bir çoÄŸu için Masonluk, sadece sosyal becerileri geliÅŸtiren ve üyeler arasında kardeÅŸlik ruhu aşılayan bir organizasyondu ve bugün bile hala birçokları aynı ÅŸeye inanmaktadır.
Amerikan Devrimi’nde Farmasonluk etkilerinin kanıtları, BirleÅŸik Devletler dolarında bile görülebilir;ön tarafta Masonluk üyesi George Washington ve arka tarafta da Mason sembolleri vardır.En tepesindeki taÅŸ yerine izleyen göz yerleÅŸtirilmiÅŸ bir piramit resminin Masonluk sembolü olduÄŸu uzun zamandan beri bilinmektedir.Paraların üzerindeki Latince ifadeler de ilginçtir; ‘Annuit Coeptis (BaÅŸlangıcımızı o zenginleÅŸtirdi)’ ve ‘Novus Ordo Seclorum (Yeni Dünya Düzeni)
BirleÅŸik Devletler Büyük Mührü’nün tasarımcısı Charles Thompson bir Farmason idi ve Benjamin Franklin’in Amerikan Felsefe DerneÄŸi’nin üyesiydi.Yazar Laurence Gardner bu konuda ÅŸunları söylemektedir:’Mührün tasarımı tamamen simya gelenekleriyle baÄŸlantılıdır ve antik Mısır tıp biliminden ortaya çıkmıştır.Kartal, zeytin dalı, oklar ve pentagramlar, zıt kutupların okült sembolleridir:Kötülüğe karşı iyilik, erkeÄŸe karşı diÅŸi, savaÅŸa karşı barış, karanlığa karşı ışık gibi.Dolar banknotunda olduÄŸu gibi, mührün diÄŸer tarafında kaybolan Kilise Organizasyonu tarafından bastırılan ve yeraltına itilen eski bilgeliÄŸi temsil eden, tepesi aşınmış bir piramit deseni vardır.Bütün bunların üzerinde umut verici ışık huzmeleri ve Fransız Devrimi’nde de sembol olarak kullanılmış olan ‘her ÅŸeyi gören göz’ vardır.»[31]
Türkiye’de Masonluk
MasonluÄŸun Türkiye’de ortaya çıkışı 19. yüzyılın ortalarına kadar uzanmaktadır. Türkiye’de masonluk tarihi konusunda yapılan ciddi çalışmalarda genellikle 5 dönemden söz edilmektedir. Bunların birincisi, “1909 yılı öncesi” dönemdir. Bu dönem, Osmanlı İmparatorluÄŸu içerisinde bir takım locaların kurulduÄŸu, ancak özellikle Sultan Abdulhamid’in sistemli çalışmaları dolayısıyla bunların bir türlü toparlanamadıkları dönemi kapsamaktadır. Mason locaları, bu dönemde dışa bağımlıdır ve yönetim mekanizmaları da yabancı localar tarafından belirlenmektedir.
Türk masonluÄŸunun ikinci dönemi, “1909-1935 yılları arası”nı kapsar. 31 Mart (13 Nisan 1909) ayaklanmasının ardından Abdulhamid’in tahttan indirilmesi ile baÅŸlayan bu dönemde masonlar siyasi iktidarı ele geçirmiÅŸtir. Yurt dışından yönetilen mason locaları, halktan gelen tepkiyi hafifletmek amacıyla göstermelik olarak ilk kez milli bir kimliÄŸe bürünmüşlerdir. Bu dönemin baÅŸlarında masonların kontrolündeki İttihat Terakki Cemiyeti ön plana çıkmıştır.
Üçüncü dönem, “1935-1948 yılları arası” dönem olarak bilinir. 1935 yılında Atatürk’ün, kökü dışarıda ve zararlı kuruluÅŸlar olduÄŸunu söyleyerek locaları kapatması üzerine masonluk, Türkiye’de “uyku” dönemine girmiÅŸtir. Ancak bu 13 senelik uyku döneminde masonlar, faaliyetlerini Halkevlerinde sürdürmüşlerdir.
Türkiye’de masonların örgütlenmeleri, “1948-1966 yılları arası”nda yeniden canlanır. Ancak masonlar, bu dönemde Fransız ve İskoç ritleri paralelinde ikiye bölünmüşlerdir.
Son dönem olarak da kabul edilen ve “1966 yılı ve sonrası”nı kapsayan dönemde masonlar, bölünüp iki farklı çatı altına girdikten sonra, faaliyetlerini sürdürmeye devam ederler. Günümüzde de hala bu durum geçerlidir.[32]
Atatürk’ü Farmasonlar mı Öldürdü?
