Ă–ldĂĽrĂĽlen BoĹźnak sivillerden birisi olan, 13 yaşındaki Sadık Ă–mer HĂĽseinoviç’in mezarı



Srebrenitsa Katliamı ya da Srebrenitsa Soykırımı,1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı (Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı)’nda Srpska Cumhuriyeti Ordusu’nun Srebrenitsa’ya karşı giriĹźtiÄźi Krivaya ’95 Harekâtı esnasında Temmuz 1995’te yaĹźanan ve en az 8.372 BoĹźnak’ın Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde general Ratko Mladiç komutasindaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldĂĽrĂĽlmesine verilen addır.
Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü, belgelerle kanıtlanmıştır.
Bosna Sırp ordusunun dışında katliama “Akrepler” olarak tanınan Sırbistan özel gĂĽvenlik güçleri de katılmıştır.
BirleĹźmiĹź Milletler Srebrenitsa’yı gĂĽvenli bölge ilan etmiĹź olmasına karşın 400 silahlı Hollanda barış gĂĽcĂĽ askerinin varlığı katliamı önlememiĹźtir.
Srebrenitsa katliami II. DĂĽnya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleĹźmiĹź en bĂĽyĂĽk toplu insan kıyımı olması ve Avrupa’daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiĹź soykırım olması açısından da önem taşır.

Katliamın gelişimi
Yugoslavya’nın çöküşü ĂĽzerine 1992 yılında Sırpların Bosna’da baĹźlattıkları soykırımın ardından bölgeye zoraki olarak mĂĽdahale eden BirleĹźmiĹź Milletler’in gĂĽvenli bölge ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenitsa da bulunmaktaydı.
Savaştan önce nüfüsu 24 bin civarı olan kentin nüfusu diğer bölgelerden gelen mülteci göçleriyle 60 bin civarına gelmişti.
Artık Srebrenitsa ‘açlık’ ve ‘hastalıklar’ ile mĂĽcadele eden bir ‘toplama kampı’na dönĂĽĹźmĂĽĹźtĂĽ.
Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı.
Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenitsa’ya olan saldırılarını sıklaĹźtırdıklarında mĂĽslĂĽmanların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları baĹźvuru , sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. BM yalnızca iki F16’yı kent ĂĽzerinde bir uçuĹź yaptırmakla yetindi.
Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna’daki BM Barış GĂĽcĂĽ komutanı Fransız generalden aldıkları emir doÄźrultusunda kenti boĹźalttılar.
Savaş sırasında şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.
Daha sonra orataya çıkan bir video kasedinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti.
Bir hafta sĂĽren katliam II. DĂĽnya Savaşı’ından sonra insanlığa yapılan en bĂĽyĂĽk suç olarak arĹźivlerde yer aldı.
Lahey Adalet Divanı bir hafta sĂĽren katliamın bir ‘soykırım’ olarak kabul etti; ancak Sırbistan’ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi.
Bosna’nın doÄźusundaki çatışmalar

1992 Etnik Kıyım
Srebrenitsa Katliamı ve Müslümanların Toplu Şekilde Kıyımı
1992 Bosna Savaşı’ndan sonra Sırbistan, Bosna-Hersek’in stratejik alanı haline geldi.
Ă–zellikle ĂĽlkenin doÄźu tarafı Avrupa BirliÄźi tarafından Yasak Bölge ilan edildi. Bu bölge içinde Sırbistan’ın o zamanki baĹźkenti Srebrenitsa da vardı.
Bu da Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri için bir fırsat olarak değerlendirildi.
Ayrıca Bosna Hersek’in bĂĽtĂĽn maddi varlığı olan en bĂĽyĂĽk maden ocakları da ĂĽlkenin tek geçim kaynağıydı.
Bu da Sırplar için bir araç olarak değerlendirildi.
MĂĽslĂĽman nĂĽfusun çoÄźunlukta olduÄźu ve Sırp zulmĂĽne karşı yetersiz imkânlarla karşı koymaya çalışan Srebrenitsa’nın Tanjarz Kırsalı’nda tam 10000 kiĹźiyi esir alan askeri grup Mladiç’in emriyle esirleri öldĂĽrmeye baĹźladı.
Sırp vahĹźeti Avrupa’dan yĂĽz bularak doruÄźa çıktı ve tam 5 gĂĽn sĂĽren katliamda 8300 kiĹźi öldĂĽrĂĽldĂĽ.

Kalan 2700 kiĹźi serbest bırakıldı. Ă–ldĂĽrĂĽlen bu 8300 kiĹźinin cesetleri parçalanıp iskeletleri çıkarttırıldı ve bu cesetler krematoryumda yakıldıktan sonra Lahey Mezarlığı’na gömĂĽldĂĽler.
Katliamdan yaklaşık 13 yıl sonra Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç kaçak olarak yaĹźadığı Sırbistan’ın Sermiyan köyĂĽnde Radovan Karadzic ile beraber yakalanarak tutuklanmış ve Lahey Uluslararası Ağır Ceza Mahkemesi’nde 1 hafta yargılandıktan sonra haklarında tutuklama kararı çıkmıştır, ayrıca Mladiç’in cezası mĂĽebbet hapis olarak belirlenmiĹźtir.
Lahey’deki uluslararası savaĹź suçları mahkemesince 16 yıldır aranan Mladiç’in yakalanmasına yönelik Sırp istihbaratının çalışmalarının ardından özel polis birlikleri, Zrenyanin kenti yakınlarında Lazarevo köyĂĽne operasyon dĂĽzenledi.
Operasyonda “Milorad Komadiç” sahte kimliÄźini kullanan Ratko Mladiç yakalandı.
BM GĂĽvenlik Konseyi kararıyla kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nce yapılan açıklamada, Mladiç’in, Sırbistan’ın iç hukuku gereÄźince yerine getirilmesi gereken hukuki sĂĽreç tamamlandıktan sonra Lahey’e sevkedileceÄźi, bu transferin sabırsızlıkla beklendiÄźi belirtildi.

Soykırımdan sorumlu isimler
11 Temmuz 1995 günü Ratko Mladiç silahlarından arındırılmış kente hiç zorlanmadan girdi. Sonra da Sırp askerler Müslüman Boşnakları yolarda, dağlarda öldürdüler.
Sırp askerler cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak sayıları 64’ĂĽ bulan toplu mezarlara gömdĂĽler.
Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi Tarafından Srebrenitsa Soykırımından Dolayı Aranan, Yargılanan ve Mahkum Olan Sırp Üst Subaylar ve Siyasilerin listesidir.
Momčilo Krajišnik
Bilyana Plavsiç
Ratko Mladiç
Zdravko Tolimir
Katliamın Gelişimi
Yugoslavya’nın çöküşü ĂĽzerine 1992 yılında Sırpların Bosna’da baĹźlattıkları soykırımın ardından bölgeye zoraki olarak mĂĽdahele eden BirleĹźmiĹź Milletler’in gĂĽvenli bölge ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenica’da bulunmaktaydı.
SavaĹźtan önce nĂĽfĂĽsu 24 bin civarı olan kentin nĂĽfusu diÄźer bölgelerden gelen mĂĽlteci göçleriyle 60 bin civarına gelmiĹźti.Artık Srebrenica ‘açlık’ ve ‘hastalıklar’ ile mĂĽcadele eden bir ‘toplama kampı’na dönĂĽĹźmĂĽĹźtĂĽ.MĂĽslĂĽmanların elindeki silahlar BM Barış GĂĽcĂĽ tarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı.
Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenica’ya olan saldırılarını sıklaĹźtırdıklarında MĂĽslĂĽmanlar’ın toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları basvuru sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. BM yalnızca iki F16’yı kent ĂĽzerinde bir uçuĹź yaptırmakla yetindi.

Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna’daki BM Barış GĂĽcĂĽ komutanı Fransız generalden aldıkları emir doÄźrultusunda kenti boĹźalttılar.
Savaş sırasında şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.
11 Temmuz 1995 günü Ratko Mladiç silahlarından arındırılmış kente hiç zorlanmadan girdi. Sonra da Sırp askerler Müslüman Boşnakları yolarda dağlarda öldürdüler.
Sırp askerler cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak sayıları 64’ĂĽ bulan toplu mezarlara gömdĂĽler.
Daha sonra orataya çıkan bir video kasedinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti.

Bir hafta sĂĽren katliam II. DĂĽnya Savaşı’ından sonra insanlığa yapılan en bĂĽyĂĽk suç olarak arĹźivlerde yer aldı.
Lahey Adalet Divanı bir hafta sĂĽren katliamın bir ‘soykırım’ olarak kabul etti; ancak Sırbistan’ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi.
Srebrenitza Katliamı ve Müslümanların Toplu Şekilde Kıyımı
1992 Bosna Savaşı’ndan sonra Sırbistan Bosna-Hersek’in stratejik alanı haline geldi.
Ă–zellikle ĂĽlkenin doÄźu tarafı Avrupa BirliÄźi tarafından Yasak Bölge ilan edildi. Bu bölge içinde Sırbistan’ın o zamanki baĹźkenti Srebrenica da vardı.
Bu da Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri için bir fırsat olarak deÄźerlendirildi. Ayrıca Bosna Hersek’in bĂĽtĂĽn maddi varlığı olan en bĂĽyĂĽk maden ocakları da ĂĽlkenin tek geçim kaynağıydı. Bu da Sırplar için bir araç olarak deÄźerlendirildi.
MĂĽslĂĽman nĂĽfusun çoÄźunlukta olduÄźu ve Sırp zulmĂĽne karşı yetersiz imkânlarla karşı koymaya çalışan Srebrenica’nın Tanjarz Kırsalı’nda tam 10000 kiĹźiyi esir alan askeri grup Mladiç’in emriyle esirleri öldĂĽrmeye baĹźladı.
Sırp vahĹźetinin Avrupa’dan yĂĽz bularak doruÄźa çıktı ve tam 5 gĂĽn sĂĽren katliamda 8300 kiĹźi öldĂĽrĂĽldĂĽ. Kalan 2700 kiĹźi serbest bırakıldı.
Ă–ldĂĽrĂĽlen bu 8300 kiĹźinin cesetleri parçalanıp iskeletleri çıkarttırıldı ve bu cesetler krematoryumda yakıldıktan sonra Lahey Mezarlığı’na gömĂĽldĂĽler.

Katliamdan yaklaşık 13 yıl sonra Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç kaçak olarak yaĹźadığı Sırbistan’ın Sermiyan köyĂĽnde Radovan Karadzic ile beraber yakalanarak tutuklanmış ve Lahey Uluslararası Ağır Ceza Mahkemesi’nde 1 hafta yargılandıktan sonra haklarında tutuklama kararı çıkmıştır ayrıca Mladiç’in cezası mĂĽebbet hapis olarak belirlenmiĹźtir.
Ancak Ratko Mladiç’in cezası infaz edilememektedir; çünkĂĽ kendisi Sırbistan Rusya gibi ĂĽlkelerin korumasında bir yaĹźam sĂĽrmektedir.

Soykırımdan Sorumlu İsimler
Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi Tarafından Srebrenica Soykırımından Dolayı Aranan Yargılanan ve Mahkum Olan Sırp Üst Subaylar ve Siyasilerin listesidir.
Momcilo Krajisnik Bir savaş suçlusu ve eski Bosnalı Sırp politikacı 20 Ocak 1945 Saraybosna doğdu.1990 ve 1992 yılları arasında Bosna-Hersek Millet Meclisinde milletvekili olarak bulundu.
1992-1995 yılları arasında Bosna genelinde başta Srebrenica olmak üzere işlenen cinayet toplu katliam ve tecavüzler sonucu işlenen Soykırım suçunun baş sorumlularından biri olarak arandığı ilan edildi.
3 Nisan 2000 tarihinde SFOR’un Fransız komandası tarafından tutuklandı ve Lahey’de eski Yugoslavya için oluĹźturulan (ICTY) Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edildi.
27 Eylül 2006 tarihinde BM Lahey Savaş suçluları Mahkemesi tarafından 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 17 Mart 2009 cezasını 20 yıla düşürüldü.

Momcilo Krajinsnik mahkemede Miloseviç ve Kardziç’ten sonra yargılanan en ĂĽst dĂĽzey siyasi yetkililerden birisiydi.
Bilyana Plavsiç 7 Temmuz 1930’da Bosna-Hersek’in Tuzla Ĺžehrinde doÄźdu. Politikaya ĂĽniversite yıllarında baĹźladı. Çok hırslı bir kadın olarak hedefini şöyle açıklamıştı; “En yĂĽksek rĂĽtbeli Sırp siyasetçisi olmak benim hedefimdir.
En bĂĽyĂĽk arzum “BĂĽyĂĽk Sırbistanı” görmektir. Sırp Demokrat Partisi SDS’nin ilk kadın ĂĽyesi oldu. Bağımsızlık ilanından sonra ilan edilen Bosna-Hersek Sırp Cumhuriyetinin öncĂĽ kurucuları arasında yer aldı.
Bosna-Sırp Cumhuriyetinde iki yıl cumhurbaĹźkanlığı yaptı. 1992-1995 yılları arasında Radovan Karadziç ve Momcilo Krajisnik ile birlikte “MĂĽslĂĽman ve Hırvatlardan Arındırılmış Bosna” projesinin çerçevesinde “etnik arındırma” uygulamalarını katılmak insanlığa karşı suç sayılan soykırıma dönĂĽĹźen imha cinayet siyasi dini ve ırksal nedenlerle zĂĽlum sĂĽrgĂĽn alternatif olarak insanlık dışı eylemlere katıldığı gerekçesiyle Lahey’deki BM SavaĹź Suçluları Mahkemesi ICTY’ye tarafından 10 Ocak 2001 tarihinde suçlu bulunduÄźu duyuruldu.
Yaptıklarını halkı için yaptığına dair açıklamalarda bulunsa da anlattıkları ikna edici gelmediğinden ötürü 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 26 Haziran 2003 tarihinde Kadınlar Hapishanesine nakledildi.
Aralık 2008’de İsveç Adalet Bakanlığı Plasiviç’in ilerleyen yaşını ve saÄźlık durumunu öne sĂĽrerek af talebinde bulundu. Fakat bu talep reddedildi.
Daha sonara cezasının üçte ikisini tamamladığı için yaĹź ve saÄźlık durumu dikkate alarak 27 ekim 2009’da serbest bırakıldı.

Ratko Mladiç 12 Mart 1942’de Bosna Hersek Kalinovik kasabasında doÄźdu. Bosna Sırp Cumhuriyetinin 1992 yılında Ordusu VRS’nin kurucularından oldu.
Orduya katılan sivil kiĹźilere eÄźitim verdi. 12 Mayıs 1992’de Bosna Sırp Cumhuriyeti tarafından Ordunun baĹźkomutanı olarak atandı. BU görevde 1996 yılına kadar kaldı.
6 Nisan 199^’de baĹźlayan savaĹźta binlerce insanın öldĂĽrĂĽlmesinde yĂĽzlerce kadına tecavĂĽz edilmesinde yerleĹźim yerlerinin iĹźgal edilmesinde dini mekanların yokedilmesinde etkili bir rol oynamıştır.
Tüm bunların sorumlusu olan Mladiç 22 Aralık 1996 tarihinden beri aranmaktadır.
Sırbistan’da olduÄźuna dair ciddi belgeler olmasına raÄźmen HĂĽkĂĽmet tarafından bu durum reddedilmiĹźtir.
Fakat 2009’da Mladiç’in bir düğünde çekilen fotoÄźraflarının basına yansıması ile hĂĽkĂĽmet zor duruma girmiĹźtir.
Bu durum akabinde Sırp Hükümeti BM Amerika ve AB üyesi ülkeler Bosna Herkes devlet yetkilileri tarafından suçlamıştır.
Hala aranmakta olan Mladiç’in ortaya çıkması halinde mahkemedeki sorgulanması durumunda yapması ihtimal itirafların Sırp HĂĽkĂĽmetini de sorumlu kılacağından yine hĂĽkĂĽmet tarafından saklandığına ve korunduÄźuna dair bilgiler verilmektedir.
Zdravko Tolimir 27 Kasım 1948’de Bosna Hersek Glamoc Kasabasında dĂĽnyaya geldi. Sırp Cumhuriyeti Genelkurmay BaĹźkan Yardımcısı ve istihbarat ve gĂĽvenlik Ĺźefi olarak görev yaptı.
Direnen Boşnak Ordusu Nasıl Teslim Alınır? başlıklı raporunda ; Savaşan Boşnakların yakınlarının bir araya getirilerek diğerlerinin gözlerinin önünde kimyasal silahlarla yok edilmesini eğer teslim olma durumu gerçekleşmez ise tüm boşnakların aynı yöntemle öldürülmesi; teslim olma durumu olursa kendileri ile birlikte ailelerinin müslüman bölgelere güvenli bir şekilde nakledileceğine dair tekliflerde bulunmuştur.
Bu teklifi dolayısıyla Sırplar arasında ” Kimyasal Tolimir” olarak anılmıştır. 31 Mayıs 2007’den beri tutuklu bulunmaktadır.
Bosna genelinde olduğu gibi Srebrenica insanlık faciasına öncülük etmek kadın ve çocukların zorla göç ettirilip erkeklerin yok edilmesine katılmak sebeplerinden yargılanmıştır.
Srebrenica Katliamı’nın Canlı Tanığı Hasan Nuhanoviç’in Anlattıkları
Bu noktada yaĹźanan bĂĽtĂĽn bu olaylara kuĹźatma altında geçen zorlu yıllara ve ve sonrasında katliama bizzat tanıklık eden Hasan Nuhanoviç•in anlattıkları yaĹźanan vahĹźeti ve ihaneti tĂĽm çıplaklığıyla ortaya koymakta oldukça çarpıcı ve ilginç bilgiler içermektedir.
SavaĹź baĹźladığında 27 yaşında olan ve Sarajevo’da makine mĂĽhendisliÄźi eÄźitimi görmekte olan Hasan öğrenimini yarıda bırakarak ailesinin yanına geldi. Hasan ve ailesi savaĹź baĹźladığı sırada Bosna’nın doÄźusunda bulunan Vlasenica adlı bir kasabada yaĹźamaktadır ve babası önemli mevkide görev yapan bir devlet görevlisidir.

YaĹźadıkları kasaba Sırp askerleri tarafından ele geçirilince Hasan ve ailesi 1992 yılında Srebrenica’ya sığınmak zorunda kaldılar. Burada terkedilmiĹź bir eve yerleĹźen Nuhanoviç ailesi uzun sĂĽre salgın hastalıkla yiyecek ve su yokluÄźuyla baĹźa çıkmaya çalıştılar.
Hasan önce gönĂĽllĂĽ olarak yaklaşık altı ay daha sonra da resmi olarak BM’de tercĂĽman olarak görev yapmaya baĹźladı. Bu görevini Srebrenica kuĹźatması sırasında ve Potoçari kampında sĂĽrdĂĽrdĂĽ.
Böylece NATO için çalıştığı 3 yıl boyunca Sırp askerleriyle BM askerleri arasındaki tartışmalara pazarlıklara ve işbirliğine birinci elden tanıklık etti.
Hasan Srebrenica’ya ilk geliĹźlerinde yaĹźadıkları durumu şöyle anlatıyor: “Srebrenica’ya bir mĂĽlteci olarak geldik.
Srebrenica’da bizim gibi evlerinden köylerinden kaçıp sığınmış binlerce insanla karşılaĹźtık. Evleri yerle bir edilmiĹź bu insanlar en azından yaĹźadıklarına şükrediyorlardı.
En bĂĽyĂĽk problem yiyecek yokluÄźuydu. AlışveriĹź yapacak bir dĂĽkkan yoktu elektrikler kesikti su bulmak neredeyse imkansızdı. 1992’nin sonu ve 1993’ĂĽn baĹźlarında insanlar açlıktan ölmeye baĹźladılar. Ailem ve ben tarif edilmez sıkıntılar içindeydik.”
1993 yılında Hasan ve ailesi Srebrenica’ya gelen Barış Koruma Misyonunun kendilerini kurtaracağına inanarak umutlandılar.
Ancak 1995 yılına kadar bir gelişme olmadı hatta mültecilerin durumu gittikçe daha da kötüleşti.
Hasan durumu şöyle anlatıyor: “Üç buçuk yıldır devam eden bu kuĹźatmadan sonra 1995 yılının baharında en dirayetli liderler bile Srebrenica’nın baĹźka bir kasabayla deÄźiĹź tokuĹź edilerek bu cehennemden kurtulmayı düşünmeye baĹźladılar.
Pek çokları tarafından hoş karşılanmasa da bir başka çözüm önerisi de gerekirse çok kuvvetli bir yarma harekatıyla bu çemberi kırıp buradan çıkmaktı. İnsanlar ölümü göze alıp bunu gerçekleştirmeye hazırdı.
BĂĽtĂĽn bu Ĺźartlar altında birĹźeyler yapmaya çalışırken 25 Mayıs’ta önemli bir olay oldu.
Sırplar uzun bir aradan sonra kasabaya roket ve füze ateşine başladılar. Bir çok insan öldü ve işlerin daha da kötüleştiği anlaşıldı.
Daha sonra Sırplar Srebrenica’nın gĂĽneyinde konuĹźlanmış olan Hollanda Askeri Gözlem Noktasına (Echo) saldırdılar. NATO bu saldırıya tepki göstermedi.
Uluslararası kuruluĹźlar sĂĽrekli sözler veriyorlar bizi koruyacaklarını söylĂĽyorlardı.”
Hasan tercĂĽmanlık yaptığı her toplantıda Hollandalı komutanlara BoĹźnakların Ĺźu soruyu sorduklarını söylĂĽyor: “Sırplar Srebrenica’ya saldırdıklarında burayı nasıl savunmayı düşünĂĽyorsunuz?” Hollandalılar her seferinde Ĺźu cevabı vermektedir: “NATO uçakları Bosna’nın her tarafında keĹźif uçuĹźları yapıyorlar ve onları çağırdığımız takdirde bir-iki dakika içinde buraya gelerek GĂĽvenli Bölgeyi Sırp saldırılarından koruyacaklardır.” Hasan’a göre “Hollandalılar sahip oldukları imkanlarla burasını savunamayacaklarını biliyorlardı ancak tam hava desteÄźine sahip olduklarını söyleyerek bizi ikna etmeye çalışıyorlardı.” Hasan BoĹźnakların kendilerini koruyan BM askerlerine gĂĽvenmekle bĂĽyĂĽk hata ettiÄźini belirterek “Sırplar adım adım Ĺźehre yakın köyleri alıyor kenti bombalıyorlardı.

