921 yıl kilise, 481 yıl da cami olarak hizmet gören Ayasofya, gerçekten çok etkin bir bina. İçeri girildiÄŸinde insan ister istemez yüzyılların ağırlığını hissediyor. Bu dev yapı büyüklük yönünden Dünya’da dördüncü, kubbe yüksekliÄŸi yönündense beÅŸincidir.
Yüzyıllarca Hıristiyan Ortodoks Kilisesi’ nin yönetim merkezi olan Ayasofya’ya Osmanlılarda çok önem verdiler. Bu önem onun maddi ve manevi varlığını büyüttü. ÇeÅŸitli mitler, öyküler, inançlar üst üste yığıldı.
Gerçi, Dünya’nın birçok yerindeki ünlü ibadethanelerin kendilerine göre mitleri vardır. Yapım zamanlarının eskiliÄŸine göre, çeÅŸitli garip inançların hedefi olmuÅŸlardır. Fakat Ayasofya’nın bu alandaki ünü çok fazla. Onun her yanı garip öykülerle dolu…
Hem Hıristiyanlarca, hem de Müslümanlarca benimsenen ibadet yerlerinin en ünlüsü, Ayasofya…

Maketini arılar yaptı
Ayasofya birçok kereler yapıldı ve yıkıldı. En son yıkılışı da Bizans tarihinde geçen Nika isyanı sırasında oldu. M.S. 532 yılındaki bu isyan sırasında Ayasofya Bizans İmparatoru Justinyanus kiliseyi yeniden yaptırmaya karar verdi. Yapacak mimarı bir türlü bulamadı. O günlerde çok ilginç bir olay oldu. Bir dini ayin sırasında elindeki kutsal ekmekçiği bir arı kapıp kaçtı. İmparator arının saklandığı peteği bulup getirene ödüller vaat etti. Sonunda birisi bulup getirdi. Hayretle gördüler ki, petek mabet maketi şeklindeydi. Mabedin mihrap yerinde de kutsal ekmek duruyordu.
Beyazlı delikanlının getirdiği altın
Sonra yapım baÅŸladı. Sıra kubbeye geldiÄŸinde para bitmiÅŸti ve durmak zorunda kaldılar. İşte tam bu sırada, beyazlar giymiÅŸ bir delikanlı ortaya çıktı. Beraberinde çuvallarla yüklü katırlar da getirmiÅŸti. Delikanlıyı, İmparator Justinyanus’un huzuruna çıkardılar. İmparator çuvalların içindeki altını görünce, ÅŸaÅŸkınlığını gizleyemedi.
Justinyanus buna çok sevindi. Olayı yakınlarına anlattı. Fakat tılsım bozuldu. Beyazlı delikanlı bir daha görünmedi…
Mimar kaçıyor
Duvarlar kubbe seviyesine gelince bu defa, mimarbaşı ortadan yok oldu. Roma’ya kaçtığını öğrendiler. 7 yıl sonra mimar, Roma’daki iÅŸini de yarım bırakıp tekrar İstanbul’a döndü. İmparator, mimarbaşını görünce çok kızdı. Fakat mimarbaşı ona şöyle dedi:
“Bu koca yapının temelinin çok saÄŸlam olması gerekir, eÄŸer kalsaydım acele ettirecektiniz ve yapının saÄŸlamlığı tehlikeye düşecekti.”
Ayasofya’nın yapımı, 40 yıl sürdü. Büyük kubbenin üzerine altın bir haç takıldı. Bu haç o zamanlar öyle parlaktı ki, güneÅŸ vurunca, ışığı AlemdaÄŸ’dan,hatta Istranca DaÄŸlanrından dahi görülüyordu.
Yılanlar imparatoriçenin cesedini yiyorlar
Justinyanus’un karısı İmparatoriçe Thedora, güzelliÄŸinden baÅŸka bir ÅŸey düşünmeyen çok günahkâr bir kadındı. Ölünce yılanların kendisini yiyeceklerinden çok korkuyordu. Bu nedenle kurÅŸun bir lahit yaptırdı ve kilisenin büyük kapısı üzerine gömülmesini emretti.
Ancak efsaneye göre iki yılan, lahitte delikler açarak içeri girdiler ve cesedi yediler. Åžimdi Ayasofya’nın giriÅŸ kapısı üzerinde görülen delikler yılanların açtığı delikler olarak kabul edilir.
Terleyen direk
Ayasofya’nın kıble tarafındaki kapılarından soldan sayılınca sonuncusunun iç tarafında bir mermer sütun var. Bu sütunun en büyük özelliÄŸi kış ve yaz nemli olması. Bu yüzden bu sütuna “terleyen direk” deniyor. Sütunun zemininden baÅŸlayarak bir buçuk metrelik bir kısmı bakır plakalarla kaplı.
İnanca göre sürekli baÅŸ aÄŸrısı çekenleri, sindirim sistemi hastalıkları olanları ve sıtmaya tutulanları bu direk tedavi ediyor. Önce iki rekât namaz kılınıyor, sonra hasta avuçlarını önce bakır plakalara sonra da yüzüne sürüyor. Bu hareket üç kez tekrarlanınca hastalıklar iyi oluyor…
Ayrıca elleri çok terleyen kimselerin, direÄŸin üzerinde bulunan deliÄŸe parmaklarını soktukları ve artık ellerinin terlemediÄŸi birçok defalar görülmüş…

