Fırlatma aşaması için Rus/Amerikan yapımı sıvı oksijenli yakıt tüketen RD-180 motoru kullanan Atlas V, taşıdığı LCROSS uzay aracına bağlı olan Centaur iki aşamalı roketini(geniş alt ve dar üst kısımdan oluşan, kendi motor ve itme sistemi bulunan roketler) devreye sokabilmek için sıvı hidrojenli yakıt tüketen RL10 motoru kullandı.
18 Haziran’da Cape Canaveral, Florida’da gerçekleÅŸen fırlatma ile Atlas V, gövdesinde robotik Ay keÅŸif aracı LRO(Lunar Reconnaissance Orbiter) ve Ay’ın yüzeyinde patlayacak olan Centaur roketini bulunduran LCROSS uzay aracı ile uzaya yollandı. İlk 4,5 günlük sürenin ardından LCROSS dünya yörüngesi etrafındaki döngüsünü tamamlayarak Ay’a çarpacağı konuma yaklaÅŸmaya baÅŸladı. 23 Haziran’dan itibaren gelecekteki Ay projeleri için öncü olması için görev yapacak LRO, 4’lü ateÅŸleme sistemi ile kendisini Ay’ın yerçekimine sokacak mesafeye itmeye baÅŸladı. Ay’ın yörüngesine 30-70 km mesafede gezinmeye baÅŸlayanLRO, görüntü ve bilgi aktarımı faaliyetine geçti.
37 günün sonunda ise LCROSS ve Centaur Ay’a çarpma konumuna odaklandı ve 8 Ekimde son aÅŸamaya girildi. Bu tarihte uzay aracı ve roket birbirinden ayrıldı ve Centaur roketi son sürat Ay’ın yüzeyine ilerlemeye baÅŸladı.
9 Ekim 2009 tarihinde UTC(EÅŸgüdümlü Evrensel Zaman) 11:31’de Centaur Ay’ın güney kutbuna yakın bölgesine çarptı. 4 dakika boyunca ortaya çıkan enkaz ve materyalin görüntüsü alan LCROSS’da elde ettiÄŸi bilgileri dünyaya yolladıktan kısa bir süre sonra Ay’a çarparak ikinci patlamayı gerçekleÅŸtirdi.
Çarpmanın Etkileri
Dünya’nın uydusu konumundaki Ay, hem dünyanın, hem de üzerindeki tüm canlıların yaÅŸamı için kesinlikle yerinde kalması gereken bir ÅŸey. Öncelikle, Ay tam bir küre ÅŸeklinde olmayan dünyamızın konumunu dengelemesinde stabilizatör görevi görmekte. EÄŸer Ay gerçekleÅŸtirdiÄŸi düzenleyici konumunu kaybederse bu ilk baÅŸta okyanusların ölü alanlar haline gelmesine ve dalgaların durması ile tüm deniz canlılarının yok olma ile karşı karşıya gelmesi demek olacak.
Bundan 40 sene önce Apollo uzay mekiÄŸi Ay’a çıktığında astronotlar Ay’ın yüzeyine geriye yansıtıcı paneller(aynalar)yerleÅŸtirmiÅŸti. Fort Davis, Teksas’ta bulunan McDonald lazer ölçüm istasyonu, Ay’ın yüzeyine yerleÅŸtirilmiÅŸ olan paneller ile lazer yansımalarının zamanlaması kullanılarak yapılan ölçümler sayesinde, Ay ile Dünya arasındaki mesafeyi 1 cm bile ÅŸaÅŸmadan ölçüyordu. Ancak Amerikan Ulusal Bilim DerneÄŸi’nin bu projenin para desteÄŸini keseceÄŸi açıklandı.
Burada yanlış olan sadece 40 seneden beri yürütülen bir projenin bir anda kesilmesi deÄŸil, Ay’ın yüzeyinde 2 tonluk bir bomba patlatan NASA’nın tamamen sessiz kalması. Sizce sebep ne olabilir?
Tüm dünya kamuoyuna gerçekleÅŸtirilen ilk patlamanın Ay’ın yüzeyinde sadece 20 metre çapında ve 4 metre derinliÄŸinde bir krater yarattığı açıklandı. Sizce, yakıt yüklü iken 2,305 kg, çarpma esnasında ise 2,249 kg olan ve saatte 10 bin km hızla Ay’ın yüzeyine çarpan bir roket bu kadar ufak bir krater yaratmakla yetinebilir mi?