Bunlar olurken BM komutanları ‘Korkmayın siyasi çözĂĽm bulununcaya kadar korumamız altındasınız. Sırplar saldırırsa uçaklarımızla onları bombalarız.’ diyordu. Ama 6 Temmuz’da dört bir taraftan Ĺźehre saldırdılar. BM askerleri tek kurĹźun bile atmadı.
Ăśstelik kendini savunmak isteyen BoĹźnaklara engel oldular az sayıdaki silaha da el koydular.” demektedir.
Hasan Nuhanoviç Sırpların gelişmiş tank ve toplarına rağmen şehirdeki Boşnakların bir top ve sadece 56 mermileri olduğunu BM askerlerinin bu topu Sırp askerlerine bildirerek imha etmelerine göz yumduğunu söylüyor.
Sırp saldırıları baĹźlayınca Hollandalılar biraz daha gerileyerek yeni bir gözlem noktası daha kurmaktan baĹźka birĹźey yapmadılar. Hasan daha sonra yaĹźananları şöyle anlatıyor: “Uzun bir aradan sonra kasabadakiler ilk defa silahlanmaya baĹźladılar.
Ve kendi kendilerine dediler ki bakın BM kendi askeri gözlem noktasını korumaktan aciz ve Sırplar yavaş yavaş kasabayı ele geçirmeye başlıyorlar.
Ă–yleyse silahlarımızı alıp çıkalım ve kendimizi savunalım.” Durum gittkçe kötĂĽleĹźmektedir.
“Haziran’da Sırplar Gözlem Noktasını ele geçirdiler.
Bu BM’e karşı açık bir saldırıydı. Ĺžimdiye kadar atılan roketlerle veya Sırp keskin niĹźancıların ateĹźiyle bir çok insan hayatını kaybetmiĹźti.
Fakat BM karşı yapılan bu aleni saldırı insanlara Ĺźu mesajı veriyordu: Kendi Gözlem noktasını koruyamayan BM buradaki insanları nasıl korusun.”
BM’in kararsız tutumundan cesaret alan Sırplar saldırılarını iyice sıklaĹźtırmaya baĹźlarlar. “Ve 20 Haziran’da ve 5 Temmuz’da Sırplardan yeni tehdit mesajları geldi. Çok gĂĽzel bir yaz sabahı kasabanın gĂĽneyinden ağır top atışı baĹźladı.
Patlama sesleri o kadar yoğundu ki aynen savaşın tüm şiddetiyle devam ettiği 1992 yılını andırıyordu. Bu kasabayı büyük bir ihtimalle kaybedecektik.
Fakat kısa zaman sonra bu cehennemden çıkacaktık. Zaten insanların kafasında burasını kurtarmak gibi bir düşünce kalmamıştı.”
Sırplar kasabayı ele geçirmek için kararlı olduklarını göstermek için saldırılarını yoÄźunlaĹźtırarak sĂĽrdĂĽrĂĽyorlardı. “İlk 2-3 gĂĽn Sırplar saldırılarını daha çok kasabanın gĂĽneyinde yoÄźunlaĹźtırdılar. BĂĽtĂĽn bölge ağır bir tank ve roket atışı altındaydı.
İnsanlar sokaklarda kuĹź gibi öldĂĽrĂĽlĂĽyordu. Sokakta yĂĽrĂĽmek imkansızdı.”
Srebrenica’nın etrafındaki Sırp kuĹźatmasını kırmak için NATO’nun gerçekleĹźtirdiÄźi göstermelik hava saldırılarından sonra Hasan geçirdikleri korkunç sabahın ĂĽrpertici havasını Ĺźu cĂĽmleyle özetliyordu: “Beklemek ĂĽzerimize ateĹź açılmasından çok daha berbat bir durumdu.”
Ancak Sırp güçleri Srebrenica’ya doÄźru hızla ilerlerken BM hâlâ bir hava saldırısı yapalım mı yapmayalım mı tartışmasını sĂĽrdĂĽrĂĽyordu. BM Ă–zel temsilcisi Yasuski AkaĹźi de Janvier gibi hava saldırısına karşı çıkıyordu.
KuĹźatma esnasında Hasan’ın Ĺźahit olduÄźu bir ilginç ayrıntı Srebrenica’da yaĹźananların baĹźka bir boyutunu ortaya koyması açısından anlamlı.
Srebrenica’yı kuĹźatan Sırpların arasında Ukrayna Romanya Bulgaristan Rusya ve hatta Yunanistan’dan gelerek Sırplara yardım eden ve kendi ulusal ĂĽniformalarını giymekten çekinmeyen askerler boy göstermektedirler.
Gerçekten de Ratko Mladiç’in silâhlı kuvvetlerine yaklaşık yĂĽz kiĹźilik Yunanlı ve belli bir miktar Rus ve Ukraynalı gönĂĽllĂĽnĂĽn yardımcı olduÄźu sonraki yıllarda açığa çıkmıştır.
Asker ve silah sevkiyatı dışında Yunanistan’dan kara yoluyla Rusya ile Ukrayna’dan ise Tuna nehri yoluyla o sıralarda BM ambargosu altında olan Sırbistan’a ve Bosnalı Sırplara petrol ve diÄźer yardımların sevkiyatı yapılmıştır.
Ĺžimdi bu ateĹź çemberinin ortasında ve dĂĽnyanın vurdumduymazlığı karşısında Hasan ve orada bulunan insanlar Ĺźu ızdırap verici soru soruyordu: “BM neden GĂĽvenli Bölge ilan ettiÄźi bir yeri içindeki 25.000 mĂĽlteci ile birlikte korumasız bir Ĺźekilde kendi kaderlerine terkediyor?” Oysa bu soruların cevabı yoktu daha doÄźrusu kimse bu cevapları konuĹźmak istemiyordu.
Sırpların saldırıları sıklaĹźtıkça toplanan silahların kendilerini geri verilmesini isteyen BoĹźnaklar’a karşı çıkan Albay Karremans NATO’nun uçaklarla bir hava saldırısı baĹźlatacağını söylĂĽyordu.
Ancak bu saldırı hiç gerçekleĹźmediÄźi gibi Sırpların saldırısı daha da yoÄźunlaĹźtı. Sonunda Hollandalı askerler Janvier’den aldıkları emir doÄźrultusunda tek bir kurĹźun ile atmadan kasabayı boĹźaltarak yakındaki Potoçari kampına çekilmeye karar verdi.
Srebrenica’nın DĂĽĹźmesi
11 Temmuz 1995 sıcak bir yaz sabahı Ratko Mladiç Holllanda askeri gĂĽcĂĽn hiçbir direniĹźiyle karşılaĹźmadan bĂĽyĂĽk bir zafer kazanmış komutan edasıyla Srebrenica’ya girdi. Silahlardan arındırılmış kenti ele geçirmek Sırplar hiç de zor olmamıştı.
Ĺžehrin dĂĽĹźtüğü akĹźam katliamlar devam ederken New York da bulunan BM Barış Koruma Misyonu Ĺžefi Kofi Annan’a durumu yazılı olarak bildiren BM Ă–zel temsilcisi Akashi raporunda Ĺźu tuhaf ifadeye yer veriyordu: “Konvoy halinde ilerlemeye çalışan BoĹźnakların yakınlarında patlayan bazı patlayıcılar grup içerisinde paniÄźe yolaçıyor.” Oysa bu esnada insanlar daÄźlarda ve yollarda vahĹźi hayvanlar gibi kıtır kıtır doÄźranıyordu.

Potoçari Ölüm Kampı
Felaket yalnızca Srebrenica’nın dĂĽĹźmesiyle kalmadı.
Şehrin düşmesinden sonra yaklaşık 25.000 kişi büyük bir korku içinde Srebrenica yakınlarındaki Potoçari köyündeki BM Hollanda askeri kampına doğru kaçmaya başladılar.
Bunlardan 6.000 kadarı kampa girmeyi baĹźarırken geri kalanı ya kampın çevresinde toplandılar veya Tuzla’ya gitmek ĂĽzere daÄźlara kaçtılar.
Srebrenica’dan kaçan bu insanların peĹźinden yarım saat sonra kampın kapısına kadar gelen General Mladiç “Kimseye bir kötĂĽlĂĽk yapılmayacak zarar verilmeyecek!” diyor ve elindeki çikolataları Sırp kameraları önĂĽnde BoĹźnak çocuklara dağıtıyordu.
Potoçari kampında ve çevresinde toplananbinlerce Boşnak korku içerisinde bekleşiyordu.
Hollandalıların Srebrenica’yı hiç bir zorluk çıkarmadan teslim ettiÄźini gören Mladiç Albay Karremans’la yaptığı bir toplantıda aĹźağılayıcı bir ĂĽslupla kampın içindeki ve etrafındaki BoĹźnakların bir an önce kendisine teslim edilmesini istiyor aksi takdirde kampı bombalayacağı blöfĂĽnĂĽ yapıyordu.
Mladiç adil bir yargılamadan sonra savaĹź suçu iĹźlemeyen erkeklerin serbest bırakılacağını kadınlarla çocukları saÄź salim Tuzla’ya ulaĹźtıracaklarını söyledi.
Sonunda korkulan oldu ve Hollandalılar mültecileri kampı büyük bir kuşatma altında tutan Sırplara teslim etmeye karar verdi.
Bundan sonra kampta bulunan tüm Boşnaklar Hollandalı BM askerleri tarafından silah zoruyla dışarı çıkmaya zorlandılar.
Kendilerinin Sırplara teslim edildiğinde öldürüleceklerini söyleyen Boşnakların feryatlarına ve çığlıklarına aldırış etmeden onları zorla Sırpların ellerine teslim ettiler.
Bu insanlara hiçbir şey yapmayacağını söyleyen Sırplar 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında kadınları ve çocukları ayırdederek yaklaşık 8 binden fazlagenç ve yetişkin erkeği katlettiler.
En bĂĽyĂĽk katliamın 11-12 Temmuz 1995’te yaĹźandığını dile getiren Nuhanoviç dĂĽnyanın üç gĂĽnde 10 bine yakın insanın katledilmesine inanmak istemediÄźini; fakat Srebrenica’da tarihin gördüğü en bĂĽyĂĽk katliamın yaĹźandığını hatırlatıyor: “Ĺžehri ele geçiren Sırp askerleri bir merkezde topladıkları kadın ve erkekleri önce ayırdı. Sonra erkekleri dışarı çıkardılar.
Bir kısmını hemen orada öldĂĽrdĂĽler bir kısmını da ormana doÄźru götĂĽrdĂĽler. Kadınların otobĂĽs ve kamyonlara doÄźru koĹźmasını istediler. YaĹźananlar tam anlamıyla trajediydi.”
Potoçari kampından zorla dışarı çıkarılıp Sırplara teslim edilen Srebrenicalı erkekler ya derhal kampın yakınlarında öldürülüyorlar ya da Bratunaç Nova Kasaba gibi en yakın yerleşim yerlerine götürüp orada katlediliyorlardı.
Sırplar öldürülmeyi bekleyen insanlara namluların gölgesinde önce çukur kazdırıyorlar sonra kazdırdıkları çukura topluca öldürdükleri insanları bazen de diri diri bu insanları doldururarak gömüyorlardı.
Yaptıkları katliam daha sonra ortaya çıkmasın diye cesetleri tanınmaz hale getiriyorlar ayakkabılarını ve diğer giysilerini topluyorlardı.
İşledikleri cinayetlere ortak etmek için kamyon ve otobüs şoförlerini de kurbanların üzerine ateş etmeye zorluyorlardı. Görgü tanıkları bunun gibi yüzlerce inanılmaz vahşet öyküleri anlatıyorlardı.

Mevludin Oriç ve Hurem Suljiç cesetlerin altında kaldıklarından öldĂĽ zannedilip katliamdan kurtulmayı baĹźaran ender insanlardan ikisi. Mevludin’in anlattıklarına göre her kimde en ufak bir hayat belirtisi görĂĽlĂĽrse hemen ateĹź edip öldĂĽrĂĽyorlardı.
Çukurlara doldurdukları cesetlerin üzerinde dolaşarak hâlâ canlı kalan olup olmadığını kontrol ediyorlar bazen cesetlere bile defalarca hınçla ateş ediyorlardı.
Böylece Bosna savaşının belki de en hunhar katliamları bu insanların güvenliklerini sağlamakla yükümlü BM yetkililerinin gözleri önünde ve onların desteği ve onayı ile gerçekleştiriliyordu.
Daha sonraki yıllarda Hollandalı generallerin katliam devam ederken Sırp generallerle birlikte yemek yediklerinin içki kadehi tokuşturduklarının ve sohbet ettiklerinin görüntülendiği kasetlerin basına yansıması olayın danışıklı dövüş olduğu şüphesini doğuruyordu.
Hollandalılar mültecileri Sırplara teslim etmekle yetinmemiş onlara her türlü yardımı yapmış hatta Sırp askeri araçlarına yakıt bile sağlamışlardı.
Bu ölĂĽm kampında yaĹźananları gerçek boyutlarını hikayemizin kahramanı Hasan’dan dinlemeye devam edelim. “NATO’nun göstermelik hava saldırısının ardından Srebrenica’yı rahatlıkla ele geçiren Mladiç ve askerleri Ĺźimdi bu kampın kapısına dayanmış burada bulunan mĂĽltecilerin kendisine teslim edilmesini talep ediyordu.
Bu amaçla Mladiç Albay Karremans’la birkaç defa yemek yeyip görĂĽĹźtĂĽkten sonra nihayet bir anlaĹźmaya vardılar.
13 Temmuz 1995’de Hollanda BirliÄźi yapılan anlaĹźma gereÄźi Sırplara teslim edilecek mĂĽltecilerin ve BM adına çalışanların listesini verdi.
Mladiç sadece mültecilerin değil tüm yaralıların ve tercümanların da kendisine teslim edilmesini istiyordu.
Bu arada kampın dışında bulunan erkeklerin katledildiğine dair haberler kampın içine ulaşıyordu.
Kampın komutan yardımcısı Binbaşı Franken böyle bir Ĺźeyin olmadığı yalanını söyleyerek ertesi gĂĽnĂĽ kamptan uzaklaĹźtıracakları insanları sakinleĹźtirmeye çalışıyordu.”
Hollandalılar kampı boĹźaltmaya karar verince bunu sığınmacılara duyurma görevini Hasan’a verdiler.

Hasan eline tutuĹźturulan bir megafonla orada bulunan BoĹźnaklara Ĺźu duyuruyu yapmak zorunda kalmıştı: “Sizden kampı boĹźaltmanızı istiyorlar.” MĂĽltecilere kamyon ve otobĂĽslerle konvoy halinde Tuzla Serbest Bölgesine götĂĽrĂĽleceklerini ve kendilerinin gĂĽvenlikte olacakları söylendi.
Ancak Sırpların özellikle erkek mültecilerin gitmesine izin vermeyeceğini kampın dışına çıkmanın onların ölümü olacağını herkes biliyordu.
Mülteciler dışarı çıktıklarında akıbetlerinin ne olacağını sorduğunda Franken herşeyin yolunda olduğunu Sırpların kimseye zarar veremeyeceğini çünkü burada bulunan insanların isimlerinin Cenova Lahey ve daha başka adreslere bildirildiği yalanını söylüyordu.
BoĹźnakların Sırplara teslim edilmesine karar veren asıl sorumlu kiĹźi kampın komutanı Albay Karremans’dı.
Bir sĂĽre onun tercĂĽmanlığını da yapan Hasan’ın anlattığı Ĺźu ilginç anekdot onun BoĹźnaklara bakış açısını oldukça gĂĽzel yansıtmaktadır: “Kamp boĹźaltılmadan önceki son Ramazan Bayramı’nda Karremans’ı bizimle Rakıja* içmeye davet ettik.
Bu teklifi götĂĽrdüğümĂĽzde Karremans’ı belki de ilk defa gĂĽlĂĽmserken görmĂĽĹźtĂĽm.
Ancak cevabı gĂĽlĂĽmsemesiyle aynı samimiyette deÄźildi: Bu mĂĽltecilerin hepsi birer pislik.”** BM’nin bir nevi koruması altında olacakları düşüncesiyle kampa sığınan bu insanlar burada geçirdikleri 2 gĂĽn 2 geceden sonra Ĺźimdi zorla cellatlarına teslim ediliyordu.
Hasan bu alçakca kararın niçin alındığını hala çözememektedir: “Bu insanlar niçin zorla kampın dışına atılması için hiçbir sebep ve zorlama yoktu.
Çünkü Sırplar kampa girmeye çalışmadılar hatta bunu denemediler bile.
Yani Sırplardan Hollandalılara sığınmacıların teslim edilmesi yönünde bariz bir tehdit de yoktu.
Bu sorunun cevabını asla bulamadım. Kampın içinde olup bitenler hakkında Ĺźimdiye kadar hiçbir soruĹźturma yapılmadı bile.”
Gerek Sebrenica’nın dĂĽĹźmesinde gerekse Potoçari kampının savunulmasında Sırplara karşı hiçbir Ĺźekilde silah kullanmayan Hollandalı askerler kampın boĹźaltılmasında Sırpların iĹźlerini kolaylaĹźtırmak için ellerinden geleni yapıyorlar mĂĽltecilerin tek sıra halinde dĂĽzenli olarak yĂĽrĂĽmelerini saÄźlıyorlardı.
Hasan bu sahneyi şöyle anlatıyor: “Askerler kampı boĹźaltmak için herĹźeyi dört dörtlĂĽk planlamışlardı.
Mültecilerin sırayı bozmadan çıkmalarını sağlamak üzere kampın çıkışına naylon şeritler bile çekmişlerdi. İnsanlara sadece bir hayvan sürüsü gibi kapıya doğru yürümelerini emrediyorlardı.
Boşnakları korumakla sorumlu Hollanda askerleri Sırp Çetniklerden emir alıyordu. Sırpların bir kısmı BM üniforması giymişti.
13 Temmuz’da içinde kardeĹźimin de olduÄźu 5 bine yakın BoĹźnak’ı toplama merkezinden çıkardılar.
Merkezin önünde erkekleri öldürdüler. Aynı gün aynı yerde hem annemi hem kardeşimi kaybettim.
Hollanda askerlerinin Boşnaklara yaptığı en büyük kötülük olup bitenleri gizlemeleriydi.
DĂĽnya burada ne olduÄźunu uzun sĂĽre öğrenemedi.” Hasan Nuhanoviç’e göre Potaçari’de katliamlar yaĹźanırken Ĺźehirde BM ve Hollanda bayrakları dalgalanıyordu.
Sırplar dışarı çıkan erkekleri ayırdedip çok uzağa gitmeden kampın yakınlarında öldürmeye başlamışlardı.
Bütün bu olup bitenleri gören ve başlarına gelecekleri anlayan mülteciler korkuyla çığlıklar atıyor ve Hollandalı askerlere yalvarıyorlardı.
Mültecilere kampı terketmenin dışında hiçbir alternatif bırakmayan askerler ise bir şey yapmak şöyle dursun insanlara cevap vermeye bile tenezzül etmiyorlardı.
Kampı çığlık feryat ve yalvarmanın birbirine karıştığı bir uğultu kaplamıştı.
Birçok mülteci Sırplara teslim olmaktansa intihar etmeyi seçiyor intihar edecek gücü bulamayanlar ise kendilerini öldürmeleri için arkadaşlarına yalvarıyorlardı.
Kamp etrafında vahşi hayvanlar gibi boğazlanan insanların feryatları gece boyunca devam etti.
Anneler sıkı sıkı sarıldıkları oğullarını bu feci akıbetten korumak için çırpınıp duruyorlardı.
Kampın boşaltılmaya başlanmasından sonra kampta bulunan herkes gibi Hasan da büyük bir endişeye kapılmıştı.