Terlemenin nedeni…
İnanca göre, Ayasofya’nın büyük bir kubbesi bir depremde yıkılınca, 300 rahip Mekke’ye gitmiÅŸler ve orada zemzem suyundan almışlar, bunu Mekke toprağı ile karıştırıp,bu sütunun altına harç olarak koymuÅŸlar. Sütunun bu yüzden “terlediÄŸine”inanılıyor.
Bir baÅŸka inanca göre de Hızır Peygamber, parmağını Ayasofya’daki deliÄŸe sokmuÅŸ ve binayı Mekke’ye yöneltmiÅŸ yani
Kıbleye çevirmiş
Terleyen direğin ya da diğer adıyla ağlayan direğin öyküsü, görüldüğü kadarıyla Osmanlı döneminde ortaya çıkmış. İslam inançlarıyla beslenmiş.
Sütunun yapısının gözenekli olduÄŸu ve kılcal damarlar yoluyla temeldeki suyu emdiÄŸi ve bu yüzden terlediÄŸi, en geçerli bilimsel açıklamalardan biri. Ama acaba neden sadece bu direÄŸi gözenekli taÅŸtan yapmışlar? Bu soru cevapsız kalıyor…
Kuyudaki şifalı su
Ayasofya’nın içinde büyük salonun ortasında bir kuyu var. Eskiden bu kuyu kalp hastalığına tutulanların sık sık geldikleri bir yerdi. Bunlar üç cumartesi art arda aç karnına buraya geli}, sabah namazını kılar ve bu sudan içerlerdi.
Bu gelenek cami müze haline getirilene kadar sürdü. Kuyunun üzerinde yaklaşık 50 santim çapında, demir bir kapak var. 7 metrelik bir çubuk sarkıtıldığında dibine ulaşılamıyor. Su hâlâ mevcut, tadı tatlımsı ve mineralli.
Bu suyun ne tür bir bir bileşim taşıdığının, incelenmesi gerekir. Yüzyıllardır orada durduğuna göre acaba bozulmuş mudur? Sonra niçin kalp hastalığına iyi geliyor? Bu da düşündürüyor. Yoksa suyun bir özelliği mi var? Bu soruların cevaplarını, devletin yetkili kurumlarına bırakıyoruz.
Geçenlerde bilim dünyası çikolatanın içinde bulunan bir maddenin hormonal etki yaptığını açıkladı. Ama bu etki özellikle, aÅŸk yüzünden kalbi kırılanların üzerinde görülüyormuÅŸ. Demek ki, bu madde,beyinde aşırı üzüntü yaratan merkezi etkiliyor. Ayasofya’ daki kuyunun ÅŸifalı suyunun da böyle bir özelliÄŸi neden olmasın!
“Tabuta dokunursanız, Ayasofya yıkılır”
Ayasofya’nın orta kıble kapısı üzerinde bir tabut var. Sarı pirinçten yapılmış bu tabutta Kraliçe Sofya yatıyor.
Yalnız bir tehlike var, “Bu tabuta sakın dokunmayın” deniyor. Çünkü tabuta el sürü-lürse-jbüyük bir gürültü baÅŸlıyor ve tüm bina sallanmaya baÅŸlıyormuÅŸ.
Kubbenin dört tarafında birer melek resmi var. Bunlar Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail’dir. Bu melekler kanatlarını açmış bir biçimde çizilmiÅŸler. İnanca göre Azrail, imparatorların ölümlerini, Mikail düşman saldırılarını, Cebrail ve İsrafil ise olacak olayları haber veriyor.
İnananlar, tabut ile bu melekler arasında bir iliÅŸki kuruyorlar… Tabutun koruyuculuÄŸunu da üstlenen melekler, ona dokunulmasına izin vermiyorlarmış.