Patlama sonunda uzaya yayıldığı söylenen materyal ve enkaz miktarı 350 metrik ton. LCROSS’un(yakıt olmadan ağırlığı 585 kg) çarpmasının ise 150 metrik ton materyali uzaya saçtığı tahmin ediliyor.
Toplam maliyeti 79 milyon dolar olan ve 1 senelik gecikmenin ekstraları ile gerçekleştirilen bu kadar yüksek maliyetli proje sadece su aramak için yapılmış olabilir mi?
NASA gerçekleÅŸtirilen patlama ile ortaya çıkacak su tanecikleri veya su buharı aranacağını ve Ay’da kolonileÅŸme konusunda büyük bir adım atılacağını savunuyor?
Ancak bu teorinin önemli fizik kurallarına dayanan sonuçları bulunuyor. Newton’un eÅŸit ve zıt tepkime kanununa göre, yaÅŸanan patlamanın ÅŸiddetini karşılamak için Ay patlamanın zıt yönünde bir kuvvet yarattı. Bu da anlaşılacağı gibi Ay’ın sabit yörüngesinden ÅŸaÅŸması demek oluyor.
Burada Ay’a ayak basıldığı dönemde elde edilen önemli bir bilgi öne çıkıyor.
Apollo 11 projesinde uzay mekiÄŸinin 2 astronotunun Ay yüzeyine indiÄŸi Lunar(Ay)Modulü, yakıt dahil toplam 10,334 kilo ile hızla yüzeye temas ettiÄŸinde, Apollo mekiÄŸindeki sismograf ölçümleri koca gezegenin yarım saat boyunca zil gibi çınladığını saptamıştı. 11 tonluk bir kamyona denk gelen ağırlığın, 7,36x2210 yoÄŸunluÄŸundaki Ay’ı çınlatması tek bir ÅŸey demekti: Ay sert kayalardan deÄŸil, oyuklardan oluÅŸan bir nesne olmalıydı. Bu da 2 tonluk bir patlamanın Ay’ı sanıldığının aksine çok daha büyük bir kuvvetle iteceÄŸi ve yörüngesinden saptıracağı anlamına geliyor.
Ay güneÅŸ sistemindeki birçok gezegenin uydusuna oranla çok daha büyük. Normalde bir gezegen ile uydusu arasındaki mesafe ne kadar uzun ise, yoÄŸunluk farkından doÄŸan denge noktası gezegen çok daha büyük olduÄŸu için gezegenin çekirdeÄŸine yakın olur. Ancak Ay ile Dünya arasındaki bu denge farklıdır. Ay çok daha büyük bir uydu olduÄŸu için, Dünya ile oluÅŸturduÄŸu denge noktası dünyanın yüzeyinden çekirdeÄŸine olan mesafenin çeyreÄŸi kadar olan bir noktadadır. Ay her gün dünyanın Ay’a yakın olan tarafında ve zıt tarafında olmak üzere iki büyük gel git yaratır. Bu ÅŸekilde, binlerce seneden beri bu düzene göre evrim geçiren ve ortaya çıkan canlılar hayatlarını sürdürüyor. Bu düzenin ortadan kalkması tüm bu canlıların, en baÅŸta deniz canlılarının yok olması anlamına geliyor.
DiÄŸer yandan, Ay’ın yörüngesini saptırmak dünyanın tektonik yapısının bozularak fay hatlarının kırılmaya iyice yaklaÅŸması riskini arttırıyor. Risk bununla da kalmıyor, halen aktif olan yanardaÄŸların patlamasına da tetikleyeci etkide bulunabileceÄŸinden korkuluyor.
NASA dünyada petrol aramalarında 100 seneyi aÅŸkındır kullanılan sismograf ölçümleri ile Ay’da ilk olarak bu tür analizler yapmayı düşünemez miydi? Bu ÅŸekilde dünyayı felaketlere sürükleyebilecek bir çılgınlık önlenmiÅŸ olabilirdi.