Her ne kadar kendisi kampta kalma hakkına sahip olsa da ailesinin Sırplara teslim edilmesi ihtimali onu çılgına çevirmiştir.
Bu nedenle ailesini kurtarmak için bir plan yaptı ve listeyi hazırlamakla görevli Hollandalı asker De Haan’la birlikte kardeĹźinin adını belli etmeden BM çalışanların arasına dahil etti. “De Haan ve ben bu yeni listeyi askeri Karargah binasına götĂĽrdĂĽk.
Masanın başında bazı haritalara bakmakta olan Binbaşı Franken bizi görünce ayağa kalktı.
Listeyi masanın üzerine koyduk o da haritaları eliyle bir kenara itti. İlk önce listeye uzunca baktı.
Büyük bir ihtimalle listede kendisine çok tutarlı gelmeyen bazı isimler görmüştü.
Sıra bizim isimlerimize gelince altına bir sandalye çekti ve listeyi isim isim incelemeye başladı.
Bakışları aşağıya doğru kaydı ve listenin en altındaki bir isme takıldı.
Geriye doÄźru yaslandı kolunu havaya kaldırdı ve iĹźaret parmağıyla uzatarak ‘Bu kim’ diye sordu.
İkimiz de aynı anda bunun yeni alınan temizlikçi olduğunu söyledik.
De Haan çok ciddi bir ifadeyle bu şahsın iki hafta önce işe başladığını ancak Sırp saldırılarından dolayı formaliteleri yerine getiremediklerini söyledi.
Franken ise ‘Hayır bu doÄźru deÄźil bu burada çalışmıyor.’ diye bağırdı. De Haan utancından kıpkırmızı kesilmiĹźti.
Yalan söylediği meydana çıkmıştı ancak bir gencin hayatını kurtarmak için yalan söylemek zorunda kaldığını söyledi.
Franken listeyi tekrar masanın ĂĽstĂĽne koydu ellerini uzatarak pembe renkli bir iĹźaretleme kalemi aldı –niçin pembe seçtiÄźini anlayabilmiĹź deÄźilim belki de siyah bir kalem almalıydı- ve bir insanın ismini daha doÄźrusu hayatını çizmiĹź oldu.
Muhammed Nuhanoviç 19 yaşındaydı Bugün bile hala niçin onun ismini listenin altına ekledik diye kendimi suçluyorum.
Onun adını listenin ortasına bir yerlere bizim isimlerimizin arasına koysak Franken belki de farketmeyecek belki de yaşıyor olacaktı.
Ben de bugün farkında olmadan birisinin ölümüne sebep olmanın ızdırabını yaşamayacaktım.
YaĹźadığım olayın tesiriyle hissiz ve donmuĹź bir Ĺźekilde toplantı odasından ayrıldım.” Hasan ve De Haan odadan çıktıktan sonra bilgisayarda listenin son Ĺźeklini yazmaya baĹźladılar.
Bir daha asla geri getiremeyecekleri önemli bir Ĺźeyi kaybediyor olmanın ızdırabıyla kafası allak bullak olan Hasan’ın tĂĽm geçmiĹź yaĹźantısı bir film Ĺźeridi gözĂĽnĂĽn önĂĽnden akıp gidiyor donmuĹź gibi De Haan’a bakıyor sĂĽrekli Frankeni öldĂĽreceÄźini tekrarlayıp duruyordu.
De Haan da ‘Bu benim suçum deÄźil Franken’in kararı hala vakit varken git onunla konuĹź.’ diyordu.
De Haan’ın yanından ayrıldıktan sonra olup bitenleri tek başına bir masada izlemekte olan Hasan’ın birden kafası yeĹźil yaÄź tabakası kaplı tahta masanın ĂĽzerine dĂĽĹźtĂĽ.
Çaresizliğin ve bir şey yapmamanın verdiği ızdırapla kendini kaybeden Hasan masaya yığılıp kalmıştı.
Ancak ailesini ve diğer mültecileri kurtarmak için mücadelesinden vazgeçmeyen Hasan kampta mülteciler arasında bulunan babası İbro ve bazı mültecilerle bir şeyler yapmaya çalışmaktadır:
“Potoçari kampında bulunan herkes mĂĽlteciler ve Hollandalılar BM kampının dışına çıkan herkesin öldĂĽrĂĽleceÄźini biliyordu.
Babam ben ve arabulucu olarak görev yapan bir diğer kişi Nesip Manciç birlikte bir plan yaptık.
DĂĽnya medyası Potoçari’deki durumdan haberdar edilmeden askeri bir mĂĽzakere timi ve gazeteciler gelmeden kampı boĹźaltmayacağımızı Ĺźart koĹźalım.
MĂĽlteciler ancak UNPROFOR askerleri nezaretinde gĂĽvenli bir bölgeye nakledilsin…” Oysa tahliye çoktan baĹźlamıştı bile.
Hollandalı askerler mültecileri hayvan sürüleri gibi yönlendirip kampın dışına çıkarıyor kadınlar ve çocuklar dışarıda bekleyen Sırp askeri araçlarına bindiriliyordu. Ortalıkta hiçbir erkek gözükmüyordu.
Hasan’ın babası istediÄźi takdirde kamptan ayrılmama hakkına sahipti çünkĂĽ Sırplarla yapılan mĂĽzakerelerde arabuluculuk görevini o ĂĽstlenmiĹźti.
Ancak Hollandalılar küçük oğlu Muhammed ve karısının kalmasına izin vermeyince o da onlarla birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi.
Hasan bu arada çılgınlar gibi ailesini kurtarmak için sağa sola koşturmakta askerlere adeta yalvarmaktadır.
Orada bulunan Hollandalı askerler ısrarla onun ailesinin de Sırplara teslim edileceğini söylerler.
O da son bir defa daha Binbaşı Franken’e yalvarır:
“Ona son bir defa daha kardeĹźimin kampta kalıp kalmayacağını sordum.
Fakat mĂĽsaade etmedi. Hiçbir Hollandalı asker beni dinlemiyordu bile.”
Umutları iyice tükenen Hasan da ailesi ile birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi.
Ancak babası ve kardeşi ona kampa geri dönmesini böylelikle ailelerinden en az birisinin hayatta kalacağına ve tüm dünyaya Sırpların yaptıklarını anlatacağına emin olmak istediklerini söylediler.
Hasan ailesiyle yaptığı uzun bir tartışmadan sonra göz yaşları içerisinde ister istemez kampta kalmaya karar verdi.
Hasan’ın babası kendi ölĂĽmĂĽne doÄźru adımlarını atarken birden geriye döndĂĽ ve Franken’e sarılıp öptĂĽ.
Böylelikle kendisinin Hollanda BirliÄźi ile iyi iliĹźkiler içinde ve onlarla çalışan birisi olduÄźunu gösterip ailesini korumayı hesaplıyordu. “KardeĹźim annem babam arkalarında bir grup Sırp askerle birlikte gözlerimin önĂĽnde çıkıp gittiler.
Annemi en son bir otobĂĽse bindirilirken gördĂĽm. Bense hala BM’in ailemi koruyacağını sanıyordum.”
Hasan afallamış bir vaziyette ağlayarak kampa geri döndü.
Ancak kampta ikinci bir şok daha yaşayacaktır.
Orada bulunan bir kapıyı açtığında karşısında ailelerini teslim etmeyip onlarla birlikte kalan diğer BM çalışanlarını görünce beyninden vurulmuşa döndü.
Onlar emirlere uymayıp bir kumar oynamış ve kalmaya karar vermişti.
Kendini kaybeden Hasan içine düştüğü suçluluk psikolojisinden ve ailesini kaybetmenin acısından kurtulmak için kutu hap içerek intihara teşebbüs etti ancak kurtarıldı.
Mültecilerin hepsi Sırplara teslim edilip tahliye işlemi bittikten sonra Hollandalı askerler ve tercümanlar kampta yaklaşık bir hafta daha kaldılar. Bu arada kampa 2-3 kamyonet dolusu bira ve sigara getirilerek bir kutlama partisi verildi.
Onlar mĂĽzik eĹźliÄźinde dans ederken Hasan hala ailesinin akıbetini düşünmektedir. Birlik daha sonra 21 Temmuz’da tĂĽm yiyecek ilaç ve silahları kampta bırakarak bir konvoy eĹźliÄźinde Zagreb’e nakledildi.
Burada da Hollanda’dan özel uçakla getirtilen bir orkestra eĹźliÄźinde çılgınlar gibi eÄźlenen Hollandalı askerler körkĂĽtĂĽk sarhoĹź oluncaya kadar içtiler.
Onlar eğlencelerine devam ederken katliamdan kurtulmak için dağlara kaçan ve Tuzlaya ulaşmaya çalışan binlerce insan hala dağlarda vahşi hayvanlar gibi boğazlanmaktadır.
Hasan buradan ayrıldıktan hemen sonra ulaşabildiği tüm uluslararası kuruluşlardan kamptan alınan insanların akıbetleri hakkında bilgi edinmeye çalıştı.
Ancak bütün kuruluşlar sözleşmiş gibi böyle bir olay hakkında bilgileri olmadığını veya mültecilerin nerede olduğunu bilmediklerini söylüyordu.
Hasan’ın ailesinden ve 8 binden fazla mĂĽslĂĽmandan bir daha haber alınamadı.
Hasan’ın Bitmeyen MĂĽcadelesi
Hasan için Srebrenica artık bir kabustur. “Bu bir kabustu hala da bir kabus olarak devam ediyor.
Ancak bitmemiş bir kabus çünkü hala aileme ne olduğunu bilmiyorum. Öldürülmüş veya bir yerlerde hapsedilmiş olabilirler.
En ufak bilgi kırıntısına bile ihtiyacım var.
Bunu elde etmeden hayatımın sonuna kadar huzura kavuĹźmayacağım.” Hasan uzun araĹźtırmalardan sonra pek kesin olmayan bazı bilgiler toplayı baĹźardı.
Buna göre annesi Sırplar tarafından bir otobĂĽse bindirilmiĹź ancak yolda küçük oÄźlu Muhammed’in adını sayıklayarak otobĂĽsten inmiĹź ve gerisin geriye oÄźlunu aramak için Srebrenica’ya dönmĂĽĹźtĂĽr.
Hasan daha sonra bir Sırp’tan annesinin önce hapsedilip sonra da öldĂĽrĂĽldüğünĂĽ öğrendiÄźini kendisine bu bilgiyi veren Sırp’a teĹźekkĂĽr ettiÄźini çünkĂĽ Ĺźimdi en azından annesinin ölmĂĽĹź olduÄźunu bildiÄźini söylemektedir.
Hasan daha sonra Tuzla’da yeniden BM’de tercĂĽman olarak çalışmaya baĹźladı. Hasan’ın asıl zorlu mĂĽcadelesi bundan sonra baĹźlıyordu.

Gerek BM’in resmi kanallarını kullanarak gerekse Ĺźahsi giriĹźimleriyle katliamla ve ailesinin akıbeti ile ilgili bilgilere ulaĹźmaya çalıştı.
Olayın tanıklarının ifadelerini topladı katliamdan kurtulanlarla görüştü.
Srebrenica’da görev yapmış bazı Hollandalı askerlere ulaĹźarak onları ifade vermeye ikna etmeyi baĹźardı.
Hollanda Savunma Bakanlığı’na defalarca mektup yazdı.
Bakanlık Hasan’a gönderdiÄźi cevap yazısında Srebrenica’da kaybolan insanlarla ilgili kendisine yardım edemiyeceklerini bundan sonra kendilerine mektup yazmamasını ve baĹźka soruları varsa Sarajevo’daki Hollanda BĂĽyĂĽkelçiliÄźi ile temas kurmasını söylediler.
Temasa geçtiÄźi BĂĽyĂĽkelçi ise Bosna’daki siyasi durumun böyle bir konuyu araĹźtırmak için uygun olmadığını ĂĽlkede istikrar saÄźlanmadan saÄźlıklı bir araĹźtırma yapılamayacağını söyleyerek sorumluluktan kaçıyordu.
Hasan Sarajevo’da bulunan BM karargahı’na da birçok mektup yazarak yardım talebinde bulundu.
Gelen cevaplarda kayıp insanlar ve mülteciler konusunda çalışan kuruluşlarla irtibata geçmesi salık veriliyordu.
Ancak bu kuruluşlar da yapacak fazla bir şeyleri olmadığını söylüyordu.
Bütün bu olumsuz cevaplara rağmen Hasan mücadelesinden asla vazgeçmedi.
Onlarca defa uluslararası toplantılara konferanslara panellere katılarak Srebrenica’da yapılan katliamı bĂĽtĂĽn dĂĽnyaya anlatmaya baĹźladı.
ÇoÄźu zaman basın yayın organlarında boy gösteriyor katliamdan sorumlu BM’i ve Hollanda hĂĽkĂĽmetini suçlayıcı konuĹźmalar yapıyordu.
Bu mĂĽcadelesini yaparken halen BM’de çalışan bir tercĂĽman olması nedeniyle onun bu konuĹźmaları BM yetkililerini çok rahatsız ediyordu.
Bir çok defa Sarajevo’daki BM Karagahına çaÄźrılarak ĂĽstĂĽ kapalı veya doÄźrudan tehdit ve ikazlarda bulunuldu.
Ancak BM yetkilileri Hasan’ı iĹźten attıklarında Srebrenica’dan çıkarılmış ve Ĺźu anda Bosna’nın her tarafında mĂĽlteci olarak yaĹźayan binlerce Srebrenica’lı mĂĽltecinin ve dĂĽnya medyasının tepkisinden de çekiniyordu.
Hasan’ın mĂĽcadelesinden rahatsız olan sadece BM deÄźildi.
Bir çok defa Hollanda’ya davet edilen Hasan radio ve televizyonlarda toplantı ve panellerde açıkca ve hiç lafını esirgemeden Hollanda HĂĽkĂĽmetini ve BM’yi suçlayıcı konuĹźmalar yapıyordu.
Hollanda içerisinden gelen tepkilerinin yanısıra birçok kuruluş siyasi parti veya sivil toplum kuruluşu ona açık bir destek verdiler.
Hasan’ın bu çabaları konuyu sĂĽrekli gĂĽndemde tutuyor ve Hollanda hĂĽkĂĽmetinin suçunu kabul etmesi ve Srebrenica halkı için birĹźeyler yapması gerektiÄźi mesajı gerekli yerlere iletiliyordu.
Hasan bu çabalarından çoÄźu zaman beklediÄźi oranda maddi ve manevi yardım göremese de Hollanda’nın suçluluÄźunu tĂĽm dĂĽnyaya kabul ettirmeyi baĹźarmıştı.
2003 yılında Hollanda hĂĽkĂĽmetinin Srebrenica katliamındaki sorumluluÄźunu kabul edip istifa etmesinde Hasan’ın bu yılmak bilmeyen çabalarının payı bĂĽyĂĽktĂĽr.
Hasan’ın yaptığı suçlama ve eleĹźtirilerden Amerikalılar da payını alıyordu.
ABD’de birçok defa toplantı ve konferanslara katılan Hasan katliamı önlemede isteksiz davranmasından dolayı doÄźrudan ABD’yi suçlayıcı beyanlar veriyordu.
Amerika’nın gerek katliamdan önce gerekse katliam esnasında yaĹźanan herĹźeyden haberi vardı.
Ancak anlaşılmaz bir umursamazlık ve isteksizlikle olayları seyretmiĹźti. Ona göre ABD’nin bu isteksiz ve yetersiz çabası savaĹźtan sonra da devam etmektedir.
Örneğin katliamın yapıldığı ve toplu mezarların bulunduğu bölge savaştan sonra bu bölgeye konuşlandırılan Amerikan SFOR (Stabilization Forces ) Birliklerinin sorumluluk alanında kalmaktadır.
Ancak bu toplu mezarlar yeterince korunmamakta gerekli araştırma yapılmamakta Sırplar tarafından tahrip edilmekte ve katliamın izleri yok edilmeye çalışılmaktadır.
Hasan bu konuda temasa geçtiği bir çok Amerikan askeri yetkiliye durumu izah ettiğini ama şimdiye kadar olumlu bir cevap alamadığını söylemektedir.

Hasan’ın anlattığı bir baĹźka olay Amerikalıların bu isteksizliÄźinin açık bir göstergesiydi. Hasan elinde bulunan bir video kasetini Amerikan askerlerine vererek gereken yapılmasını talep eder.
Srebrenica’nın dĂĽĹźmesinden sonra çekilen bu kasette katliam sırasında Mladiç’le birlikte gözĂĽken birisi vardır ve bu kiĹźi savaĹźtan sonra Zvornik adlı kasabada polis Ĺźefi olarak çalışmaktadır.
Amerikalı askerler bu kasedi umursamazlar bile.
Hasan bu durumu şöyle ifade ediyor:
“Srebrenica’nın polis Ĺźefi Mane Curiç BM askerlerinin gözĂĽ önĂĽnde ölĂĽme gönderilecekleri seçen kiĹźiydi. SavaĹź bitti ama o Srebrenica’nın gĂĽvenlik Ĺźefi olarak kaldı.
Ne ABD ne de AB bu konuda bir Ĺźey yapmadı.” Oysa bu bölgeden kaçmak zorunda olan binlerce BoĹźnak evlerine dönmek istediklerinde savaĹź sırasında katliama bizzat katılan bu polis Ĺźefinin sorumluluk alanına gireceklerinin bunun da mantıksızlığının farkındadır.
Sadece bu polis şefi değil katliam sırasında görev yapan bir çok devlet görevlisi hala aynı konumlarını muhafaza etmektedir.
Amerikalı askerler de ironik bir şekilde sürekli bu insanlarla biraraya gelip toplantılar yapmakta bölgenin sorunlarına çözüm bulmaya çalışmaktadırlar.
Bugün Amerikan askerleri etrafı insan kemikleriyle çevrili yollarda hergün devriye gezmeye devam etmektedir.
Hasan’ın suçladığı bir diÄźer uluslararası kuruluĹź olan UNHCR• hakkındaki ilginç iddiası da şöyle: “Potoçari kampı zorla boĹźaltılırken dışarıda Sırp kamyon ve otobĂĽslerinin yanında bekleyen iki tane UNHCR kamyonu vardı.
Kampta geriye kalan bir kaç yüz insan daha vardı. Bu UNHCR görevlileri Hollandalılara geriye kalan bu mültecileri taşımayı teklif dahi etmediler.
Katliamdan sonra bizzat tanıdığım bu insanlara ve UNHCR’ın Sarajevo’daki Ĺźefine ulaĹźarak kamptan götĂĽrĂĽlen insanların nereye götĂĽrĂĽldüğüne dair bilgileri olup olmadığını sordum.
Olay sırasında hiçbir UNHCR mensubunun orada olmadığını söyleyerek herĹźeyi inkar ettiler.”
Hasan ABD’de de katıldığı bir konferansta kendisine bir kongre ĂĽyesi tarafından yöneltilen: “Sence neden BM Barış gĂĽcĂĽ askerleri ve UNHCR kamptaki mĂĽltecilerin boĹźaltılmasında kendi kamyon otobĂĽs veya diÄźer vasıtaları kullanmadılar da bu insanları Sırpların eline teslim ettiler?
Yani bunlar Mladiç’in bu insanlara hiçbir Ĺźey yapmayacağını mı zannettiler yoksa bir beceriksizlik miydi veya daha mı kötĂĽsĂĽ?” sorusuna “Zannediyorum oradaki insanlar kimsenin umurunda deÄźildi.
Hollandalı askerler diğer ülke askeri temsilcileri ve UNHCR yetkilileri Potoçari kampı boşaltılırken birkaç saat orada durdular ve bu sivil insanları korumak için kıllarını bile kıpırdatmadılar.
Yani hiçkimse aldırış bile etmedi. Herkes sadece eşyalarını toplayıp oradan ayrılmayı bekliyordu.