Esrarengiz kapılar
Ayasofya’nın güney tarafında ufak ve dar bir koridorun ucunda örülmüş bir kapı var. Buna “açılmaz kapı” deniyor. Anlatılanlara göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girdiÄŸinde Rum Ortodoks PatriÄŸi yanındakilerle bu kapının önünde dua ediyormuÅŸ.
Osmanlı ordusu kiliseye girince, Patrik bu kapıdan kaçıp kaybolmuÅŸ ve kapı bir daha açılmamış. Her paskalyada bu kapının önünde” kırmızı yumurta kabukları” ortaya çıkarmış…
Bir de “Kapanmaz Kapı” miti var. Fetih günü, Fatih’in ordusundan biri bu kapıya öyle bir vuruÅŸ vurmuÅŸ ki, kapı yere gömülmüş ve bir daha asla açılmamış…

Binanın güneydoÄŸusundaki kubbeyi tutan fil ayağının bir yüzünde 6 metre yükseklikte ele benzeyen bir iz var. KuÅŸaktan kuÅŸaÄŸa anlatılanlara göre, fetih günü, Fatih Sultan Mehmet’in atı ürkmüş, Sultan eliyle bu kemere tutunmuÅŸ. Atı ise sütunun kaidesini zedelemiÅŸ. Buraya kadar bir ÅŸey yok. Ama pençe izinin yerden 6 metre yükseklikte olduÄŸu ve bu yüksekliÄŸe, hiçbir atın eriÅŸemeyeceÄŸi düşünülürse, olayın esrarı bir anda ortaya çıkıveriyor.
Gizli ayin
Bir baÅŸka olay Kanuni Sultan Süleyman döneminden. Gece bir derviÅŸ grubu camiye ibadet etmek için geliyormuÅŸ. Uzaktan Ayasofya’ nın bütün ışıklarının yandığını görmüşler, içeriden ilahi sesleri geliyormuÅŸ.
DerviÅŸler korkup içeri girmemiÅŸler, olay padiÅŸaha iletilmiÅŸ. Kanuni adamlarıyla bizzat gelmiÅŸ ve dışarıdan olayı aynen görmüş. Sonra içeri girilmesini emretmiÅŸ ama içeri girenler kimseyi bulamamışlar. Her yer kapkaranlıkmış. Bu da Ayasofya’nın, halk deyiÅŸiyle, pek tekin bir yer olmadığına iÅŸaret eden bir efsane…
Ayasofya’nın mucizelerinin sonu gelmiyor
Büyük kıble kapısının kanatlarının Nuh’un gemisinin tahtalarından yapıldığı bir diÄŸer inanç. Eskiden deniz seferine çıkılmadan önce, yolcular bu kapıya gelir, dua eder ve Hz. Nuh’tan yardım dilerlermiÅŸ…
Ayasofya’nın hikâyesi bundan ibaret deÄŸil. Birçok defa yıkılıp, sonra yeniden yapılan bu güzel yapının tarihi, insanoÄŸlunun Dünya’daki serüveninin küçük bir parçası sanki…