Teksas’taki McDonald ölçüm merkezinin iptali ile Ay’ın yörüngesinden ne kadar saptığı sorusu cevap bulamayacak. Ve tabii ki insanlık bu tür konularda kesinlikle bilgilendirilmeyecek, yaptıkları deliliÄŸi örtmeye çalışan sevimli suratlı bilim adamlarının ve bu iÅŸin para patronlarının insanlığı ileriki 10-20 senede Ay’a taşıyacağını ümit edecekler.
Aksine,yıllık sadece 125 bin dolar maliyetli McDonald lazerli ölçüm sistemini devre dışı bırakılacak ve bu şekilde gerçekleştirilen proje nasıl bir saçmalıktı, anlayamayacağız.
İşte Asıl Neden
Dünyaya yutturulduÄŸu saçma sapan nedenin arkasında yatan gerçek, Amerika’nın Ay’da yeni bir silah denemiÅŸ olması.
Bu silahın adı “Rods from God.” Türkçesi ile “Tanrı’dan Çubuklar” diyebiliriz. Bu adı almasının nedeni, kinetik bombardıman tekniÄŸine dayanan metalik çubuk ÅŸeklindeki bombaların uzaydan belli bir hedefe(mesela dünya) atılması.
Bu şekilde uzaydan dünyadaki her hangi bir şehre yollanan bomba bir göktaşından farksız olarak hedefi vuruyor ve geride hiçbir şey bırakmıyor. Bu bombanın temel özelliği ise bir nükleer bomba kadar büyük tesir göstermesi ancak hiçbir radyoaktivite içermemesi.
Bu tür bir bomba dünya da tabii ki denenemezdi. Sonuç olarak hedef Ay, yani dünyanın yaşamı için vazgeçilmez olan nesne seçildi!
Peki “Rods From God” tam olarak nasıl bir silah?
9-12 metre uzunluğunda ve 60 cm kalınlığında olan bir demet katı tungsten(wolfram) çubukları. Bu çubuklar uydularla uzaydaki yörüngelere yerleştirilecek ve saniyede 10 bin feet(3 bin km) hıza ulaşarak dünyadaki hedefleri un ufak edecekler. İşin ilgi çeken tarafı ulaştıkları hiper hızla bir göktaşı haline dönecek olan çubuklar, hiçbir patlayıcı içermeye gerek duymayacaklar.
Silahın yaratıcısı bilim kurgu yazarı ve uzay silahları uzmanı olan Jerry Pournelle.
Pournelle bu fikri ilk olarak 1950’li senelerde Boeing firması için çalışırken yaratmış ve adını “Thor” olarak belirlemiÅŸ. Yani kızıl saçlı ve sakallı olan, elindeki çekici ile savaÅŸan Cermen mitolojisindeki “Yıldırım Tanrısı”. Pournelle fikri için zamanında
“İnsanlar bunu periyodik olarak tekrar keÅŸfedecekler” açıklamasında bulunmuÅŸ.
Dediği aynen oldu ve zamanında fizikçilerin çok maliyetli olduğu için reddettikleri bu proje, NASA ile hayata geçirildi.
AÄŸustos 2006’da, Bush hükümeti Ulusal Uzay Politikasını revize ederek uzayda her türlü silahlanmaya karşı olan bir anlaÅŸmayı reddeden bir politika belirledi.
O tarihten itibaren, sadece “Rods from God” deÄŸil, birçok silah projesi öne atıldı. Bunların arasında uzaya yerleÅŸtirilecek lazer silahları, dünyanın herhangi bir noktasına 45 dakikada yarım tonluk bomba atabilecek bir uzay aracı da var.
Hazır bir tanesi denenmiÅŸken “Rods from Gods” silahından biraz daha bahsedelim:
Bu sistem, uzayda yanyana dizili uydular gibi çalışıyor. Bir uydu dünyadan gelen sinyalleri alırken, yani iletişim için kullanılırken, bir diğeri çok sayıda tungsten çubuğu taşıyor. Seçilen hedefe bırakılan çubuk neredeyse 11 bin km hızla, bir meteordan farksız şekilde atmosfere giriyor ve hedefi vuruyor. Patlayıcılara değil, kinetik enerjiye dayanan çubuklar bir nükleer bombanın yarattığı etkinin aynısı yaratıyor.
Bu etki Amerika’nın en geliÅŸmiÅŸ nükleer denizaltı sınıfı olan Ohio denizaltılarının taşıdığı 24 nükleer baÅŸlıklı Trident füzesinin etkisine eÅŸit. Gerisini siz düşünün.