Hepsi bu. Ve bu cehennemi orada bırakıp çekip gittiler.”19 Hasan “1998 ve 2000’de Amerikan Kongresi’nde ifade verip yaĹźananları anlattım. Ama Batı dĂĽnyası görmek istemediÄźi için bĂĽtĂĽn anlattıklarım havada kaldı.” diyor.
Pek çok olayı yaĹźamasına raÄźmen SavaĹź Suçları Mahkemesi’ne tanık olarak çaÄźrılmadığını kendisini dinleyecek makam bulmakta zorlandığını belirten Hasan’ın cevabını bulamadığı ve anlayamadığı sorular bunlardan ibaret deÄźildi. “11 Temmuz’da Srebrenica dĂĽĹźtĂĽ.
12 ve 13 Temmuzda binlerce insan Potoçari kampından alınarak katledildi.
13 Temmuz ile 15 Temmuz arasında neler yaşandığını kimse tam olarak bilmiyor.
Ancak 15 Temmuz’da yani Potoçari olayından iki gĂĽn sonra Belgrat’ta bir toplantı gerçekleĹźtirildi.
Bu toplantıya katılan BM yetkilileri ve Uluslararası kuruluş temsilcilerinin hayatta kalan ve kurtarılması mümkün olan insanlar için birşeyler yapması umuluyordu.
Oysa konuĹźulanlar tam tersini gösteriyor. Bu toplantı hakkında mevcut resmi belgede Akashi Ĺźunları yazıyor: ‘Sn. Carl Bildt Sn. Stoltenberg ve kendim 15 Temmuz’da Devlet BaĹźkanı MiloĹźeviç ile Belgrat’ta buluĹźtuk.
Bu buluĹźmaya General Rupert Smith ve MiloĹźeviç’in yanısıra Bildt’in ricası ĂĽzerine General Mladiç de katıldı. Mladiç ve Smith uzun uzun tartıştılar.
Bir kaç nokta ĂĽzerinde anlaĹźmamalarına raÄźmen bu toplantı iki general arasındaki diyalog’un tekrar tesis edilmesini saÄźladı.
Toplantının sonunda iki general arasında resmi olmayan bir anlaşmaya varıldı daha sonra 19 Temmuzda tertip edilecek bir başka toplantıda bu anlaşma teyit edilecektir.
Mladiç’in bu toplantıya iĹźtirak etmesinden dolayı kamuoyunda oluĹźacak hassayiyeti bertaraf etmek için bu toplantı taraflarca kamuoyuna aksettirilmeyecektir.’ Hasan toplantı hakkında Ĺźunları söylĂĽyor: “Evet bu bir gizli toplantıydı.
Bu uluslararası Ĺźahsiyetlerin yerine ben orada olsaydım Mladiç ve MiloĹźeviç’e Potoçari kampından götĂĽrĂĽlen binlerce insanın akıbetinin ne olduÄźunu sorardım.

Uluslararası gözlemcilerinin gözü önünde binlerce insan katlediliyor ve kimse bunu sormuyor.
Bundan daha berbatı ise toplantının ertesi gĂĽnĂĽ 16 Temmuz’da Sırplar Pilica denilen bir yerde 1500 erkek ve çocuÄźu daha katlettiler.
Bu Ĺźahitler tarafından ortaya konan ve Hague’de savaĹź suçundan hĂĽkĂĽm giyen Drazen Erdemoviç’in* tanıklığıyla ispatlanmış bir katliamdır.
BĂĽtĂĽn bunlar gösteriyor ki bu toplantıyı yapanların bu insanları kurtarmak gibi dertleri yoktu. Toplantıda bu gĂĽndeme bile gelmedi.”
Katliam Kurbanları

Katliamdan kurtulan ve şu anda kendi ülkelerinde bir sığınmacı gibi kendilerine tahsis edilen toplama kamplarına benzer barakalarda veya Sırpların terkettiği evlerde işsiz yiyeceksiz sağlık şartlarından mahrum ve gelecekten umutsuz bir şekilde yaşayan Srebrenicalılar yaşadıkları katliamın ve sahipsizliğin ızdırabını her gün acı bir şekilde yudumlamaktadırlar.
Bu insanlara elinden geldiÄźince yardımcı olup yol göstermeye çalışan Hasan çoÄźu zaman uluslararası kuruluĹźlardan ve sivil örgĂĽtlerden bekledikleri yardımı görememekten Ĺźikayetçi. Bazen kendilerini siyasi amaçları için kullanmaya çalışan insanlar da olsa Hasan “Bizim politik herhangi bir amacımız yok. Tek hedefimiz savaĹź suçlularının birkaç sene hapis yatıp çıkması veya Uluslararası SavaĹź Suçları Mahkemesinin katilleri cezalandırılması deÄźil. Bu çok vakit alacak bir sĂĽreç. Biz kayıp yakınlarımızın izine ulaĹźmaya çalışıyoruz.” diyor.
Srebrenica katliamından kurtulan insanlar yine Hasan’ın önderliÄźinde bu faaliyetlerini organize bir Ĺźekilde yĂĽrĂĽtmektedirler. Hâlâ kayıp yakınlarına ulaĹźabilecekleri umuduyla yaĹźayan bu insanlar kurdukları Zene Srebrenica-Srebrenica Anneleri adlı dernek çatısı altında çeĹźitli platformlarda seslerini duyurmaya çalışıyor bazen BM’in NATO’nun UNHCR veya bir baĹźka uluslararası kuruluĹźun binaları önĂĽnde protesto mitingleri dĂĽzenliyorlar. 2 Temmuz 2004 gĂĽnĂĽ 50 kadar Srebrenicalı kadın Hollanda Parlamentosu önĂĽnde bir gösteri yaparak hĂĽkĂĽmetten 2 milyar euro tazminat talebinde bulundular.
Kurban yakınları Potoçari toplama kampının bir soykırım mĂĽzesine dönĂĽĹźtĂĽrĂĽlmesini ve ölĂĽlerinin buraya defnedilmesini istiyorlar. Hasan’a göre bu mĂĽzenin ve mezarlığın fiziki varlığı bile savaĹź suçunun hafızalardan silinmesini önleyecektir. “Almanya’da kurulan mahkemelerde İkinci DĂĽnya Savaşından sonra yaklaşık 60.000 savaĹź suçlusu yargılandı. Burada yapılması gereken de bu. Uluslararası topluluk bĂĽyĂĽk balıkların peĹźinde. Ancak onları yakalamaları çok zor.”
BugĂĽne kadar 60’dan fazla toplu mezardan çıkarılan 5 binden fazla ceset kimlik tespiti yapılmak ĂĽzere saklanıyor. EĹźyalarıyla birlikte kimlik tespiti yapılmayı bekleyen bu cesetlere bulunan her toplu mezarla birlikte yenileri ekleniyor. Bu cesetlerden Ĺźimdiye kadar ancak çok azının kimlik tespit ve teĹźhisi yapılabildi. Ă–ldĂĽkten sonra bile huzur bulamayan bu insanların yakınları uluslararası kuruluĹźlardan daha fazla çaba göstermelerini bekliyor.
Bu konuda yılmadan mĂĽcadelesine devam eden Hasan 20 EylĂĽl 2003 gĂĽnĂĽ buruk bir sevinç yaĹźadı. Onun uzun yıllar gayretleri sonucu inĹźa edilen bir anıt mezar ABD’nin eski BaĹźkanı Bill Clinton’un da katıldığı bir törenle açıldı. Ĺžu ana kadar çıkarılan 5000’e yakın cesetten DNA tespiti yapılan 989’unun gömĂĽldüğü mezarlığa 2004 yılında dĂĽzenlenen törenle 338 kurban daha defnedilmiĹźtir.
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERĹžEY YENİDEN CAN BULUR…
Katliam Sonrası Uluslararası Camiada Yaşananlar
İlk baĹźlarda katliamdaki sorumluluÄźunu kabul etmeyen Hollanda hĂĽkĂĽmeti gerekli adımları atmaktan sĂĽrekli kaçındı ve olayı ört-bas etmeye çalıştı. Ancak bu olay zaman geçtikce Hollanda’nın bir kabusu milli bir travması haline gelmekten kurtulamadı.
Bu konuyla ilgili kurulan bir Parlemento AraĹźtırma Komisyonu’nun 27 Ocak 2003’te açıkladığı bir raporda katliamdan tamamen Hollanda HĂĽkĂĽmeti sorumlu tutuluyor sözde koruma altındaki bölge Sırplarca ele geçirildikten sonra Hollanda birlikleri etnik temizlikte iĹźbirliÄźi denilecek biçimde yardımcı olmakla suçlanıyordu.
16 Nisan 2003’te Hollanda BaĹźbakanı Wim Kok Srebrenica’da hayatını kaybeden ve kurtulanlar adına Hollanda’nın katliamdaki kĂĽtĂĽn sorumluluÄźunu kabul ettiklerini belirterek hĂĽkĂĽmetin istifa ettiÄźini söyledi.

Ancak Srebrenica maÄźdurlarına göre bu çok geç kalmış bir istifa ve Hollanda’nın kirli geçmiĹźini temizlemeye yetmeyecektir.
Bu istifaya giden yolda olayların bu Ĺźekilde geliĹźmesine örnek ve azimli bir mĂĽcadele yĂĽrĂĽten Hasan’a göre her ne kadar bu istifa dĂĽrĂĽst bir tavır da olsa göstermelik ve politik bir karar ve önemsiz bir jestten ibaret çünkĂĽ hĂĽkĂĽmetin istifası adaletin yerini bulması deÄźildir.
Adalet yerini ancak mahkemelerde bulacaktır. Bu amaçla Srebrenica’lı Anneler DerneÄźinin 2000 yılında Hague’de bulunan Eski Yugoslavya Uluslararası SavaĹź Suçları Mahkemesi’ne ĂĽst rĂĽtbeli BM askerlerinin Hollanda HĂĽkĂĽmetinin ve Hollanda Ordusunun sorumluluklarının araĹźtırılması için açtıkları dava hala devam etmektedir.
BM ise bu konuda uzun sĂĽre suskunluÄźunu korudu. Katliamdan ancak 4 yıl sonra Kasım 1999’da 155 sayfalık bir rapor25 yayınlayan BM kendisine ağır eleĹźtiriler yöneltmekte “hata yanlış karar ve bize karşı duran Ĺźeytanı tanımadaki yeteneksizlikten dolayı Srebrenica halkının Sırp katillerin katliamından korunamadığı” itirafı yapılıyordu.
Daha sonraları ortaya çıkan birçok BM belgesi Srebrenica’da katliam devam ederken MiloĹźeviç ve BM ĂĽst dĂĽzey yöneticilerinin sık sık biraraya gelerek görĂĽĹźtĂĽklerini ortaya çıkarmıştır.
Srebrenica’da kadınların ırzına geçilip erkekler parça parça doÄźranırken bu insanlar çeĹźitli ortamlarda biraraya gelerek kendi askerlerinin ve malzemelerinin gĂĽvenliÄźi konusunda karşılıklı bir anlaĹźmaya varmaya çalışıyorlardı. Ancak bunlara raÄźmen hiçbir BM elemanı suçlu bulunup herhangi bir cezaya çarptırılmadı.
Srebrenica’nın dĂĽĹźtüğü sıralarda Afrika’da bir gezide olan BM Genel Sekreteri Boutros Gali ve yanındakiler tĂĽm dĂĽnyanın gözĂĽ önĂĽnde cereyan eden bu dehĹźet sahnelerini televizyondan bĂĽyĂĽk bir kayıtsızlıkla seyretmiĹźlerdir.

Sırplara bĂĽyĂĽk sempati besleyen insan sadece Gali deÄźildi. Sözleriyle ve tavırlarıyla Sırplara karşı anlaşılması güç bir hayranlık beslediÄźini ispatlayan Akashi’nin de Gali’den kalır yanı yoktu.
Sırpların elinde esir bulunan Fransız askerlerin hayatını kurtarmak için yapılacak hava saldırılarına karşı çıkan ve Srebrenica katliamına giden yolu açan Fransız Generaller Morillon ve Janvier ise rahatça hayatlarına devam etmektedirler.
Hasan Uluslararası Af Örgütüne defalarca başvurduğunu yaşananlar ve ailesinin başına gelenler hakkında bilgi verdiğini ancak gerek bu örgütün gerekse de İnsan Hakları İzleme Örgütünün yazdığı raporlarda Fransız komutanlara Hollandalı Birliğine ve Hollanda Savunma Bakanlığına yönelik en ufak bir eleştiri bile yer almadığını söylüyor.
Katliamın asıl sorumluları Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç katliamdan sonra uzun sĂĽre Bosna’da serbestçe dolaĹźtı. Barış sĂĽrecinde Avrupa Devletleri ve Amerika bu insanlara bir savaĹź suçlusu deÄźil de birer saygıdeÄźer diplomat gibi davrandı.
Haklarında insanlığa karşı suç iĹźlemek ve soykırım suçlamasıyla dava açılan ve Lahey’e yargılanması gereken bu iki sorumlu hâlâ Sırbistan-KaradaÄź’da tam anlamıyla serbestçe dolaĹźmakta futbol maçlarında lokantalarda boy göstermektedirler.
Uluslararası topluluÄźun bu savaĹź suçlularını yakalamadaki isteksizlik ve vurdumduymazlığı Bosna Savaşını sona erdiren Dayton AntlaĹźmasında yer alan ve bu iki insana dokunulmamasını öngören bazı maddeler olduÄźu iddialarını gĂĽndeme getirmektedir. Can DĂĽndar’ın deyimiyle “SavaĹź suçluları bulunmadığından evlerin kurĹźun deliklerinden hâlâ kan sızıyor.”
Eski Yugoslavya için Uluslararası Savaş Suçları
Mahkemesi 2001 yılında ilk kez Bosnalı Sırpların “soykırım” suçu iĹźlediÄźini resmen kabul ederek katliamdan sorumlu komutanlardan birisi olan Sırp General Radislav Krstiç’i 46 yıl hapse mahkĂ»m etti.

Temyize giden davanın sonucunda Krstiç 2004 yılında soykırım suçundan 35 yıla mahkum edildi.
Böylece ilk kez bir sanık İkinci DĂĽnya Savaşı’ndan bu yana ”soykırım” iĹźlemek suçundan mahkum oldu ve uluslararası mahkeme Srebrenica katliamı için ‘soykırım’ nitelendirmesini teyit etmiĹź oldu.
Mahkeme ayrıca 2005 yılında soykırıma yardımdan etmek suçundan komutanlar Vidoce Blagoceviç’i 18 yıl Dragan Cokiç’i de 9 yıl hapis cezasına çarptırdı.
YaĹźanan katliamların arkasındaki isim olan ve başından itibaren tĂĽm Bosna savaşı yönlendiren ve 1 Nisan 2001 tarihinde Sırp HĂĽkĂĽmeti tarafından tutuklanıp mahkemeye teslim edilen MiloĹźeviç BM GĂĽvenlik Konseyi’ne baÄźlı olarak faaliyet göstermek ĂĽzere Lahey’de kurulan Eski Yugoslavya SavaĹź Suçları Mahkemesi’ne sevk edildi.
Yargılanma sĂĽreci 30 Ocak 2002’de baĹźladı. 11.3.2006 tarihinde eÄźer kalp krizi geçirip ölmeseydi soykırım boyutlarına ulaĹźan savaĹź suçlarından sorumlu olan MiloĹźeviç’in ömĂĽr boyu hapis cezasına çarptırılması bekleniyordu.
Srebrenica’daki katliamın planlayıcı ve sorumlularının çoÄźu yakalanmadan serbestçe gezerken kuĹźatma sırasında Srebrenica halkını Sırplara karşı kahramanca savunan BoĹźnak komutan Nasır Oriç savaĹź suçu iĹźlediÄźi gerekçesiyle Lahey’de yargılanmaktadır.
SONUÇ
Bu yazıda anlatılanlar bir korku ya da kurgu-bilim filmden alınmış sahneler deÄźil. 20. yĂĽzyılın son çeyreÄźinde Avrupa’nın ortasında ve tĂĽm dĂĽnyanın gözĂĽ önĂĽnde gerçekleĹźtirilen bir insanlık ayıbının hikayesidir.
Bu insanlar sadece sahip oldukları kimliklerinden dolayı vahşice öldürüldüler işkenceye uğradılar tecavüz edildiler yurtlarından sürüldüler.
Kendilerini yeni Haçlı Seferlerinin neferleri sanan Sırplar yıllardır birlikte yaşadıkları müslüman komşularını tamamen yoketmek için merhametsizce saldırdılar ve tüm dünyanın gözü önünde kısmen de amaçlarına ulaştılar.
Yaşanan insanlık dışı bu utanç tablosu tam anlamıyla aydınlığa kavuşmadan adeta tarihin tozlu dehlizlerinde unutulmaya terkedilmek isteniyor.
Uluslararası camia bu katliamın sorumlularını açığa çıkarmak şöyle dursun bu ayıplarını ört-bas etmek için ellerinden geleni yapmakta ve konunun sık sık gündeme getirilmesinden rahatsız olmaktadır.

EÄźer bir gĂĽn yolunuz Bosna’ya dĂĽĹźerse Srebrenica’ya varmadan birkaç kilometre beride Potoçari köyĂĽ yakınlarındaki beyaz anıtın önĂĽnde durun.
Burada yaşanan katliamda hayatını kaybeden 12 bin masumun anısına dikilen bu anıtın arkasından kopup gelen ve bu insanların vahşi hayvanlar gibi Sırplara teslim edilirken attıkları çığlıklar ağlamalar kendisini öldürüp bu işkenceden kurtarması için arkadaşına yalvaran insanların haykırışları bütün benliğinizi saracaktır.
Bu anıtın açılması için gecesini gĂĽndĂĽzĂĽne katarak çalışan Hasan’ın ailesiyle yaptığı son konuĹźmalar belki de kulaklarınızda yankılanacak hiçbir Ĺźey yapamamanın çaresizliÄźiyle birbirinden kopan anne ve oÄźlunun yĂĽreÄźinizi parçalayan bakışmaları gözĂĽnĂĽzĂĽn önĂĽne gelecektir.
Bugün terkedilmiş vaziyette bulunan BM Potoçari kampının önünden geçerken nefret ve öfkeyle karışık isyan duygusu benliğinizi saracak burada yaşanan zulüm biraz da yaşayacağınız suçluluk duygusuyla birlikte burnununuzun direğini sızlatacaktır.
EÄźer yĂĽreÄźiniz kaldırır biraz daha ilerideki Srebrenica’ya giderseniz yolun kenarında harabeye dönmĂĽĹź fabrikalar yıkılmış evler camiler tahrip edilmiĹź mezarlar görĂĽrsĂĽnĂĽz.
Adını gĂĽmĂĽĹź anlamına gelen Srebren kelimesinden alan ve bir zamanlar baĹźta gĂĽmĂĽĹź olmak ĂĽzere deÄźerli maden rezervleriyle ve Ĺźifalı suları ile ĂĽnlĂĽ olan bu Ĺźirin kasaba savaĹź öncesi Yugoslavya’nın her tarafından gelen insanlarla dolup taĹźan cıvıl cıvıl bir belde imiĹź.
Şimdi ise yaşadığı lanetli olayın etkisiyle olsa gerek kasvetli bir atmosfere bürünen kasabanın sokaklarında göreceğiniz tek tük kişilerin suratları bomboş dükkanlar bomboştur.
Şimdi kimse artık şifalı suları için artık buraya uğramıyor. Kasaba 1995 yılında tarihinin en kalabalık günlerini yaşamış sonra o kalabalığı yollara dağlara kusmuş. O kalabalıklar yollarda dağlarda yokolup gitmişler.