DiÄŸer Gizler ve Efsaneler
Avarlar, Ayasofya’nın altınlarını alıyor
Avarlar, 575 yılında Roma’yı kuÅŸatıyor ve Papa 1. Benedictus, fidye vererek kendini kurtarıyor. Ama Avarlar, 614-619 arasında bu kez İstanbul’u kuÅŸatıyor. Patrik Sergius, Ayasofya’daki kutsal ama altından olan ne varsa erittirip para haline getirerek Avarlar’a veriyor. Avarlar, bir miktar da Bizanslı kadını alarak kuÅŸatmayı kaldırıyor.
Arapları Meryem Ana püskürtüyor
714 yılında Araplar yine geliyor ve 718’e kadar kent muhasara altında kalıyor. Bu sırada imparator, “Herkes eline haç alsın, surların etrafında dolaÅŸsın; bu bizi koruyacak” diyor. Patrik de “Meryem Ana ikonalarını alın ve dolaşın; asıl bu bizi koruyacak” diyor. Gerçekten de Meryem Ana’nın gebe kaldığı 15 AÄŸustos günü, Araplar kuÅŸatmayı kaldırıyorlar. İmparatorun gücü sıfıra iniyor.
Hz. Muhammed’in tükürüğü Ayasofya’yı koruyor
Bizans sanatı konusunda sayılı uzmanlardan İngiliz Anthony White’ın aktardığına göre, Hz. Muhammed’in peygamber olduÄŸu dönemde Ayasofya’nın küçük kubbelerinden biri çöküyor. Tamiratta baÅŸarısız olan Bizanslılar, Peygamber’e elçi gönderiyor ve “Yeniden yerine oturtabilmek için ne yapmalı?” diye soruyorlar. Hz. Peygamber özel taÅŸlar, kum ve bir de kap içinde kendi tükürüğünü gönderiyor. Tükürük harca karıştırılıyor. O kubbeye bir daha hiçbir ÅŸey olmuyor.
Ortodokslarla Katolikler Ayasofya’da ayrılıyor
1054 yılında papanın temsilcisi Kardinal Humbold, patriÄŸin yönettiÄŸi ayin sırasında Papa’nın patriÄŸi aforoz ettiÄŸini bildiren fetvayı açıklıyor. Ayin bozuluyor, kargaÅŸa çıkıyor. Böylelikle Ortodoks ve Katolik kilisesi, birbirine darılarak temelli ayrılmış oluyor. Ayrılık 911 yıl sürüyor. 1967’de 6. Paul, İstanbul’a gelerek dargınlığı sona erdiriyor.
Hristiyanların Kutsal Emanetleri çalınıyor
1204 yılında Haçlı orduları İstanbul’u yaÄŸmalarken Ayasofya’da ne kadar kutsal eser varsa hepsini kaçırıyor. Geçen yıl Vatikan, jest yaparak kutsal emanetlerden bazı bölümleri geri verdi.

Deisis MozaiÄŸi’ndeki Hz. İsa deÄŸil
1264’te İstanbul, Haçlıların elinden kurtarılıyor. Bundan sonra, Ayasofya’nın içinde Deisis MozaiÄŸi yapılıyor. Bu mozaikteki İsa figürü ABD’li araÅŸtırmacı Roberto Solarion’a göre, gerçekten İsa deÄŸil, Kemerhisarlı (Tyana’lı) Apollon. (Hatırlanacağı gibi Tempo Ocak 2005’te Aytunç Altındal’ın bu konuda bir kitap hazırladığını duyurmuÅŸtu. Kitap, nisan ayında piyasaya sürüldü.) Bunun ispatı ise mozaikteki İsa figürünün saÄŸ kaşının üzerindeki yara izi. İz, 11 sayısına iÅŸaret ediyor. Pisagorcu tarikat üyesi Apollon’da da bu iz var. Figürün Apollon’a ait olmasının nedeni ise paganların Anadolu’da zorla HıristiyanlaÅŸtırılırken, İsa’nın resmini yapar gibi görünseler de, Apollon’un resmini yapmaları.

Deisis MozaiÄŸi’ndeki Meryem Ana deÄŸil
Mozaikteki Meryem figürü, ellerini İsa’ya doÄŸru uzatmış vaziyette. Oysa Hıristiyan ÅŸeriatına göre yapılan resimlerde Meryem’in ellerinde İncil ya da İsa olması gerekiyor. Dolayısıyla bu figürdeki Meryem, ‘anne’ deÄŸil Mecdeli Meryem olarak da bilinen ve Hz. İsa’nın eÅŸi olduÄŸu varsayılan kadına ait.
Kutsal Kâse aslında Ayasofya
Kutsal Kâse, aslında Hz. İsa’nın içit kabı deÄŸil, ‘diÅŸil prensip’i temsil ediyor. Bu prensibin adı ‘Sofya’. Yani Kutsal Kâse’nin kendisi Ayasofya ki, Hıristiyanlık inancına göre bütün kiliseler rahim örnek alınarak yapılıyor. Bunların en kutsalı da yani ‘Kutsal Kâse’ de Ayasofya.
Bizans’ın ilk gizli teÅŸkilatı Ayasofya’da kuruluyor
Mikail Cellius adlı bir filozof, Bizans’ın ilk gizli teÅŸkilatını Ayasofya’nın mahzenlerinde kuruyor. Aynı mahzenler, aynı zamanda Gnostik Hıristiyanların gizli kitabı Picatriks’in de çevirilerinin yapıldığı mekân.
İlk düz haç Ayasofya’da kullanılıyor
Hıristiyanlar, İmparator Jüstinyen döneminde Akhineton Haçı adı verilen ÅŸekli bırakıyor ve düz haç modeline geçiyor. Bu da ilk kez Ayasofya’da kullanılıyor.