Kısaca, dünyanın gizli sahipleri her zamanki gibi insanlığı, evresensilliği, hatta güneş sistemini bile umursamadan planlarına devam ediyor.
Burada New York Times’ın yorumu yazmak çok yerinde olacaktır:
“EÄŸer İran, Amerikan ve İsrail saldırılarına karşı uranyum zenginleÅŸtirme tesislerini yerin 9 metre altında beton duvar ile kaplı tesislere taşıyorsa, Amerika’da bu iÅŸi bir o kadar yukarılara taşır…”
Amerika’nın irtifa sorunu olmadığı kesin. Asıl soru, bu denli çılgınca bir proje kapsamında Ay’ı bombalayabilenlerin, bundan önce neler yapmış olabileceÄŸi; ya da ileride neler yapabileceÄŸi. DiÄŸer yandan, önümüzdeki bir 5 senede Ay’da su bulmaktan bahseden olur mu dersiniz?
İnsanlık Ay’ı yörüngesinden saptıran bombalamanın dünyanın yararına olduÄŸunu düşüne dursun, NASA gerçekleÅŸtirmiÅŸ olduÄŸu bu proje ile tüm uluslar arası yasa ve antlaÅŸmaları çiÄŸnedi ve BirleÅŸmiÅŸ Milletler Uzay Sahası AntlaÅŸmasını ihlal etti.
Bu antlaşmada şöyle denmektedir:
“Ay ve diÄŸer gök cisimleri üye olan ülkeler tarafından özel olarak sadece barışcıl amaçlar için kullanılmalıdır. Gök cisimlerinde askeri üsler, donanımlar ve garnizonlar kurmak ile, her çeÅŸit silahın denenmesi ve askeri tatbikatların gerçekleÅŸtirilmesi yasaklamalıdır.”
BM anlamasının ihlal edilmesi bir yana, asıl sorun bu projeyi gerçekleştirmek adına ileri sürülen sebebin tamamen yalan olması.
NASA’lı bilim adamları su bulma derdinde oldukları konusunda inandırıcı gözüküyorlar. Oysa yaÅŸanan patlama ve atmosfer ÅŸartları altında ortaya su çıksa bile suyun anında buharlaşıp yok olması kaçınılmaz. Su içinde bulunduÄŸu atmosferin içerdiÄŸi oksijen miktarının düşüklüğü ile doÄŸru orantılı olarak buharlaşır. Örnek olarak 15 bin metre irtifada uçan bir uçağın camları patlarsa, bu içerideki tüm suyun ve insanların vücutlarındaki kanın buharlaÅŸması anlamına gelir. Uzay, bilindiÄŸi gibi bir boÅŸluk olduÄŸuna göre, 2 tonluk bir bombanın yaratacağı ısı ile uzay boÅŸluÄŸu suyu daha ortaya çıkar çıkmaz buharlaÅŸtıracak ve yok edecektir.
Burada akla takılan bir soru, Centaur roketinin patlaması ardından 4 dakikalık süre çekim yapan ve sonra kendisi de patlayan LCROSS’un bu 4 dakikalık görevinin amacı.
Neden, patlama ardından ortaya çıkan enkazı incelemekten çok, roketin vurmasını istedikleri hedefin tutturulup tutturulmadığını gözlemlemek olabilir mi? Yani, çarpma bölgesi neye dayarak seçildi? Orada görülmesi istenmeyen bir şeyler mi vardı?
Burada yine Ay’a ayak basıldığı Apollo projesi akıllara geliyor. NASA hiçbir zaman Apollo 11 uzay mekiÄŸinin Ay’a iniÅŸ görüntülerini yayınlamadı. Aradan geçen 40 sene içinde bu durum deÄŸiÅŸmedi.
Ne kadar ilginçtir ki, LCROSS projesi Ekim 2008 için planlanmıştı. Ayn dönemde, Rusya ile Çin’in ortaklaÅŸa bir proje ile 2015’te Ay’a insan gönderme planı haberlerde dolaşıyordu. Bu haberin 1 sene sonrasında ise Ay NASA tarafından bombalandı. Acaba orada baÅŸkaları tarafından görülmesini istemedikleri bir ÅŸey mi vardı?

0 Yorumlar