Sırplar katliamın tüm kanıtlarını saklamaya çalışmışlar. Batılı gazeteciler askerler ve diplomatlar da bu konuda onlara yardımcı olmuşlar. Ama yine de sanki her karış toprağından bir kemik bir ayakkabı teki bir çürümüş ceket bir sararmış kimlik çıkacakmış gibi.
Bosna Savaşı ve özellikle Srebrenica katliamı Uluslararası camia tarafından unutturulmak istenen ama asla unutmamamız gereken trajedilerdir.
Çünkü burada 12 bin insan sadece Türk ismi taşıdıkları için öldürüldü.
Hasan Sırpların BoĹźnakları öldĂĽrĂĽrken “TĂĽrklerden intikamımızı aldık.” diye konuĹźtuÄźunu belirtmekte ve Ĺźu çarpıcı tespitte bulunmaktadır: “Sırplar bizi taşıdığımız TĂĽrk isimlerimizden dolayı öldĂĽrdĂĽler. ”Nitekim Sırp ve Hırvatlar BoĹźnaklar’a ‘TĂĽrk’ diyorlardı ve “burada TĂĽrkleri istemiyoruz BĂĽtĂĽn TĂĽrkleri TĂĽrkiye’ye göndereceÄźiz” sloganlarıyla bu insanları öldĂĽrĂĽyorlardı. BugĂĽn hala Srebrenica’da duvarlarda katliam esnasında Sırplar tarafından yazılmış “Sve Turci u Turciju-BĂĽtĂĽn TĂĽrkler TĂĽrkiye’ye” sloganlarına rastlamak mĂĽmkĂĽndĂĽr.•
Soykırımı ayrıntılarıyla anlattığı için Sırplardan sĂĽrekli “Seni o zaman öldĂĽrmeliydik.” Ĺźeklinde tehdit alan Hasan Srebrenica’da yĂĽrĂĽttüğü yiÄźit mĂĽcadelesiyle katliam kurbanlarının sembol ismi haline gelmiĹź birisi.
Adeta Don Kişot gibi karşısına aldığı devasa Uluslararası kuruluşlara ve devletlere karşı onurlu ve haklı mücadelesini devam ettirmektedir.
Dünyanın tanınmış televizyon kanallarında kendisiyle defalarca mülakat yapılan sayısız konferans ve toplantılara katılan devlet adamlarıyla görüşen bu cesur yürek bazen en ufak bir desteğe en küçük bir moral takviyesine ihtiyaç duymaktadır.
Çektiği ızdırap ve karşısındaki duvar gibi ruhsuz ve duyarsız insanlardan gördüğü tepkiler bazen onun da adeta omuzlarını çatırdatmaktadır.
Bazen kendisine yapılan ABD’de gĂĽzel ve paralı bir iĹź teklifini sırf kendi insanlarını ve mazlum Srebrenica halkını yalnız bırakmamak için reddetmekte ve Bosna’da yaĹźamaya ve mĂĽcadelesine devam etmektedir.
Hasan 2002’de bitirdiÄźi; ancak bastıracak yayınevi bulamadığı için 2005 yılında yayınladığı “BM bayrağı altında / “Pod zastavin UN”” baĹźlıklı bir kitapta yaĹźadıklarını detaylarıyla anlatmaktadır.
Hasan belki de kampta babası ile son vedalaşmasını yaparken babasının tembih ettiği bu trajediyi bütün dünyaya duyurma sorumluluğunun altında ezildiğini hissetmekte yaptıklarının onlara karşı bir vefa borcu olduğuna inanmaktadır.
BugĂĽn annesinin adını verdiÄźi küçük kızı Nasiha ve eĹźiyle ile birlikte Sarajevo’da yaĹźamakta olan Hasan’ın mĂĽcadelesi son nefesine kadar bitecek gibi gözĂĽkmemektedir.
Birçok ünlü medya kuruluşunun kendisiyle röportaj yapıp yaşadıklarını ekranlarına ve sayfalarına taşımasına karşın Türk medyasının aynı duyarlılığı gösterdiğini söylemek mümkün değil.
Bu katliam TĂĽrk medyasında yeterince anlatılmamakta her yıl 11 Temmuz’da birkaç satırlık haber veya yaĹźananlara kısa bir lanet okuma ayininden öteye geçmemektedir.
Ancak katliamın 2005 yılında 10. yıldönümünde bu olay Türk basını tarafından detaylıca ele alınmış birçok yazar bu konuyu sütunlarına taşımıştır.
Hasan şimdi Sırplardan Hollandalılardan ve Fransızlardan nefret ettiğini söylüyor.
Bu nefretinde elbette haklı. Katliamda hayatını kaybeden insanların neler hissettiÄźini ve birbirlerini bir daha hiç göremeyeceklerini bile bile vedalaĹźmalarını bĂĽtĂĽn dĂĽnyanın gözĂĽ önĂĽnde katledilmelerini ve bĂĽtĂĽn dĂĽnya tarafından yapayalnız bırakılmanın verdiÄźi ızdırabı anlamak için Hasan’ın yaĹźadığı dram en çarpıcı örnek olarak karşımızda duruyor.

DĂĽn Bosna’Ydı BugĂĽn Filistin
Yine bir 11 Temmuz’du.
Sıcaktı.
Hasan panik halinde BirleĹźmiĹź Milletler’in Bosna’daki askeri karargâh binasına girdi.
Hollandalı Binbaşı Franken’in odasına daldı.
Elindeki listeyi Binbaşı’ya verdi.
Binbaşı listeyi önüne çekip incelemeye başladı.
Bu Srebrenica’daki Potoçari kampında görevli personelin listesiydi.
* * *
Kampı kuşatan Sırplar içeri sığınan Boşnak mültecilerin kendilerine teslimini istiyorlardı.
“Sadece kamp görevlileri içeride kalabilecek aksi takdirde kamp bombalanacak”tı.
Hollandalı komutan bu baskıya direnememiş ve hemen personelin bir listesinin hazırlanmasını istemişti.
Listedekiler kalacak diğerleri Sırplara teslim edilecekti.
* * *
Kamptaki 25 bin mĂĽlteci arasında Hasan’ın annesi babası ve kardeĹźi de vardı.
Hasan kampta tercüman olarak çalışmaya başlayınca onları da kampa aldırmıştı.
Burada güvende olduklarını düşünüyorlardı.
Ama Ĺźimdi Hollandalı komutan onları Sırplara teslime karar vermiĹźti. Kararı mĂĽltecilere bildirme iĹźi de Hasan’a kalmıştı.
Hasan “Sizi teslim edecekler” deyince mĂĽltecilerden feryatlar yĂĽkseldi. Kimi isyan ediyor kimi Sırplara verilmektense ölmeyi tercih edeceÄźini söylĂĽyordu.
Ama Hollandalı komutan kararlıydı.
* * *
13 Temmuz günü kamp boşaltılmaya başlandı.
Boşnaklar Hollandalı askerlerin gözetiminde tek sıra halinde kamptan çıkarılıyor ve kapıda Sırp askeri araçlarına bindirilip götürülüyorlardı.
Götürülenlerin hemen öldürüldüğü haberleri geliyordu.
Hasan panikteydi.
Kendisi görevli olduğu için kampta kalabilirdi ama ailesi gidecekti.
Hiç olmazsa kardeĹźini kurtarabilmek için bir formĂĽl düşündĂĽ. Komutana götĂĽrdüğü personel listesinin sonuna 19 yaşındaki kardeĹźi Muhammed Nuhanoviç’in adını yazdı.
Listeyi inceleyen Hollandalı komutan parmağını listenin sonundaki bu isme basıp sordu:
“Kim bu?”
“Yeni alınan temizlikçi” dedi Hasan “İki hafta önce alınmıştı ama Sırp kuĹźatması nedeniyle iĹźe giriĹź formaliteleri tamamlanamadı.”
“Hayır. Bizde böyle biri çalışmıyor” dedi Komutan.
Pembe bir kalem aldı ve listeden “Muhammed” ismini sildi.
Bu kalem hareketiyle onu hayattan da silmiĹź oluyordu.
* * *
Hasan kanı donmuş bir şekilde ayrıldı odadan.
Çılgın gibi sağa sola koşturdu. Bütün yetkililere yalvardı.
Olmadı.
Ailesiyle birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi. Ancak babası vazgeçirdi onu bundan:
“Sen kalmalısın ve bu yaĹźananları tĂĽm dĂĽnyaya anlatmalısın” dedi.
Kucaklaştılar.
Hasan babasının annesinin ve kardeşinin kamp çıkışında bir otobüse bindirildiğini gördü.
Bu onları son görüşü olacaktı.
* * *
Hasan babasının vasiyetine uyup ömrünü Bosna katliamını dünyaya duyurmaya adadı.
Sonunda başardı. Ama çok geçti.
Srebrenica katliamında aralarında Hasan’ın ailesinin de bulunduÄźu 8 bin BoĹźnak katledilmiĹźti.
Katliama seyirci kalan Hollanda hĂĽkĂĽmeti istifa etti.
Kamptan alınanların kurşunlanıp gömüldüğü toplu mezarın olduğu yere yıllar sonra Clinton tarafından bir anıt dikildi.
Hasan katliamın 11. yıldönĂĽmĂĽ olan bugĂĽn Saraybosna’da halkının mĂĽcadelesine devam ediyor.
DĂĽnya Bosna’yı unuttu bile.
Ĺžimdi İsrail’in Filistin’deki katliamını seyrediyor.
Can DĂśNDAR / 11.07.2006

Bosna Hersek’in doÄźusundaki Srebrenica kentinde Sırplar tarafından sistematik olarak yapılan ve Ĺźehrin nĂĽfus dengesini deÄźiĹźtiren katliamdır.
Srebrenica, Bosna Hersek’in doÄźusunda Sırbistan sınırına 10 km. uzaklıkta bir MĂĽslĂĽman BoĹźnak kentidir.
Halen nüfusunun çoğunluğunu Sırpların oluşturduğu Srebrenica bölgesi 1992 yılında başlayan Bosna Savaşı öncesi, Müslüman bölgelerden biri idi.
1990’daki Yugoslavya nĂĽfus sayımlarına göre 36.666 nĂĽfusluk Srebrenica bölgesi yĂĽzde 75.2 oranında BoĹźnak çoÄźunluÄźa sahipken Sırplar bölgenin sadece yĂĽzde 22.7’sini oluĹźturuyordu
Nisan 1992’de birkaç gĂĽn dışında, MĂĽslĂĽmanlar, Srebrenica’da sĂĽrekli hakim durumdaydılar.
Srebrenica, Müslüman direnişin önde gelen bir sembolü olmuş ve Boşnakça şarkılara geçmişti.
Ancak 1995’te olaylar aksi yönde seyretmeye baĹźladı.
SavaĹź sĂĽresince sĂĽrdĂĽrĂĽlen katliamlardan biri de Srebrenica’da Sırplar tarafından gerçekleĹźtirildi.
Bosna’nın en doÄźusunda, Sırbistan sınırında yer alan Srebrenica, Gorajde ve Jepa gibi kuĹźatılmış bölgelerden olup Bosna Sırpları için Belgrad’la aralarındaki engellerden biriydi.
ÇoÄźunlukla MĂĽslĂĽmanların yaĹźadığı Bosna’nın doÄźu bölĂĽmĂĽ bĂĽyĂĽk oranda “temizlenmiĹźti”; ancak çevre katliam bölgelerinden kaçıp sığınan MĂĽslĂĽmanların toplandığı bu kasabalar direniĹźlerine devam ediyorlardı.
Bijeljina, Brutunaç ve Zvornik gibi komĹźu bölgelerden kaçan on binlerce MĂĽslĂĽman 10.000 nĂĽfusluk Srebrenica’ya sığınmak zorunda kalınca nĂĽfusu 60.000’e kadar yĂĽkselmiĹźti. Kış ayının soÄźuÄźuna raÄźmen insanlar sokaklarda yatıyor, açlık ve sefaletle boÄźuĹźuyordu.
Miloseviç’in eski korumalarından Nasır Oriç’in kurduÄźu MĂĽslĂĽman direniĹź örgĂĽtĂĽ ilk yıllarda Srebrenica’yı var gĂĽcĂĽyle savundu.
Dünyanın en büyük ordularından Yugoslavya ordusunun tüm imkanlarını kullanan Sırplara karşı Müslümanlar bölgeye uygulanan ve en çok kendilerinin zarar gördüğü ambargodan ötürü hafif silahlarla ve az sayıda mermi ile karşı koymaya çalışıyordu.
1993 yılında Srebrenica’nın etrafındaki çember gittikçe daraltılmasına raÄźmen gerekli önlemleri almayan BM ve NATO’nun tavrı Sırp güçleri cesaretlendiriyordu.
Nihayet 16 Nisan 1993’teki olaÄźanĂĽstĂĽ toplantısında almış olduÄźu 819 ve 824 no’lu kararlarıyla BM GĂĽvenlik Konseyi, Saraybosna, Tuzla, Jepa, Gorajde ve Bihaç ile birlikte Srebrenica’yı da gĂĽvenli bölge ilan etti.
Bu kuĹźatılmış bölgeler evvelce Fransız General tarafından “barışın önĂĽndeki en bĂĽyĂĽk engel” olarak nitelenmiĹźti.

Bosna Savaşı’nın sonlarına doÄźru MĂĽslĂĽmanların birçok cephede zafer kazandığı bir sırada öne çıkarılan Dayton Barış mĂĽzakereleriyle savaşın sona ereceÄźini gören Sırplar, avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve Srebrenica’yı ele geçirmek maksadıyla bĂĽtĂĽn güçleriyle bu iki kente saldırdılar ve tarihin gördüğü en bĂĽyĂĽk katliamlardan birini tĂĽm dĂĽnyanın seyirci bakışları arasında sergilediler.
BM tarafından gĂĽvenli bölge olarak ilan edildikten iki yıl sonra Srebrenica, 1995 yılının yaz ayında II. DĂĽnya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en bĂĽyĂĽk toplu katliamının sahne oldu.
6 – 8 Temmuz 1995
Daha önce Kuzey-Bosna’daki Sırp saldırılarından kaçan binlerce sivilin sığındığı Srebrenica kenti Sırp güçleri tarafından kuĹźatıldı.
Kente sığınan bu kalabalıklar orada bulunan 600 civarında Hollandalı barış gücü askerin koruması altında idi.
Mayıs ayından itibaren kuşatma altındaki bölgede yakıt gittikçe azalıyor ve dışarıdan taze yiyecek de gelmiyordu.
Sırp güçleri sabah doğru kenti tank ve top ateşiyle bombardıman etmeye başladılar.
KuĹźatmada Sırbistan’dan gelen ağır silahlarla saldıran Sırp askerlerini yanı sıra Arkan’a baÄźlı paramiliter Sırp çeteleri de yer almıştı.
Bu maksatla Sırplar bölgeye 12 bin asker, 30 tank ve top ile Sam füzeleri sevk edilmişti.
Müslüman Bosnalı savaşçılar barış güçlerine teslim ettikleri silahların geri verilmesini istemelerine rağmen isteklerine olumsuz cevap aldılar.
Bombardımanların sıklaşması ve atılan roketlerin sığınmacıların bulunduğu merkezin ve barış gücünün gözlem yerlerinin yakınlarına kadar ulaşması sonucu Hollandalı komutan BM merkezinden yardım istedi.
9 Temmuz 1995
Sırp güçlerin bombardımanı ağırlaştırmaları sonucu, Hollanda gözlem mevzilerine saldıran ve 30 askeri rehin alıp ilerleyen Sırpların önünden binlerce sığınmacı, güneydeki kamplardan şehrin iç bölgelerine akın etmeye başladı.
10 Temmuz 1995
Hollandalı birliklerin komutanı Albay Karremans Sırpların Hollanda mevzilerini bombalaması sonucu BM’den yardım istedi.
BM Yugoslavya Koruma Gücü Komutanı General Bernard Janvier başlangıçta reddetti; ancak ikinci istekten sonra kabul etmek zorunda kaldı.
Uçaklar şehre ulaşmadan Sırp saldırıları geçici olarak durdu ve saldırılar ertelendi.
Srebrenica’nın dĂĽĹźmesinden önce General Janvier, BM güçlerinin bu tepkisizliÄźini savunarak basın toplantısında Ĺźu açıklamayı yaptı: “Herkese bir kez daha hatırlatmak isterim ki, Bosna HĂĽkĂĽmet Ordusu birlikleri kendilerini savunacak gĂĽce sahiptir.
Hem Srebrenica’ya yönelik bir mĂĽdahale yapmamız da BoĹźnaklar tarafından istenmemektedir.
Oradaki durum 1993’teki gibi deÄźil. Aldığım bilgilere göre BoĹźnak askerler Srebrenica yolu ĂĽzerindeki Hollanda askerlerine ateĹź etmekte ve Srebrenica ĂĽzerinde uçan NATO uçaklarına saldırmaktadırlar.
MĂĽslĂĽmanlar bizi arzulamadığımız bir yola çekmeye çalışmaktadırlar.”
BM Yugoslavya Ă–zel Temsilcisi Yashushi Akashi de: “Saldırıları MĂĽslĂĽmanlar baĹźlatıyor.
Sonra da BM ve uluslar arası güçü yanlış kararlarına ortak etmeye çalışıyorlar.” diyerek Janvier’in bu ifadelerine destek verdi.
Aynı gün akşam üzeri kent merkezinde bulunan 4.000 civarında sığınmacı panik içerisinde sokaklarda koşuşturuyordu.
Hollanda mevzileri etrafında büyük kalabalıklar toplanıyordu.
Hollandalı komutan Sırpların ertesi gĂĽn 0600’a kadar gĂĽvenlikli bölgeden çekilmedikleri takdirde NATO uçaklarının bĂĽyĂĽk bir hava saldırısı baĹźlatacağını söyledi.
11 Temmuz 1995
Sırp güçleri beklenen saatte geri çekilmedi. Ancak saat 0900’da Albay Karremans Saraybosna’daki merkezden yakın hava desteÄźinin yanlış biçimde istendiÄźi yönĂĽnde bir mesaj aldı.
Saat 1030’da tekrar gönderilen dilekçe General Janvier’e ulaĹźtı; ancak bu esnada 0600’dan beri havada olan NATO uçakları yakıt ikmali için İtalya’ya dönmek zorunda kalmışlardı.
GĂĽn ortasında çoÄźunluÄźu kadın, çocuk ve zayıflardan mĂĽteĹźekkil 20.000’den fazla sığınmacı Potoçari’deki ana Hollanda ĂĽssĂĽne kaçtılar.
Saat 1430’da hava saldırısı konusundaki kararsızlık nihayet sona erdi ve iki Hollanda F-16 uçağı Srebrenica’yı kuĹźatan Sırp mevzilerine iki adet bomba bıraktı.
Bombalardan biri bir Sırp zırhlı taşıyıcıyı vurdu, diğeri ise bir tanka isabetsiz atış yaptı.
Sırplar bu saldırılara ellerindeki Hollandalı rehineleri öldürecekleri ve sığınmacıları bombardıman edecekleri tehdidiyle karşılık verince bundan sonraki saldırılar durdu.
Sırp Komutan Ratko Mladic Sırp kamera ekibiyle birlikte iki saat sonra şehre girdi.
AkĹźam olunca Mladiç, Albay Karremans’ı yemeÄźe davet ederek MĂĽslĂĽmanların canlarını garanti altına almak için silahlarını teslim etmeleri gerektiÄźi ĂĽltimatomunu verdi.
Mladiç hem Srebrenica’ya saldırıyı hem de bunu takip eden soykırımı bizzat yönetti. Amerikan istihbarat kaynaklarına göre ise emirleri bir Sırp generalden alıyordu.
Srebranica’nın dĂĽĹźtüğü saatlerde BM Genel Sekreteri Butros Gali Atina’da “barışa yaptığı katkılardan dolayı” Onasis Ă–dĂĽlĂĽ almakla meĹźguldĂĽ. Avrupa ise aynı saatlerde faĹźizme karşı zaferinin 50. yılını kutluyordu.
12 Temmuz 1995
OtobĂĽsler kadınları ve çocukları MĂĽslĂĽman bölgesine taşımak ĂĽzere kente gelirken Sırplar, 12 ile 77 yaĹź arası bĂĽtĂĽn erkekleri “savaĹź suçlusu sanıkları sorguya çekmek” bahanesiyle ayırmaya baĹźladı.
Sonraki 30 saat içerisinde 23.000 dolayında kadın ve çocuk bölgeden tahliye edildi. Ayrılan yüzlerce erkek ise kamyonlara ve depolara doldurulmaya başladı.
Kadın, çocuk ve yetiĹźkin erkekten oluĹźan 15.000 civarında MĂĽslĂĽman Bosnalı grup Susnjari’de toplanarak Tuzla’ya ulaĹźabilmek için ormanlık bölgeye daldılar.
Gece boyu Srebrenica’dan daÄźlar ĂĽzerinden kaçmaya çalışırken Sırplar tarafından bombardımana tutuldular.
ÇoÄźu bu ölĂĽm yĂĽrĂĽyüşünde ya Arkan’ın köpeklerine, ya Sırp tuzaklarına yada açlık ve susuzluÄźa kurban gittiler.
Kaçanları yakalamak için hileli yöntemler kullanan Sırplar, kimyasal silah kullanmaktan geri durmadılar.
Yola çıkanlardan pek azı bu çileli yolculuk sonunda Tuzla’ya salimen ulaĹźabildi.
13 Temmuz 1995
Karavica köyü yakınında bir depoda silahsız Müslümanlar şehit edilmeye başlandı.
11 ve 12 Temmuz tarihlerinde Mladiç ve adamları Brutanaç’ta Hollanda ĂĽssĂĽ yetkilileri ile görĂĽĹźmeler sonucu barış gĂĽcĂĽ askerleri Hollanda ĂĽssĂĽ durumundaki Potoçari’ye sığınan 5000 MĂĽslĂĽmanı Sırplara teslim ettiler.
Buna karşılık Sırplar Nova Kasaba üssünde tutulan 14 Hollandalı askeri serbest bıraktılar.
Potoçari’ye kadar gelen Mladiç televizyon kameraları karşısında kimseye bir Ĺźey yapılmayacağı ve herkesin gĂĽvenle Srebrenica dışına çıkarılacağı garantisi verdi.
Gelen 60 kadar kamyon ve otobĂĽse bindirilen erkeklere esir deÄźiĹźimi için Tuzla’ya gönderilecekleri söylendi.
Görgü tanıklarının ifadesine göre bu sırada Hollandalı askerler bir kenara çekilip olanları izlemekten, hatta sığınmacıları Sırplara teslim etmekten başka bir şey yapmıyorlardı.
İki gün süren bir katliamın ardından Kendilerine hiçbir şey yapılamayacağı garantisi verilen bu gruptan kurtulan pek kimse olmadı.
16 Temmuz 1995
Srebrenica’dan kaçıp MĂĽslĂĽman hakimiyetindeki bölgeye ulaĹźan ilk Bosnalılarla birlikte soykırım haberleri de ortaya çıktı. GörgĂĽ tanıkları inanılması güç vahĹźet öykĂĽleri anlatıyorlardı.
BM ile Sırplar arasındaki mĂĽzakereler neticesinde Hollandalıların geride silahlarını, yiyeceklerini ve saÄźlık gereçlerini bırakarak en azından Srebrenica’yı terk etmelerine izin verildi.