Çapraz Haç’ın anlamı
Aziz Andre’nin üzerinde idam edildiÄŸi haç, çapraz formda. İstanbul’daki kilisenin kurucusu sayılan Aziz Andre’nin anısına tavana çapraz haç motifi iÅŸlenmiÅŸ.

Dandolo İstanbul’u alıyor ve ölüyor
Latin komutan Henricus Dandolo, Papa’nın çaÄŸrısı üzerine İstanbul’u almak zorunda kalıyor. Bizanslıların tehdidi oldukça ilginç: EÄŸer bu kenti alırsan ölürsün. Dandolo kenti alıyor ve ölüyor. Mezarı halen Ayasofya’da.

Ayasofya kiliseye hiç ait olmadı
Ayasofya kilisenin malı deÄŸil. Çünkü mekân imparatora ait kabul ediliyor. Dolayısıyla 1453’te Fatih Sultan Mehmet de Ayasofya’nın deÄŸerini ödeyerek bir vakıfla kendi üzerine geçiriyor. Daha sonra da padiÅŸahların malı olarak devam ediyor.
Ayasofya’daki Hermetik semboller
Dört balık: Tavandaki dört balık sembolü aslında dört Gospel’e atıf. Balık, iman anlamına geliyor. Bu İsa’da bütünleÅŸmiÅŸ olan imanı temsil ediyor.
Baklava
Bu şekil, eğer yuvarlak olsaydı kainat anlamına gelecekti. Oysa baklava motifi yeryüzü anlamına geliyor. Yeryüzünün merkezinde haç, haçın merkezinde de İsa var.
Mantra ve sekiz köşeli yıldız
Sekiz çeperli gül, aslında mantrayı temsil ediyor. Çevresindeki sekiz köşeli yıldız ise kainatın sekiz köşesi olduğunu gösteriyor. Bunlar asıl olarak paganik semboller.

DiÄŸer Hermetik semboller
Daire, kainat anlamına geliyor, etrafında da minik noktalar var; onlar da yıldız demek. Bu, aynı zamanda şifa sembolü. Kenarlardaki defne dalları da Hermetik öğretiye ait. var. Aradaki haça benzer figürler de bir nevi Hermetik takıyye.
Vikingler de Ayasofya’da
İkinci kat balkonlarından birinde, Vikingler’e ait Rune alfabesiyle yazılmış yazılar bulunuyor. Bu en mistik yazı tarzlarından biri olan Elgir Rune’u. Aynı yazılardan, bodrumdaki mahzenlerde de var.

Ayasofya’ya ait efsaneler
Sekizinci sütun altında Hıristiyanlığın en büyük deÄŸerleri saklanıyor iddiası tamamen asılsız. Çünkü Haçlı orduları bunların hepsini çalmış. Hz. İsa’ya ait gerçek haça ait parçalar ise 640 yılında imparator Heraklios tarafından Kudüs’e gönderilmiÅŸ. Aynı ÅŸekilde mahzenlerin altındaki tünellerden Kınalı adaya kadar bir tünel uzandığıda söylenir…
Mozaikler

Altın zemin üzerinde ortada deÄŸerli taÅŸlarla süslü tahta oturan Meryem, kucağında İsa ile birlikte tasvir edilmiÅŸtir. Meryem’in koyu lacivert renkte sade ve bütün vücudunu örten kıyafeti, etrafını çeviren altın zemin ile bir kontrast oluÅŸturur.

Ayasofya’nın mozaikleri arasında hiç kuÅŸkusuz, en ünlüsü Deisis kompozisyonudur. Deisis, yani mahÅŸer günü İsa’dan Meryem ve Loannes Prodromos’un insanlık için yardımcı olmasını dilemeleridir. MahÅŸer Kompozisyonunun ortasını meydana getiren üçlü kompozisyonda ortada büyük bir İsa ekseni teÅŸkil eder. Üçlü grubun ikinci ÅŸahsı Meryem’dir. DiÄŸer yanda ise Vaftizci Yahya bulunmaktadır.