İşte 33. dereceden bir masonun itirafı… Yıl 1948, AÄŸustosun 1’i. Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti (ELD)’nin “Laiki foni”, yani “Halkın sesi” isimli gazetesinin 685.inci nüshasında, Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli farmason Avram Beneraoysan ÅŸunları yazar:
«Mefkûremizi imha edici darbe vuranların akıbeti, feci ÅŸartlar altında ölümdür!..”
33. dereceli komünist mason, hangi darbeden bahsetmektedir ve “akıbeti feci ÅŸartlar altında ölüm” olan kimdir? Bırakalım onu da kendi söylesin:
«…Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara’da Çankaya köşkünde doktor Mim Kemal Öke’ye hitaben, “Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeÄŸe teÅŸebbüs etmeyiniz.” demiÅŸti. O, zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiÄŸi gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır. Fakat asla! Türkiye’deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduÄŸunu Moskova’da tarihi bir yerde yoldaÅŸlar arasında yapılan bir toplantıda iÅŸittiÄŸim zaman, beynimden okla vurulmuÅŸ gibi sersemledim. Heyecandan ÅŸaşırmış bir halde, oradakilere ÅŸaÅŸkınlık içinde haykırdım: “O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!”.»
İşte böyle.. 1948 yılı AÄŸustos ayının 1’inde Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti örgütünün yayın organı “Laiki Foni”nin 685 sayılı nüshasında Ege ve Balkanların kıdemli komünistlerinden 33 derece mason Bulgar Yahudi Avram Benaroyas’ın itirafları… Bu itiraflar, General Cevat Rifat Atilhan tarafından çevrilmiÅŸ ve “Atatürk’ün Ölümündeki Sır Perdesi” alt baÅŸlığı ile gazeteci Ogün Deli tarafından kaleme alınan “Agoni” isimli derlemeye de alınmıştır.
Evet, Atatürk Türkiye’deki mason derneklerini, “Kökü dışarıda Yahudi uÅŸakları” diyerek kapatıyor ve dünya masonları bunun üzerine Moskova’da gerçekleÅŸtirdikleri bir toplantıda, “O sarı lider suret-i katiyetle ortadan kaldırılacaktır!” kararı alıyorlar. Sonrasını zamanın kıdemli komünistlerinden 33 dereceli mason Avram Benaroyas”ın kaleminden okumaya devam edelim:
«…Atatürk”ün âni bir dönüşle mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmiÅŸti. İlk anlarda Kemal Atatürk’ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü o, felsefemizin Türkiye’de yerleÅŸme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Bu sebeple kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi.»
Localarını kapattığı için Atatürk‘ü “ortadan kaldırma” kararı alan mason-komünist ittifakı, silahla öldürme riskini baÅŸarı ÅŸansı ’larda olduÄŸu için tercih etmez. O zaman ÅŸu kararı alırlar:
«Onun ölümü, esrarengiz olacaktır!»
Balkanların kıdemli komünisti, 33 derece mason Avram Benaroysan”ın 1948’de kaleme aldığı itiraflarında Atatürk”ü esrarengiz ölüme götüren yol haritası şöyle anlatılıyor:
«Mason cemiyeti Atatürk tarafından kapatıldıktan sonra; mason biraderler, cemiyet sanki kapatılmamış ve Atatürk’le aralarında hiçbir ihtilaf yokmuÅŸ gibi vaziyet aldılar. İmkân buldukça onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı lider kendiliÄŸinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti. Doktorlarımız, Atatürk’ün ölümünün ani oluÅŸunu tehlikeli gördüklerinden; 1937 ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek suretiyle indirdi.»[33]
Farmasonların ve İslam Aleyhindeki Faaliyetleri
Masonlar, İslâmiyet’i mason localarının direktiflerine uygun olarak anlatan din kitapları, Kurân-ı Kerîm tefsirleri, ilmihaller yazdırdıkları gibi, bu kimselere, “büyük İslâm âlimi, müctehid, müceddid” gibi isimleri yakıştırarak Müslümanları gerçek İslâmiyet’ten uzaklaÅŸtırmaya çalışmışlardır. Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, ReÅŸit Rıza gibi kimseler, bunun önemli misalini teÅŸkil ederler. “Les Franco-Maçons” kitabında bunlar övülerek, 127. sayfasında, “Mısır’da kurulan mason localarının başına Cemaleddin Efgani ve ondan sonra Muhammed Abduh getirildi. Bunlar Müslümanlar arasında masonluÄŸun yayılmasına çok yardım ettiler.” denilmektedir. Bu üç masonla çömezleri, mezhepleri yıkmak için çok önemli faaliyetler göstermiÅŸlerdir.[1]
Bu oyunlar dikkatinizi arttırmaya, beyin fonksiyonlarınızı geliştirmeye yardımcı olacak ama aynı zamanda sizlere hoşça vakit geçirtmek amacıyla eklenmiştir. Keyifli saatler
0 Yorumlar