BM’nin rolĂĽ
Srebrenica katliamıyla BM’nin ortaya koyduÄźu “gĂĽvenli bölge” doktrini de iflas etmiĹź ve BM’nin bu nevi muhtemel krizlere mĂĽdahale yöntemleri tamamen tartışılır hale gelmiĹźti.
Müphem bir terim olan kavramı baştan beri tam olarak tanımlanmamış ve bu bölgelerde, Bosnalı sivillerin güvenliğini garanti altına alacak oranda yeterli güç istihdam edilmemişti.
Uygulamaya konduktan iki yıl sonra açıkça anlaşıldı ki güvenli bölge olarak adlandırılan bölgeler aslında dünyanın en ziyade güvensiz bölgeleri arasındaydı.
GĂĽvenli bölge ilan edilen bölgelerde BM’nin yetersizliÄźini gören Bosna Hersek CumhurbaĹźkanı Aliya İzzetegoviç defaatle BM yetkililerini uyarmış ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet etmiĹźti.
Merhum Aliya’nın, “Ya aldığınız kararlara sadık kalın, kararlarınıza uyun ve kararlarınızı tanımayıp saldırılarına devam eden Sırp çetnikleri durdurun yada MĂĽslĂĽman halkın elinden topladığınız silahları geri verin.
Aksi halde meydana gelebilecek her tĂĽrlĂĽ olaydan siz sorumlu olursunuz.” diyerek yaptığı bĂĽtĂĽn uyarılara karşı BM yetkilileri, gerekeni yaptıkları ve Sırpların gĂĽvenli bölgelere giremeyecekleri yönĂĽnde cevap vermekteydiler.
Baştan sona olanlar ise verilen garantilerin arkasının hiçbir şekilde doldurulmadığını ve büyük bir ihmalin olduğunu gösterdi. Bu yüzden Sırpların kenti kuşatmaları ve kente girmeleri karşısında pasif kalan BM güçleri yapılanlardan sorumlu tutulmaktadır.
Sırpların Srebrenica sokaklarında insanları toplayıp erkeklerini toplu katliam merkezlerine götĂĽrdüğü, kadınlarına tecavĂĽz edip çocuklar ve yaĹźlılarla birlikte Ĺźehir dışına sĂĽrdüğü esnada BM sorumlusu Akashi, ellerinde yeterli bilgi olmadığını bahane ederek, “Fiziksel iĹźkenceye dair izler yok.
İnsanların kendi istekleriyle mi yoksa zorla mı yerlerinden edildiÄźini henĂĽz bilmiyoruz.” demiĹźtir.
Birkaç gĂĽn sonra 4.000 sivilin kayıp olduÄźu kendisine sorulduÄźunda ise “verilerimizdeki bĂĽyĂĽk boĹźluklar” diyerek cevap vermiĹźtir.
Sırpların niyetleri tespit edilip sorumlu mevkideki kiĹźilere rapor edildiÄźi halde bir takım sudan bahanelerle zamanında mĂĽdahale edilmemiĹź, Sırpların “temizlik” çalışmalarını istedikleri Ĺźekilde icra etmelerine göz yumulmuĹźtur.
Uluslararası camianın olanlar karşısındaki tepkisizliği vahşi Sırplara cesaret vermiştir.
Srebrenica çevresindeki ilk toplum mezarları ortaya çıkararak Pulitzer Ă–dĂĽlĂĽ kazanan Amerikalı gazeteci David Rohde bu tavrı tenkit ederek şöyle der: “Uluslar arası camia taraflı bir Ĺźekilde binlerce insanı silahsızlandırmış ve sonra da onları en azgın dĂĽĹźmanlarına teslim etmiĹźtir.
Srebrenica, uluslar arası camianın felaketin uzağında durduğu bir durum değildir.
Bilakis, uluslar arası camianın eylemleri katilleri cesaretlendirmiĹź, onlara yardım etmiĹź ve iĹźlerini kolaylaĹźtırmıştır. … Srebrenica’nın dĂĽĹźmesi gerçekte olması gereken bir durum deÄźildi. Binlerce iskeletin DoÄźu Bosna’da oraya buraya saçılmasına hiç gerek yoktu.
Binlerce MĂĽslĂĽman Bosnalı çocuÄźun Sırplar tarafından boÄźazlanmış babalarının, dedelerinin, amcalarının ve kardeĹźlerinin hikayesi ile bĂĽyĂĽmesine hiç gerek yoktu.” (Rohde, Son Oyun, s. 351, 353.)
BM’nin Srebrenica’daki askerini gĂĽcĂĽnĂĽ oluĹźturan Hollanda taburu Sırpların niyetleri bilindiÄźi halde saldırı öncesi MĂĽslĂĽmanlardan silahları toplamış ve bĂĽtĂĽn ısrarlara raÄźmen savunmaları için bir daha geri vermemiĹźtir.
Potoçari’deki kampta kendilerine sığınan sivilleri korumamış, aksine Sırplara teslim etmiĹźtir. Hatta sonradan kampta kaldığı tespit edilen 242 kiĹźiyi kendi elleriyle Sırplara teslim etmiĹźlerdir.
Sırplara teslim edilen bu gruptan sağ olarak kurtulmuş bir kişi bile bilinmemektedir. Müslüman erkekleri ayırmada Sırplara yardım ettiklerini kendi ifadelerinde itiraf etmişlerdir.
Bunlarla birlikte Hollandalı birlik pasifliği sebebiyle zırhlı araçlarını Sırplara kaptırmıştır. Rehine olarak Sırpların eline geçirdiği 150 kadar askeri ise hava saldırısına karşı bir bahane oluşturmuştur.
Nihayet katliamın dış dĂĽnyaya iletilmesinde bile tamamen etkisiz olunmuĹź; hatta ellerindeki fotoÄźraflardan ve video görĂĽntĂĽlerinden oluĹźan dokĂĽmanların “yanlışlıkla” silindiÄźi ve kaybolduÄźu ileri sĂĽrĂĽlerek bu konuda iĹźbirliÄźi imkanı ortadan kaldırılmıştır.
Bununla birlikte dünyanın yükselen tepkisi nedeniyle 2001 yılında sebep olunan feci olaylardan ötürü Hollandalı askerler özür dilemek zorunda kalmıştır.
Askerlerin komutanı Karremans’ın Mladiç’le ‘rakiya’ tokuĹźturduÄźu kare ise unutulmayacak kadar ibret vericidir. Yine Karremans, “Srebrenica: Kimin Umurunda” baĹźlıklı kitabı bir kitap kaleme almıştır.
Adaletsizlik
Sırp güçlerin kenti güçleri altına aldığı sadece beş günde katledilen masum Müslüman sivil erkek sayısının 10.000 civarında olduğu düşünülmekteydi.
Müslümanları şehit ederken kurşuna dizme, yakma, diri diri gömme gibi insanlık dışı birçok yöntem uygulandı.
Adamların çoÄźu Bratunac’ta bir okulun Bosna savaşı sırasında daha önce katliam merkezi olarak kullanılan spor salonunda Ĺźehit edildi. BeĹź gĂĽn sĂĽren bir vahĹźet sonrası yĂĽzlercesi Nova Kasaba yakınında bir futbol sahasında Ĺźehit edildi.
Görgü şahitlerinin ifadelerine göre Sırplar Boşnakları zorla kazdırdıkları çukurların önüne dizerek kurşuna diziyor, sonra da yine Boşnaklara çukuru kapatmalarını emrediyorlardı.
Vahşetin boyutları o kadar ileri gitmiş ki, kıyımdan zevk alan Sırplar Müslümanların yüzlercesini bir çukura ölüm tehditleriyle dolduruyor, ardından buldozerle diri diri gömüyorlardı.
Ă–lenlerin bĂĽyĂĽk kısmı, toplu mezarlara gömĂĽlĂĽrken bölgede her geçen gĂĽn yeni toplu mezarlar açığa çıkıyor. Buralardan elde edilen bulgulara dayanılarak bu rakamın 13.000’e kadar çıkabileceÄźi tahmin edilmektedir.
Katliamdan 6 ay sonra Uluslar arası Savaş Suçları Mahkemesi müfettişleri bölgede çalışmalara başladılar. Onlarca toplum mezar açıldı.
Binlerce iskelet gün yüzüne çıkarıldı. Bu çalışmaların sonunda çok sayıda delil toplandı.
Bütün açıklığına rağmen Sırplar katliamı reddetmeye, ortasındaki saldırıyı ve katliamı önlemeden etkisiz olan Avrupa ise gerekli adımları atmada vurdumduymazlığına devam etmektedir.
Hala kaybolan binlerce kişinin nerede olduğu, hangi mezarda yattığı bilinmemektedir.
GĂĽnĂĽmĂĽzde Durum
Tarihin en büyük katliamının üzerinden on yıl geçmişi olmasına rağmen katliamın sanıkları Karadziç ve Mladiç yargılanmamış olup halen serbest olarak dolaşmaktadırlar. Korumalarıyla işlerine gidip gelmekte, toplantılara ve düğünlere katılmaktadırlar.
Mayıs 2005 itibariyle Srebrenica sanıklarından sadece 6 tanesi yargılanmış ve 5 ile 46 yıl arasında hüküm giymiştir.
Srebrenitsa’da ne oldu?..11 temmuz 1995 gĂĽnĂĽ Srebrenitsa’ya giren Sırp güçleri II. DĂĽnya Savaşı’ndan sonra en bĂĽyĂĽk etnik kıyıma imza attı.
1993’te BM ‘gĂĽvenli bölgesi’ ilan edilen ve BM’nin koruması altında bulunan Srebrenitsa, Bosna-Hersek savaşından kaçan birçok mĂĽslĂĽman Bosnalının akınına uÄźradı.
Daha sonra Bosnalı mĂĽslĂĽmanları silahsızlandıran Hollandalı askerlerin yönetiminde ve korumasında olan Srebrenitsa’da temmuz 1995’te yaĹźları 14 ile 75 arasında deÄźiĹźen 8 bini aĹźkın mĂĽslĂĽman Bosnalı erkek ve çocuk katledildi. Bölgede konuĹźlanmış BM barış güçleri ise katliamı önleyemedi.
Uluslararası adalete ifade veren katliamdan kurtulan kiĹźiler, Srebrenitsa’da BM’nin Hollandalı askerlerinin kent çıkışındaki ĂĽssĂĽnĂĽn çevresinde, ormanlarda ve çevre yollarda Sırp güçlerinin BoĹźnakları katlettiÄźini anlattı.
Katliamdan, çoÄźunluÄźu kadın ve çocuklardan oluĹźan yaklaşık 15 bin kiĹźi kurtulmayı baĹźardı. Katliamdan saÄź çıkanların bĂĽyĂĽk bölĂĽmĂĽ BoĹźnak Hırvat Federasyonu’nda mĂĽlteci olarak yaşıyor.

Ölü sayısı tam olarak bilinmiyor
Srebrenitsa’da 10 yıl önce bugĂĽn iĹźlenen katliamda öldĂĽrĂĽlen BoĹźnakların kesin sayısı bilinmiyor.
BM’nin eski Yugoslavya SavaĹź Suçları Mahkemesi savcısı, 7 ile 8 bin kiĹźinin öldĂĽrĂĽldüğünĂĽ belirtirken, Bosna Sırplarının hĂĽkĂĽmetinin hazırladığı bir raporda ölĂĽ sayısı 7 bin 779, BoĹźnak hĂĽkĂĽmetinin raporunda ise 8 bin 374’den fazla olarak gösteriliyor.
10 yıl içinde Srebrenitsa ve çevresinde bulunan toplu mezarlarda binlerce kiĹźinin cesedi çıkarıldı. Bosna Hersek’in tamamında ise 300’den fazla toplu mezarda 16 bin 500 kiĹźinin cesedi çıkarıldı.
Şimdiye kadar 2 bin 70 kurbanın kesin kimlik tespiti yapıldı. 7 binden fazla ceset torbasında ise parçalanmış ceset parçaları kesin kimlik tespiti için bekletiliyor.
Cesetler toplu mezarlara atılırken buldozerler tarafından parçalandığı için kimlik tespiti çok zor. Ayrıca Sırplar katliamı gizlemek için bazı cesetleri ilk gömüldükleri toplu mezarlardan çıkarıp, başka yerlere tekrar gömmüşler.
Şimdiye kadar 19 kişi tutuklandı
Bosnalı Sırpların lideri Radovan Karadziç BM’nin eski Yugoslavya SavaĹź Suçları Mahkemesi’nde açılan davada Ĺźimdiye kadar katliamla ilgili olarak 19 kiĹźi suçlandı. Bunlardan altısı hakkında mahkumiyet kararı verildi.
10’u ise hala yargılanıyor veya yargılanmayı bekliyor. Mahkemede mahkum olan en ĂĽst dĂĽzey Sırp yetkili, Sırp ordu komutanlarından Radislav Krstic.
Krstic 2004’de, ‘soykırıma yardım etmek ve soykırıma katılmak’ suçlarından 35 yıl hapse mahkum oldu. Soykırımla suçlanan, savaĹź sırasında Bosnalı Sırpların lideri Radovan Karadziç ve Genelkurmay BaĹźkanı Ratko Mladiç dahil üç kiĹźi hala aranıyor.
Kurtulanlar hala adalet bekliyor
Genelkurmay BaĹźkanı Ratko Mladiç Bosna-Hersek’te iç savaĹź sırasında BirleĹźmiĹź Milletler’in ‘gĂĽvenli bölge’ ilan ettiÄźi Srebrenitsa’da 10 yıl önce katledilen 8 bin kiĹźi anılırken, katliamdan kurtulanlar hala adalet bekliyor.
Srebreniça katliamından kurtulan BoĹźnaklar hala, BM SavaĹź Suçları Mahkemesi tarafından Srebreniça katliamı ve 43 ay sĂĽren Saraybosna’nın kuĹźatmasındaki savaĹź suçlarından haklarında dava açılan Karadziç ve Mladiç’in tutuklanmasını bekliyor.
Katliamdan kıl payı kurtulan Mevludin Oriç, ”hala nasıl oluyor da onları yakalayamıyorlar. 10 yıl uzun bir sĂĽre” diye tepki gösterdi.
Katliam gĂĽnĂĽ olay yerinde Mladiç’i bizzat gördüğünĂĽ belirten Oriç, acılarının devam ettiÄźini söyledi ve ”eÄźer bir gĂĽn Lahey’de yargılanırsa Mladiç’ten toplu mezarların nerede olduÄźunu söylemesini istiyorum. ÇünkĂĽ babam hala kayıp” dedi.
Srebrenitsa katliamının ve Bosna’daki diÄźer savaĹź suçlarının sorumlusu Sırpların eski siyasi lideri Radovan Karadziç ve Genelkurmay BaĹźkanı Ratko Mladiç ise hala özgĂĽr.
Srebrenitsa’da neler oldu?

Üzerinden 10 yıl geçen Srebrenitsa katliiamına kadar olaylar şöyle gelişti:
Nisan 1992:
Bosna-Hersek’te savaĹź baĹźladı. Sırp ordusu doÄźuya doÄźru hızla ilerledi ve nĂĽfusun yĂĽzde 75’ini MĂĽslĂĽmanların oluĹźturduÄźu 36 bin nĂĽfuslu Srebrenitsa’yı ele geçirdi. Birkaç ay sonra BoĹźnaklar kasabayı geri aldı.
Ocak-Mart 1993:
Sırplar Boşnakların elindeki bölgelere karşı saldırıya geçti. Srebrenitsa ve Zepa, Sırpların elindeki bölgenin oldukça içlerinde, düşman birlikler tarafından kuşatılmış bölgeler haline geldi.
Çevre bölgelerden kaçan BoĹźnakların göçü sonucu Srebrenitsa’nın nĂĽfusu 60 bine çıktı. Su, gıda ve tıbbi malzeme kıtlığı baĹźladı.
Nisan 1993:
BirleĹźmiĹź Milletler, Srebrenitsa, Zepa ve Gorazde’yi, diÄźer üç bölge ile birlikte BM koruması altındaki ‘gĂĽvenli bölge’ ilan etti.
BM Barış Gücü, bu bölgelere asker sevk etti ve Sırp saldırıları durdu. Ancak Srebrenitsa etrafındaki Sırp kuşatması devam etti ve sonraki iki yıl içinde çok az sayıda insani yardım konvoyunun kasabaya girmesine izin verildi.
Mart 1995:
Karaciç, Srebrenitsa ve Zepa’nın tamamen dış dĂĽnyadan koparılmasını emretti ve yardım konvoylarının bu kasabalara ulaĹźması engellendi.
9 temmuz 1995:
Karaciç, Srebrenitsa’nın alınması emrini verdi. Sırplar kasabayı ele geçirmek için ‘Krivaya 95 Operasyonu’nu baĹźlattı.
Srebrenitsa’yı kuĹźatan Sırplar, BM Barış GĂĽcĂĽ’ndeki Hollanda askerlerinin gözetleme mevzilerine saldırdı ve 30 kadar Hollanda askerini rehin aldı.
10 temmuz 1995:
Sırp ordusu Srebrenitsa’ya top ateĹźine baĹźladı. Hollanda güçleri Sırplara, sabaha kadar geri çekilmezlerle NATO’nun hava saldırısı dĂĽzenleyeceÄźi tehdidinde bulundu.
11 temmuz 1995:
NATO savaş uçakları Srebrenitsa etrafındaki Sırp tanklarını bombaladı.
Sırp ordusu kasabaya bombardımana yeniden baĹźlayacağı ve rehin Hollanda askerlerini öldĂĽreceÄźi tehdidinde bulundu. Aynı gĂĽnĂĽn akĹźamı Sırp Genelkurmay BaĹźkanı Ratko Mladiç Srebrenitsa’ya girdi.
11-18 temmuz 1995:
Aynı akĹźam 15 bin kadar BoĹźnak askeri ve sivil, daÄźları aĹźarak Srebrenitsa’yı terk etti.
Birçok Boşnak bu sırada topçu ateşi ve keskin nişancı ateşiyle öldürüldü. Sırp askerleri yakalayabildiklerini de öldürdü.
Srebrenitsa içindeki Sırp askerleri ise kadın ve çocukları ayırarak, otobüsler ve kamyonlarla Boşnakların elindeki bölgelere gönderdi.
16 yaş ile 70 yaş arasındaki yaklaşık 8 bin Boşnak erkek, depolara, okullara ve ambarlara dolduruldu ve kurşuna dizilerek toplu mezarlara gömüldü.
Soykırım Öncesi
II. DĂĽnya Savaşı’nın ardından Josip Tito’nun liderliÄźinde kurulan komĂĽnist Yugoslav Devleti 3 deÄźiĹźik din (Ortodoksluk, Katoliklik ve İslam) ve çok sayıda etnik grubu (Sırp, Hırvat, BoĹźnak, Arnavut, Sloven, Makedon) biraraya getiren bir ĂĽlkeydi.
Sovyet Blokunda yerini aldı ancak zamanla bağımsız bir hale geldi.
1980 yılında Tito’nun ölĂĽmĂĽ ve 1990 yılında bu bloÄźun parçalanmaya baĹźlamasıyla farklı etnik grupları Yugoslavya içinde bir arada tutmak imkânsız hale geldi.
25 Haziran 1991’de Slovenya ve Hırvatistan, Almanya ve İtalya’nın desteklemesi ile bağımsızlıklarını ilan ettiler.
EylĂĽl 1991’de de Makedonya bağımsızlığını ilan etti. Ĺžubat-Mart 1992’de Bosna-Hersek Devleti ĂĽlke çapında bağımsızlık ilan edilmesi konusunda bir referandum yaptı.
Bosnalı Sırpların çoğunun boykot ettiği bu referandum bağımsızlığın kabul edilmesiyle sonuçlandı.