Ortada Pantokrator (Kainatın hakimi) İsa, saÄŸ eliyle takdis iÅŸareti yapmakta, sol eliyle incilerle bezenmiÅŸ cildi olan Kutsal Kitabı tutmaktadır. İsa’nın bir yanında imparatoriçe Zoe, diÄŸer yanında Zoe’nin üçüncü kocası Konstantinos Monomakhos yer almaktadır. Bizans tarihinde entrikaları ve evlilikleriyle ün yapan imparatoriçe Zoe kocalarını deÄŸiÅŸtirdikçe mozaik üzerindeki imparatorun başı ve isminin belirten yazının da deÄŸiÅŸtiÄŸi sanılmaktadır. Konstantin’in kafası ve üstündeki yazıt kazınıp, tekrar yapılmıştır. Orijinal mozaik Zoe’nin ilk kocasına aitti. Bu panoda İmparatorluk ailesinin kiliseye şükran ve bağışları sembolize edilmektedir

İmparator Komnenos II ile eÅŸi Macar asıllı İmparatoriçe İrene ve oÄŸulları Aleksios’u tasvir etmektedir. Ortada kucağında İsa ile ayakta duran Meryem yer almaktadır. İmparator ve İmparatoriçe deÄŸerli taÅŸlarla süslü tören elbiselerini giymiÅŸler, imparatorun elinde bir para kesesi, İmparatoriçe de bir rulo tutmaktadır. Takdim edilen rulo kiliseye bağışları, deri kese ise altın yardımını belirtmektedir. Macar asıllı imparatoriçenin ırk özellikleri; açık ten ve açık saç rengi belirgindir.

Altın zemin üzerinde ortada görkemli bir taht üzerinde oturur durumda koyu lacivert elbiseli Meryem tasvir edilmiÅŸtir. Başının iki yanında bulunan kısaltılmış harfler “Tanrı Anası” olduÄŸunu ifade eden kelimelerin kısaltılmış semboludur. Meryem ayakları altındaki kenarları deÄŸerli taÅŸlarla bezenmiÅŸ bir kaide üzerine basar. Bu kaidenin üst yüzü gümüş mozaiklerle kaplıdır. Bizans sanatında altın mozaiklerlerin bol olmasına karşılık, gümüş mozaikler son derece azdır. Meryem’in kucağında oturan İsa yetiÅŸkin, bilgiç bir insan ifadesine sahiptir. Bu onun Tanrıya yakın bir mistik varlık olduÄŸunu gösterir.
İki yanda bulunan imparator figürlerinden biri İstanbul’un kurucusu Büyük Konstantin ve elinde sunduÄŸu maket bir ÅŸehir semboludur. Etrafını surların çevirdiÄŸi bu ÅŸehrin Byzantion yanı İstanbul olduÄŸu kolaylıkla anlaşılır. Ayasofya maketini sunan da Justinyen’dir.

Bu mozaik pano 9. yüzyıl sonunda yapılmıştır. Ortada son derece süslü taÅŸlar ve incilerle süslenmiÅŸ taht üzerinde oturmuÅŸ Pantokrator İsa bir kaide üzerine basmaktadır. SaÄŸ eli takdis iÅŸareti yapmakta, sol eliyle dizi üzerinde açık duran bir kitabı tutmaktadır. İsa’nın ayakları önünde secde eder durumda imparator altıncı Leon ÅŸefaat isterken görülür . İki kenardaki madalyonların birinde Meryem tasvir edilmiÅŸtir. DiÄŸerinde ise lilisenin koruyucusu baÅŸ melek Cebrail tasvir edilmiÅŸtir.

Kubbeye geçişi sağlayan köşe elemanlarının yüzeylerinde yalnız kafa ve kanatlardan ibaret olan dört melek tasviri yer alır.

Apsis Kemeri’nin sağında Cebrail (Gabriel) solunda ise Mikail (Mikhael) MozaiÄŸi bulunmaktadır. Günümüzde Mikail Tasviri’nin sadece kanat ucu ve ayağının bir kısmı görülebilmektedir. Mozaik tasvirler 9. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilmektedir.


Eski fotoÄŸraflarda Ayasofya







0 Yorumlar