5 Nisan 1992’de Bosna-Hersek Cumhuriyeti hĂĽkĂĽmeti bağımsızlığını ilan etti.
6 Nisan’da da ABD ve Avrupa ĂĽlkeleri Bosna-Hersek’in bağımsızlığını tanıdılar.
Bağımsızlığın anayurtları olan Sırbistan’dan kendilerini koparacağını düşünen ve “BĂĽyĂĽk Sırbistan” hayalleri olan Bosnalı Sırp’lar, Sırbistan’dan aldıkları askeri yardımlarla Bosna’da bir Sırp Cumhuriyeti kurduklarını ilan ettiler.
Kendi bölgelerinde bulunan Müslüman (Boşnaklar) ve Katoliklerden (Hırvatlar) bu bölgeyi terk etmelerini istediler.
Bunu hızlandırmak içinse, özellikle dehşet yaratarak halkın dayanma gücünü kırmak, insanları bölgeden derhal uzaklaştırmak için insanlık dışı uygulamalara yöneldiler.
Soykırımın Başlangıcı
Nisan 1992’de Srebrenica’nın hemen dışında bulunan Bratunac köyĂĽnde, 350 Bosnalı MĂĽslĂĽman, Sırp paramiliter ve özel polis güçleri tarafından ölĂĽmcĂĽl iĹźkenceye tabi tutularak katledildi.
Burada yaşananlar hakkındaki bilgiler, ancak aylar sonra katliam sırasında çekilen görüntülerin yayınlanması ile anlaşıldı.
Sırpların bu vahşet siyasetinin dünyada duyulması, düşünülenin aksine Bosnalı Boşnakların kurtulma ümitlerini arttırmadı.
Aksine, BM ve NATO desteğinde özellikle Sırplar hedef alınarak bir ambargo başlatıldı.

Fakat hem Sırpların eski mĂĽttefikleri olan Rus’ların yardımı, hem de coÄźrafi olarak daha iç kesimlerde bulunan Bosnalı MĂĽslĂĽmanlar’a göre daha avantajlı olmaları sebebiyle, bu ambargodan Bosnalı Sırplar neredeyse hiç etkilenmediler.
Olan zaten silah ve lojistik olarak çok zayıf olan Müslümanlara oldu.
DĂĽnyanın en bĂĽyĂĽk Ordularından birine sahip Yugoslavya’nın, bu gĂĽcĂĽnĂĽ Sırplar neredeyse sonuna kadar kullanmışlardır.
Zamanla dünyada yükselen tepkiler ve özellikle bazı destekçilerinin durumun vehametini anlamaya başlamaları ile Müslümanlara yönelik bazı yardımlar ulaştırılmaya başlanmıştır.
Birçok ĂĽlkede Bosna’ya yardım kampanyaları dĂĽzenlenmiĹźtir.
Bosnalıların şanssızlığı burada da devam etmiş, güvendikleri Müslüman ülkelerde kampanya paraları kendilerine ulaştırılmak şöyle dursun, başka politik amaçlar için kullanılmış ve büyük bölümü asla yerine ulaştırılmamıştır.
Srebrenitsa Soykırımı
Zamanla gücünü toparlayan Nasır Oriç liderliğindeki Müslüman direniş örgütü Sırplara karşı koymaya ve bazı başarılar elde etmeye başladılar. Bu duruma artık bir son vermenin zamanının geldiğini düşünen BM Dayton görüşmelerini başlattı.
Sırplar, görĂĽĹźmelerde avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve Srebrenitsa’yı ele geçirmek maksadıyla bĂĽtĂĽn güçleriyle bu iki kente saldırdılar.

Tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini tüm dünyanın seyirci bakışları arasında sergilediler.
BM tarafından gĂĽvenli bölge olarak ilan edildikten iki yıl sonra Srebrenitsa, 1995 yılının yaz ayında II. DĂĽnya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en bĂĽyĂĽk toplu soykırıma uÄźradılar.
Sırplar topladıkları ve günlerce sistematik işkenceden geçirdikleri Bosnalı müslümanları, evlatlarının kardeşlerinin gözleri önünde öldürdükten sonra, cesetlerini yine onlara gömdürdüler.
Bosna Savaşı’nın bu en kanlı olayı Srebrenitsa Katliamı olarak adlandırılmıştır.
Srebrenitsa Katliamında öldĂĽrĂĽlenlerin kesin sayısı bilinmemekle birlikte BM’nin eski Yugoslavya SavaĹź Suçları Mahkemesi savcısı, 7 ila 8 bin kiĹźinin öldĂĽrĂĽldüğünĂĽ belirtmiĹźtir.
Bosna Sırplarının hĂĽkĂĽmetinin hazırladığı bir raporda ölĂĽ sayısı 7 bin 779, BoĹźnak hĂĽkĂĽmetinin raporunda ise 8 bin 374’den fazla olarak gösterilmektedir.
Şimdiye kadar Srebrenitsa etrafında 42 toplu mezar bulunmuş ve uzmanlara göre 22 bölgede daha toplu mezar olduğunu tahmin edilmektedir.
Şimdiye kadar 2 bin 70 kurbanın kesin kimlik tespiti yapılırken, 7 binden fazla ceset torbasında ise parçalanmış ceset parçaları kesin kimlik tespiti için bekletilmektedir.
Cesetler toplu mezarlara atılırken parçalandığı için kimlik tespiti güçlükle yürütülmektedir.

Ayrıca Sırplar katliamı gizlemek için bazı cesetleri ilk gömüldükleri toplu mezarlardan çıkarıp, başka yerlere tekrar gömdüklerinden katliamla ilgili deliller bozulmuş ya da yok olmuştur.
1992-1995 arasında Uluslararası Kızılhaç Ă–rgĂĽtĂĽ verilerine göre Bosna-Hersek’te 312.000 kiĹźi hayatını kaybetmiĹźtir.
Bu kayıpların 200.000 kadarı BoĹźnak halkına ait olup Bosnalılar dĂĽnyanın gözĂĽ önĂĽnde ve Avrupa’nın göbeÄźinde sistematik bir soykırıma tabi tutulmuĹźtur.
Sadece Srebrenica’da olanlar hakkında elle tutulur delillerin varlığı söz konusu olsa da, çok yakın tarihte gerçekleĹźen soykırımı aydınlatmaya yetmemektedir.
Soykırım Sorumluları
Lahey’deki SavaĹź Suçları Mahkemesi’nde görĂĽlen davada Sırp Partisi lideri Radovan Karadzic, Sırp Ordusu komutanı Ratko Mladiç, Vujadin Popoviç (Bosnalı Sırp komutan), Ljubisa Beara (Genelkurmay BaĹźkanı), Drago Nikoliç (GĂĽvenlik Ĺźefi), Ljubomir Borovcanin (Ă–zel polis mĂĽdĂĽrĂĽ), Radivoje Miletiç (Genelkurmay BaĹźkan Yardımcısı), Milan Gvero (Komutan yardımcısı, Vinko Pandureviç (Tugay komutanı) Bosna Savaşı sırasında Srebrenitsa’da sekiz binden fazla sivilin katledilmesinden sorumlu oldukları iddiasıyla haklarında dava açılmıştır.
21 Temmuz 2008 gecesi dĂĽzenlenen bir operasyınla Karadzic Sırbistan’ da yakalanmıştır.
Mladiç 26 Mayıs 2011 günü Sırp istihbaratı tarafından yakalanmıştır.
Bosna’da meydana gelen iç savaĹź sırasında Sırp ordusunun yapmış olduÄźu katliamın arkasındaki itici güç Sırbistan Demokrat Partisi ve lideri Radovan Karadziç’tir.
Parti bağımsızlık ilanı ile birlikte hükümetten de çekilerek yasadışı bir örgüt gibi çalışmalarını yürüterek, müslüman bölgelerinde katliamları yapmışlardır.
Sırp denetimindeki Ilıca bölgesinde Bosna Otelinde faaliyet gösteren parti lideri Radovan Karadziç ve arkadaşlarını korumakla görevli Sırp militanların üniformalarında Sırbistan bayrağı ve Çetniklerin kullandığı madeni bir para büyüklüğündeki siyah renkli bir arma bulunmaktaydı.
Bütün bu katliamları gerçekleştirmek için gereken ekonomik ve askeri güç temelde Federal Yugoslavya Ordusunda bulunuyordu.
Ancak bu gĂĽcĂĽ yönetebilecek yetki ise Sırbistan’daydı.
Dolayısıyla katliamları gerçekleştiren Sırp milislerin Sırbistan ile bağlantılı olmamalarına imkân yoktu.
Sırp militanları ve Sırbistan Federal Ordusu arasındaki bu işbirliği kanıtlanamamıştır.
Unutulmaması gereken en önemli hususlardan birisi de, SDS’nin bu faaliyetlerine birçok Sırp ordu ve hĂĽkĂĽmet yetkilisi muhalefet etmiĹź, ve o zor koĹźullara raÄźmen görevlerini bırakmışlardır.
O dönemde yapılan bazı TĂĽrk gazetecilerinin bölgedekilerle yaptıkları röpörtajlarda, Bosna’da yaĹźayan 1,3 milyon Sırp nufusun sadece yĂĽzde 10’u yani 130 bin kiĹźinin Sırbistan ile birleĹźmek istedikleri düşündĂĽkleri rapor edilmiĹźtir.
Savaşın Bitişi
Bosna Savaşını sona erdiren Dayton AnlaĹźması, Paris’te 14 Aralık 1995’te imzalandı. 300 bin kiĹźinin ölĂĽmĂĽne ve yĂĽz binlerce sivilin yurtlarından göçmesine neden olan dört yıllık savaşı durduran bu anlaĹźma, dönemin ABD Balkan Ă–zel Temsilcisi Richard Holbrook’un baĹźkanlığında ABD’nin Ohio eyaletine baÄźlı Dayton adlı kasabadaki bir hava ĂĽssĂĽnde haftalar sĂĽren mĂĽzakerelerden sonra karara baÄźlanmıştır.
Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaĹźkanı Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle ‘adil olmasa da olabileceÄźin en iyisi’ olan bu anlaĹźma tĂĽrĂĽnĂĽn tek örneÄźidir.
AnlaĹźmanın bir bölĂĽmĂĽ Bosna-Hersek Devleti’nin anayasal yapısını ortaya koyarken, Bosna-Hersek adı verilen yeni bir devlet altında son derece karmaşık ve çok katmanlı bĂĽrokratik bir yapı öngörĂĽlmĂĽĹźtĂĽ.
Anlaşma neticesinde Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti adında iki entite kurulmuş, etnik temellere dayalı entiteler üzerinde ise zayıf bir otoriteye sahip merkezi bir hükümet modeli ve etnisiteleri yansıtan ortak kurumlar oluşturulmuştur.
Birbirleriyle savaĹźmış üç etnik toplumun yeniden bir arada yaĹźamasını ve Bosna-Hersek’in tĂĽm kurumlarıyla iĹźlemesini amaçlayan Dayton Barış AnlaĹźması’nın sivil yönlerinin uygulanmasına iliĹźkin sorumluluk ise YĂĽksek TemsilciliÄźe verilmiĹźtir.
Lahey Adalet Divanı Kararı Eski Yugoslavya’da iĹźlenen savaĹź suçları için BoĹźnaklar, ilk kez BM’nin en ĂĽst mahkemesi sayılan Lahey Adalet Divanı’na Srebrenitsa Katliamı’ndan çok daha önce, 1993 yılında yaptılar.
Mahkemenin başvuru karşısındaki tek tavrı soykırımın önlenmesi için taraflara yapılan çağrıyı açıklama olmuştur.
Boşnakların ikinci başvurusu ise 2003 tarihinde yapıldı.
BaĹźvuruyu deÄźerlendiren Lahey yargıçları bir senelik bir sĂĽrecin ardından 26 Ĺžubat 2007’de beklenen kararı açıkladı. Mahkemenin aldığı kararlar özetle Ĺźu Ĺźekildedir:
Mevcut uluslararası hukuka göre, sorumluğu bulunan kişi ve kurumlarıyla Sırbistan soykırım yapmamıştır.
Sırbistan, soykırım işlemek için plan yapmamış, soykırım eylemini kışkırtmamıştır
Sırbistan, BM Soykırım Suçunun Ă–nlenmesi ve Cezalandırma SözleĹźmesi’ne göre yĂĽkĂĽmlĂĽlĂĽklerini ihlal ederek, soykırıma iĹźtirak etmemiĹźtir
1995 temmuzunda Srebrenitsa’da meydana gelen soykırım konusunda, Sırbistan BM Soykırım Suçunun Ă–nlenmesi ve Cezalandırma SözleĹźmesi’ne göre soykırımı önleme yĂĽkĂĽmlĂĽlüğünĂĽ ihlal etmiĹźtir
Sırbistan, Ratko Mladiç’in soykırım ve soykırıma iĹźtirak suçlamaları nedeniyle yargılanacağı eski Yugoslavya için kurulan uluslararası savaĹź suçları mahkemesine teslim edilmemesi ve mahkemeyle tam bir iĹźbirliÄźi yapmaması nedeniyle BM Soykırım Suçunun Ă–nlenmesi ve Cezalandırma SözleĹźmesi’ne göre yĂĽkĂĽmlĂĽlĂĽklerini ihlal etmiĹźtir
Sırbistan, eski Yugoslavya için kurulan uluslararası savaş suçları mahkemesine soykırım ve başka suçlarla itham edilen kişilerin teslimi ve mahkemeyle tam bir işbirliği konularında yükümlülüklerini yerine getirecek acil tedbirler almalıdır
Davada mali tazminat uygun bulunmamıştır,
Bu kararlarla Sırbistan’ın soykırım konusunda bir yĂĽkĂĽmlĂĽlüğü bulunmadığına karar verilmiĹź ve Bosnalıların bekledikleri tazminata açılan yol kapanmıştır.
Lahey Mahkemesi’nin, Sırbistan’ı suçlu bulmamış olmasına raÄźmen, Eski Yugoslavya SavaĹź Suçları Mahkemesi Bosna’da iĹźlenen suçların soykırım olduÄźunu kabul etmiĹźtir.
Bu mahkemede sorumlu olduÄźu düşünĂĽlen kiĹźilerin yargılamaları devam etmektedir. Lahey’deki bu mahkeme, iki Bosnalı Sırp subayı soykırımdan suçlu bulmuĹź, General Radislav Krstiç ise, 35 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
Albay Vidoje Blagojeviç kendisi hakkındaki 18 yıl hapis cezasını temyiz etmemiştir.

Eski Sırp Lideri Miloseviç ise yargılanırken ölmüştür.
DiÄźer iki Bosnalı Sırp yetkili, Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç ise, Sırbistan’a yapılan tĂĽm bu kiĹźileri korumamaları yönĂĽndeki çaÄźrılara karşın bulunup mahkeme önĂĽne çıkarılamamıştır.
Soykırım sonuçları
Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilan etmesi ve devlet içindeki Sırp’ların ayrılıkçı bir hareket baĹźlatarak bu hareketi Sırbistan destekli bir iç savaĹźa döndĂĽrmesi ile katliamlar siyasi amaçlı olarak yapılmıştır.
Bu katliamlar sonucunda Bosna-Hersek devleti Sırplar ve Bosnalı Müslümanlar arasında paylaştırılmıştır.
Açılan mahkemelerde, katliamcıların Soykırım suçu iĹźlediklerine kadar verilmiĹź olmasına raÄźmen, suçlar bireyselleĹźtirilerek, katliamın esas planlayıcısı olduÄźu iddia edilen Sırbistan Cumhuriyeti’nin sorumluluÄźunun olmadığına hĂĽkmedilmiĹźtir.
Bu durumda öldürülen binlerce Bosnalı Müslümanın aileleri tazminat alamayacak durumu düşmüşlerdir.
Katliamların dĂĽnyada duyulması ile, Avrupa’daki Hristiyan devletlerin, kıtada MĂĽslĂĽman bir devlet daha istemediÄźi kanısını güçlendirecek geliĹźmeler yaĹźanmıştır.
Avrupa güçleri, kendilerine çok yakın konumda bulunan sorun bölgelerine müdahale edememiş, gerekli koordinasyon ve harekat planlaması hem NATO hem Avrupa Birliği ülkelerince yapılamamıştır.

Bu durum özellikle Avrupa BirliÄźi ĂĽlkelerinin askeri yönden hala ABD’ye bağımlı olduÄźu yönĂĽndeki iddiaları güçlendirmiĹźtir.
Ă–zellikle Fransa liderliÄźindeki bazı ĂĽlkeler Avrupa’nın kendi ordusunu kurmasının bu gibi sorunlara daha etkin ve gerçekçi mĂĽdahaleye imkân saÄźlayacağı yönĂĽnde görĂĽĹźler ĂĽretmeye baĹźlamışlardır.
Neticede insan hakları ve demokrasinin önde gelen savunucuları olduklarını iddia eden Avrupa devletleri, katliamlara engel olamadıkları için, gelişen sosyo-politik olaylara yön verebilme kabiliyetlerinin düşündükleri kadar etkin olamayabileceğini dünyaya göstermişlerdir.
Ayrıca Avrupa’nın sözde adalet mekanizmaları, bu savaĹź konusunda Sırbistan’ı aklamıştır.
Bunda Avrupa’nın Sırbistan’la iliĹźkilerini geliĹźtirmek istemesinin yanında, maÄźdurların MĂĽslĂĽman olmasının da çok etkili olmuĹźtur.
Soykırımın Sırp Olmayan Destekçileri
Katliamları gerçekleştiren Sırp Milislerin nereden yardım aldıkları konusunda çeşitli iddialar bulunmaktadır.
Ancak Bosna Savaşı sırasında meydana gelen bazı olaylar, kuşkuya yer bırakmaksızın Sırp katliamcıların işlerini kolaylaştırmıştır.
Bunların bazıları:
BM’nin Srebrenitsa’yı korumakla görevlendirilen 700 Hollanda askeri, bölgeye “gĂĽvenli” olma gĂĽvencesi ile sığınmış 8000 kadar Bosnalı MĂĽslĂĽmanı, katledilecekleri bilindiÄźi halde Sırp milislere teslim etmiĹźtir.
Kendilerine göstermiĹź oldukları “ĂĽstĂĽn hizmet” sebebiyle daha sonra madalya töreni dĂĽzenlenmiĹź ve ödĂĽllendirilmiĹźtir.
Fransız AFP ajansına göre, bir grup Yunan sempatizan, Srebrenitsa Katliamı’nda Sırp milislerle beraber Bosnalı MĂĽslĂĽmanları katletmiĹźtir.
Haberi bazı Yunan kaynaklı siteler de teyit etmektedir.

NATO’nun BM gözetiminde yaptığı Sırplara yönelik hava harekat planlarını, Fransa’nın Sırplara sızdırdığı konusunda ciddi kuĹźkular bulunmaktadır.
Bosna devletine yardım için bazı ülkelerde düzenlenen yardım kampanyaları hakkında ciddi suçlar içeren haberler yayınlanmıştır.
TĂĽrkiye’de toplanan paralar ile ilgili olarak dönemin BaĹźbakanı, koalisyon ortağı olduÄźu partiye paraların yerlerine ulaĹźtırılmadığı yolunda suçlamalarda bulunmuĹźtur.
Srebrenitsa Katliamı ve Emperyalist Savaş
Srebrenitsa’da, 1995 Temmuzunda, 8 bini aĹźkın BoĹźnak, Sırp egemenleri tarafından katledildi.
Katliamın 16. yıldönümünde, Sırplarca katledilen 613 kişinin kemikleri toplu mezarlarda bulundu.
11 Temmuzda, Saraybosna’da, dĂĽnyanın birçok ĂĽlkesinden gelenlerin de üç gĂĽn sĂĽren bir barış yĂĽrĂĽyüşünĂĽn ardından katıldığı bir cenaze töreni dĂĽzenlenerek, toplu mezarda bulunan cesetler topraÄźa verdi.
Avrupa’nın göbeÄźinde, Sırp kasap Ratko Mladiç’e baÄźlı güçler Srebrenitsa’ya girmiĹź, topluluktan ayırarak kamyonlara yĂĽkleyip götĂĽrdĂĽkleri 8 bini aĹźkın BoĹźnak erkeÄźi birkaç kilometre uzakta katletmiĹź ve geride gözĂĽ yaĹźlı annelerle çocuklar bırakmıştı.

O sırada BM ve NATO hiçbir mĂĽdahalede bulunmamış, tersine zulĂĽmden kaçan BoĹźnakları kendi elleriyle Mladiç’e teslim ederek ölĂĽme göndermiĹźlerdi.
Katliamın sorumluları bugün hiçbir şey olmamış gibi törenlere katılıp timsah gözyaşları döküyorlar.
Katliamı yapan Ratko Mladiç ise 26 Mayısta yakalandı ve Lahey’de yargılanıyor.
Ancak Mladiç’in yakalanması bĂĽyĂĽk bir trajedi yaĹźayan Srebrenitsa halkının ve gözĂĽ yaĹźlı annelerin acılarını dindirmeye yetmiyor.
Elbette Ratko Mladiç’in cezalandırılması gerekiyor.
Ne var ki onu Lahey’de yargılayanlar bir zamanlar bu katliama seyirci kalan ve bizzat savaşı kışkırtan emperyalistlerden baĹźkası deÄźildir.
Dolayısıyla onlardan gerçek suçluları cezalandırmaları ve hesap sormaları beklenemez.
Yapılan şey, emperyalistlerin yönettiği bir tiyatro oyunundan başka bir şey değildir.
BugĂĽn “halkı katliamdan koruma” yalanıyla Libya’ya bomba yaÄźdıran NATO birlikleri, bundan 16 yıl önce Srebrenitsa’da yaĹźanan katliam karşısında kıllarını bile kıpırdatmamışlardır.
Milliyetçilik zehriyle zehirledikleri halkları birbirlerine karşı kışkırtan ve kırdıran emperyalist güçler, halklar arasında derin yaralar açmışlardır.
Katliamın ardından yıllar geçse de yaralar kapanmamış, yakınlarını kaybedenler yaşadıkları travmadan kurtulamamışlardır.
O bĂĽyĂĽk acıyı yaĹźayan annelerden biri olan Meyra Cogaz, duygularını şöyle ifade ediyor: “Artık vĂĽcudum ve kalbim bu acıyı kaldıramıyor.
Artık gözlerim bu dünyaya ve bu acılara bakmaktan bıktı.
Çektiğimiz acılar sağlığımıza zarar veriyor, ancak elimizden de bir şey gelmiyor. Aşırı üzüntüden karaciğerimden ameliyat oldum.
Hastaneden taburcu olup evime döndüğümde günlerce bir bardak su verenim olmadı.
İşte Avrupa’nın ortasında, dĂĽnyanın gözleri önĂĽnde iĹźlenen soykırım bizi bu durumda bıraktı.”
Bosna’da yaĹźanan katliam, emperyalist ve yerli burjuva güçlerin kendi çıkarları uÄźruna halkları birbirlerine kırdırmalarının ne ilk ne de son örneÄźidir.
Sadece Ruanda’da emperyalistlerin kışkırtması sonucunda Hutular ve Tutsiler arasındaki savaĹźta 1 milyon insan katledilmiĹźti.
Tıpkı Srebrenitsa’da olduÄźu gibi Ruanda’da da bu katliam BM’nin gözĂĽnĂĽn önĂĽnde gerçekleĹźmiĹźti.
BM askeri gĂĽcĂĽnĂĽn komutanı dönemin BM Genel Sekreterini arayıp “mĂĽdahale edelim mi” diye sorduÄźunda, yanıt olarak “karışmaması” talimatını almıştı.
Yine ABD’nin Irak ve Afganistan’ı iĹźgal etmesiyle 1 milyondan fazla insan ölmĂĽĹź, yĂĽz binlercesi yaralanmış, milyonlarcası da göç etmek zorunda kalmıştır.
Emperyalizm çağı savaşlar, yıkımlar ve katliamlarla damgalanmıştır.

Emperyalizmin av sahası: Balkanlar
SSCB’nin çökmesi kapitalizm açısından bir milat olarak lanse edildi. Buna göre kapitalizm tek başına kalmıştı, artık dĂĽnyaya “yeni bir dĂĽzen” gelecekti.
Bu düzen, başta ABD olmak üzere emperyalistlerin kendi aralarındaki hegemonya mücadelesine bağlı olarak belirlenecekti.
KuĹźkusuz SSCB’nin çökmesi yeni pazar alanları yaratmış, yetmiĹźli yıllardan beri ekonomik duraÄźanlığın içinde debelenen kapitalizm için bu durum bir fırsata dönĂĽĹźmĂĽĹźtĂĽ.
Bu “yeni dĂĽnya dĂĽzeni”nde Balkan halklarının bahtına da savaĹź ve katliam dĂĽĹźtĂĽ.
1991 yılında Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti dağılmış, Hırvatistan, Slovenya ve Makedonya bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi.
Hemen ardından 1992’de Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etmiĹź, Yugoslavya’dan geriye Sırbistan, KaradaÄź, Kosova ve Voyvodina kalmıştı.
Bu geliĹźmeler ĂĽzerine, 80’li yıllardan beri devlet yönetimi ve ordunun kontrolĂĽnĂĽ elinde bulunduran Sırp egemenler, “bĂĽyĂĽk Sırbistan” hayaliyle ilk önce Hırvatistan’a, burada baĹźarısız olunca da Slovenya’ya saldırdılar. Sırp milliyetçileri bu Ĺźekilde halkları zorla bir arada tutmayı ve arzu ettikleri “bĂĽyĂĽk Sırbistan”ı kurmayı düşünĂĽyorlardı.
Savaşan tarafların her birinin arkasında ise gerçekte farklı emperyalist güçler bulunuyordu.
Savaşın kızışması ve katliamların hızlanmasıyla birlikte emperyalistler sözde “barış gĂĽcĂĽ” göndererek bölgeye doÄźrudan mĂĽdahalede bulundular.
BM’ye baÄźlı “barış güçleri” bölgeye yerleĹźtiÄźinde 5 binden fazla insan ölmĂĽĹź, 14 bin insan kaybolmuĹź, 18 bin insan yaralanmış ve sakat kalmıştı.
Ancak “barış güçleri” katliamların devam etmesini önleyip barışı saÄźlamak ve korumak bir yana, kendileri de yĂĽzlerce sivili katlettiler ve yeni katliamlara seyirci kaldılar.
Üç yıl sonra Srebrenitsa’da 8 bini aĹźkın BoĹźnak vahĹźice katledilirken BM güçleri orada bulunuyorlardı.
Ăśstelik 1993 yılında BM Srebrenitsa’yı katliam tehlikesine karşı uçuĹźa yasak bölge ilan etmiĹź, silah ambargosu kararı almıştı.
Katliam yaşanıp binlerce insan öldükten sonra BM tekrar müdahalede bulunmuş ve Dayton Anlaşması imzalanmıştı.
Bu anlaĹźmayla Bosna-Hersek’in bağımsızlığı kabul edilerek bir federasyon kurulmasına karar verildi ve toprakların %49’u Sırp Cumhuriyetine, %51’i ise BoĹźnak-Hırvat Cumhuriyetine bırakıldı.
Bu arada, dünyanın gözü önünde yaşanan bu savaşta on binlerce insan ölmüş, on binlercesi sakat kalmış, yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakılmış, binlerce kadına tecavüz edilmişti.
Aslında Balkanlar’da halklar arasındaki sorunların temeli Osmanlı egemenliÄźi döneminde atılmıştı.
Osmanlı döneminde Balkan haklarının yerleri değiştirilmiş, bir bölümü de Müslümanlaştırılmıştı.
Osmanlı asıl olarak MĂĽslĂĽmanlaĹźtırmış olduÄźu BoĹźnakları ve Arnavutları kollamış ve bölgedeki egemenliÄźini esasen onlara dayandırmış, Sırplar ise Kosova’dan sĂĽrĂĽlmĂĽĹź ve yerlerine Arnavutlar yerleĹźtirilmiĹźtir.
Böylece halklar arasında ilk husumet Osmanlı egemenliği döneminde ekilmiştir.
1912 yılına başlayan Balkan savaşı emperyalistler için Birinci Dünya Savaşı öncesi bir prova olmuştur.
Bu savaşta Balkan halkları yine birbirine düşürülmüş, yüz binlerce insan ölmüştür.
Birinci Dünya Savaşının ardından sınırlar emperyalistlerin çıkarları temelinde yeniden çizilmiş ve iç içe yaşayan halkların suni olarak bölünmesi sorunu iyice derinleştirmiştir.
İkinci Dünya Savaşında faşizme karşı verilen ortak devrimci mücadele halkları yakınlaştırmış ve savaşın sonunda Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti kurulmuştu.
Halklara kendi kaderlerini tayin haklarını tanıyan, her ulusal grubun kendi dilinde eğitim yapmasına, kültürünü geliştirmesine, kendi basınına, radyo ve televizyonuna sahip olmasına olanak tanıyan, üst düzey devlet görevlerini federasyonu oluşturan farklı ulusların temsilcilerinin dönüşümlü olarak yürütmelerini öngören bir anayasa oluşturulmuştu.
Ne var ki, zaman içinde bürokratik diktatörlük kendini hâkim kıldıkça anayasada yer alan maddeler kâğıt üzerinde kalmış, fiiliyata geçmemişti.
Dolayısıyla Yugoslavya’nın varlığını devam ettirdiÄźi 1945-1992 yılları arasında halklar bir arada yaĹźasa da sorunlar yok olmamış, bastırılmakla yetinilmiĹźti.
“İşçi devleti” kılığında varlığını sĂĽrdĂĽren, gerçekte ise tıpkı SSCB gibi despotik-bĂĽrokratik bir diktatörlĂĽk olan Yugoslav devletinin çözĂĽlmesiyle birlikte emperyalistler bu çeliĹźkili sĂĽrece dâhil oldular ve ardından gelen katliamların yaĹźanacağı sĂĽreci doÄźrudan emperyalist hegemonya mĂĽcadelesi belirledi.
Daha Yugoslavya çözĂĽlme sĂĽrecindeyken Alman emperyalizmi Hırvatistan ve Slovenya’yı kendi nĂĽfuz alanı haline getirmek ĂĽzere hamlesini yapmıştı.
Yugoslavya dağıldığında ilk bağımsızlığını ilan edenler bunlar olmuĹź ve Almanya’nın arzusu gerçekleĹźmiĹźti.
Hırvatistan ve Slovenya Almanya’nın nĂĽfuz alanı olarak Ĺźekillenince, dĂĽnya jandarmalığını kimseye kaptırmak istemeyen ABD emperyalizmi sĂĽrece Bosna-Hersek ĂĽzerinden dâhil olmuĹź, bölĂĽnmeyi ve savaşı sĂĽrdĂĽrerek bir taraftan Almanya’nın etkisini kırmaya çalışmış, diÄźer taraftan da sĂĽreci kendi lehine deÄźiĹźtirmiĹźtir.
İlerleyen dönemde BM “Barış GĂĽcĂĽ”nĂĽn yerini NATO almış, böylece soÄźuk savaşın sona ermesiyle misyonunu yitiren NATO bu sĂĽreçle birlikte ABD’nin hegemonya yarışında en önemli araçlarından biri olarak yeniden iĹźlevli hale getirilmiĹźtir.
Yine bu sĂĽrece Rusya ve Çin Sırbistan’ı destekleyerek eklemlenmiĹźlerdir.
Balkan halklarının kanı üzerine kurulmuş bu emperyalist denklem, hegemonya yarışının kızışmasıyla birlikte daha karmaşık bir hal almıştır.
Bu çekiĹźme Ĺźimdilerde Kosova ĂĽzerinde yaĹźanmaktadır. Kosova 2008 Ĺžubatında bağımsızlığını ilan ettiÄźinde, baĹźta ABD ve TĂĽrkiye Kosova’nın bağımsızlığını hemen tanımış, Çin ve Rus emperyalizmi ise Sırbistan’dan yana tavır koyarak Kosova’nın BM tarafından tanınmasını engellemiĹźlerdir.
Bu sürece alt-emperyalist bir güç haline gelen Türkiye de bölgedeki tarihsel bağları üzerinden dâhil olmaktadır. Savaşın başından beri bölgeyi yakından izleyen Türkiye, emperyalist planları doğrultusunda hem NATO bünyesinde hem de BM bünyesinde bölgede asker bulundurmaktadır.
Son olarak 11 Temmuzda yapılan anma törenine baĹźbakan yardımcısı BĂĽlent Arınç’ın da katılıp timsah gözyaĹźları dökmesi, TĂĽrkiye’nin Balkanlar’a yönelik emperyalist hesaplarıyla doÄźrudan iliĹźkilidir.
Enternasyonalle kurtulur insanlık
Kapitalizmin krizi derinleştikçe emperyalistler arasındaki rekabet gittikçe kızışıyor.
Emperyalistler her türlü ulusal, etnik ve dinsel farklılığı kendi çıkarları doğrultusunda kışkırtarak buradan nemalanmaya çalışıyorlar.
Nitekim Balkanlar’dan Kafkasya’ya, OrtadoÄźu’dan Afrika’ya kadar olan birçok bölgede ulusal sorunları kendi çıkarları doÄźrultunda kaşımaya, yönlendirmeye uÄźraşıyorlar.
Ă–rneÄźin ABD gĂĽya Kosova’nın özgĂĽrlüğünĂĽ savunuyor ve Sırbistan tarafından ezilmesine karşı çıkıyor, ama on yıllardır kangrene dönĂĽĹźmĂĽĹź bir sorun olarak ortada duran Filistin’in İsrail tarafından ezilmesi ve özgĂĽrlüğü sorununda tam tersi bir konumlanış içinde.
Veyahut Çin Sırbistan’ı desteklerken kendi ezdiÄźi Uygurları gözĂĽ görmĂĽyor.
Keza Rusya Sırbistan’ı kolluyor ama Kafkas halklarına zulmetmeyi sĂĽrdĂĽrĂĽyor.
Ya TĂĽrkiye’ye ne demeli? Kendi içindeki KĂĽrt sorununu unutup dĂĽnyaya “barış” dağıtmaya soyunuyor!
Ăśstelik emperyalist açlığını Balkanlar’dan Kafkasya’ya, OrtadoÄźu’dan Afrika’ya her yere el atmaya çalışarak gösteriyor.
Tüm bunları yaparken gerçek niyetlerini insancıl kılıflara bürümeyi ihmal etmiyor elbette.
On yıllardır sistemli bir asimilasyona tâbi tutulan KĂĽrt halkı ĂĽzerine kurĹźunlar, gazlar, coplar yaÄźmaya devam ediyor ve tĂĽm bunlar yokmuĹź gibi BĂĽlent Arınç Srebrenitsa’da insanlık adına nutuk atıyor.
Diğer taraftan milliyetçilik yükseltilerek kitleler burjuvazinin emperyal politikalarına alet edilmeye çalışılıyor.
Nasıl Sırp egemenleri Sırp emekçilerini “BĂĽyĂĽk Sırbistan” hayali ile BoĹźnaklara, Hırvatlara karşı kışkırtıyorsa, TĂĽrkiye de “GüçlĂĽ TĂĽrkiye” hayaliyle emekçileri bölge halklarına karşı kışkırtmaktadır.
Irkçılık ve yabancı düşmanlığı burjuvazinin işçi-emekçi kitleleri savaş cephesine sürmekte kullanacağı en temel araçtır.
Kapitalist kriz derinleştikçe, burjuvazi, olabilecek toplumsal patlamalara karşı bu araca daha sıkı sarılmakta, böylece emekçi kitlelerin gerçekleri görmelerini engellemeye çalışmaktadır.
Milliyetçilikle, şovenizmle gözü kör edilen emekçi kitleler gerçek düşmanın kim olduğunu göremezler.
Nitekim krizin yükü sırtlarına yıkılan emekçiler, sorunun kapitalizmden değil de burjuvazinin düşman olarak gösterdiği unsurlardan kaynaklandığı yanılgısına düşüyorlar.
Bu düşman kimi yerde ulusal bağımsızlık mücadelesi veren bir halk olurken, kimi yerde göçmen işçiler, kimi yerde solcular, komünistler oluyor.
Ă–zellikle Avrupa’da yabancı dĂĽĹźmanlığına paralel olarak ırkçı faĹźist partiler de gittikçe güç kazanıyor.
Nitekim yabancı dĂĽĹźmanlığının, ırkçılığın giderek tırmandığı Norveç’te, gözĂĽ dönmĂĽĹź Anders Behring Breivik adındaki bir faĹźist, Oslo’daki bombalı saldırıda 8 kiĹźinin ölĂĽmĂĽne yol açtıktan sonra, İşçi Partisinin gençlik kampında bulunan 68 genci katletti, 70’ini yaraladı.
Burjuva medya suçu El-Kaide’nin ĂĽzerine yıkmaya çalışıp “uluslararası terörizm” safsatasına sarılsa da, iki saat bile geçmeden katilin kendi milliyetçi, ırkçı politikalarının ĂĽrĂĽnĂĽ olan gözĂĽ dönmĂĽĹź Anders Behring Breivik olduÄźu ortaya çıktı.
Kapitalist sistem var olduÄźu sĂĽrece savaĹźlar, katliamlar bitmeyecektir.
Kapitalizme karşı halkları, emekçileri birleştirecek, sömürüye karşı örgütleyecek ve kapitalizmi tarihin çöplüğüne gönderecek olan işçi sınıfının enternasyonal mücadelesidir.
Tarihte bunun örnekleri de mevcuttur. Balkan halklarının İkinci Dünya Savaşı sürecinde faşizme karşı verdiği mücadele halkları birbirine yakınlaştırıp kaynaştırmıştır.
Yine İspanya iç savaşında, Avrupa’dan Amerika’ya birçok ĂĽlkeden İspanya’ya sınıf kardeĹźlerine yardıma gelen emekçiler, aynı bayrak altında faĹźizme karşı mĂĽcadele vermiĹźlerdir.
Halkları birbirine kaynaştıran ve şovenizme karşı panzehir görevi gören enternasyonalizmin ilkelerinden biri de ulusların kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız savunmaktır.
Nitekim Ekim Devrimi gerçekleştiğinde bir numaralı kararname ulusların kendi kaderini tayin hakkının tanınmasıydı.
Bu kararname sonucunda Finlandiya ve Polonya bu hakkı ayrılma yönünde kullanmış ve kendi ulus-devletlerini kurmuşlardı.
Böylece yıllardır egemenlerin Rus ve Fin halkı arasında yarattıkları husumetler ortadan kalkmış, Finli emekçiler devrime büyük bir sempati beslemişlerdi.
İşçi sınıfının birliği farklı ülkelerin işçileri arasında her türlü ırksal, dinsel, mezhepsel ayrımların ortadan kalkmasına bağlıdır.
Sınıf devrimcilerine düşen görev bu ayrılıkların panzehiri olan enternasyonal mücadeleyi yükseltmektir.
KokuĹźmuĹź, çürĂĽmĂĽĹź kapitalist sistem yıkıldığında ve yerine sömĂĽrĂĽnĂĽn, savaĹźların olmadığı özgĂĽr bir dĂĽnya kurulduÄźunda, Srebrenitsa’da ve haksız savaĹźlarda evlatlarını kaybedip gözleri aÄźlamaktan kurumuĹź emekçi anaların yanan yĂĽreÄźine de serin bir su serpilmiĹź olacaktır.



0 Yorumlar