Siyonizm ve Tarihsel Kökenleri



Siyonizm din dışı bir ideolojidir ve zaten onu zararlı, tehlikeli, yıkıcı hale getiren asıl neden de budur. Ancak Siyonizmin bir de Yahudi inançları içinde yer alan bazı kaynakları, öncülleri vardır. Bu yazımızda Tevrat'ın nasıl tahrif edildiğini, Siyonist ideolojinini mistik boyutunu, Siyonizmin tarihsel ve siyasi kökenlerini inceleyeceğiz.

Yahudilik İlahi bir dindir. Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği Tevrat'a dayanır. Ancak, Yahudi tarihi içinde sık sık bu İlahi temelden sapmalar olmuştur. Bu sapmalar doğrudan dinden uzaklaşma şeklinde olduğu gibi, dini dejenere etme şeklinde de yaşanmıştır. Bu ikinci sapmanın en belirgin şekli, Yahudilik içinde, son derece kibirli, katı ve Yahudi olmayan insanlara karşı husumet dolu bir eğilimin gelişmesidir.

İlginçtir ki elimizdeki Yeni Ahit'in (İncil'in) içinde, Yahudilerin bu dini görünüşlü sapmasını eleştiren önemli pasajlar vardır.

Hz. İsa'nın ağzından aktarılan bu İncil pasajlarında, Yahudi toplumuna önderlik eden din adamlarından bazılarının çok kibirli, katı ve yabancılara düşman oldukları anlatılır ve samimi dindar Yahudiler bunlara karşı uyarılır.

SİYONİZMİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI

İşte bugün Siyonizm dediğimiz ve gerçekte din dışı olan ideolojinin temeli "katı kalpli", kibirli Yahudi tavrıdır. Bu tavra sahip olan Yahudiler, dine karşı temelde gösteriş amaçlı bir bağlılık göstermiş ve koyu bir bağnazlık geliştirmişlerdir.

Bu durum, Yahudilerin bir kısmının tarih boyunca Allah'ın kendilerine gönderdiği peygamberlere karşı tutumlarında da belirleyici rol oynamıştır. Batıl inançlarından kopmak istemeyen bazı Yahudiler, peygamberlere itaat etmekten ve hak dine uymaktan şiddetle kaçındıkları gibi, peygamberler ve iman edenler aleyhinde de türlü tuzaklar kurmuşlardır. Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:

"Andolsun, Biz İsrailoğullarından kesin söz almış (misak) ve onlara elçiler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler." (Maide Suresi, 70)

Elçilerin kendilerine tebliğ ettikleri hak din çoğu zaman bu kimselerin menfaatleri ile çatışmış, bu nedenle peygamberleri öldürmeye dahi yeltenmişlerdir.

Bu artniyetli kimselerin en belirgin özelliklerinden birisi de bir şekilde hak dini dejenere etmiş olmalarıdır. Bunun bazı örnekleri Yahudilerin kutsal kitabı olan Tevrat'ta görülür. Tevrat, Allah'ın Hz. Musa'ya vahyetmiş olduğu kutsal bir kitaptır, ancak sonradan tahrif edilmiştir. Allah Hz. Musa'ya toplumunu doğruya yöneltmesi, onlara Kendi emirlerini bildirmesi için Tevrat'ı indirmiştir. Allah Kuran'da "Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik..." (Maide Suresi, 44) şeklinde buyurur. Hz. Musa ve onun ardından gelenler, insanlar arasında Tevrat ile hükmetmiştir.



TEVRAT NASIL TAHRİF EDİLDİ?

Ne var ki, Hz. Musa'nın ölümünün ardından, inkarda direnen bir kısım Yahudiler Tevrat'ı değiştirip bozmuşlar ve ortaya bugün Eski Ahit olarak adlandırılan Muharref Tevrat çıkmıştır. Muharref Tevrat incelendiğinde içinde Allah'ın birliği, Allah korkusu, adil olmak, tevazulu davranmak, hırsızlık yapmamak, zinadan sakınmak, hile yapmamak, masum insanların canına kastetmemek gibi hak dinin izlerini taşıyan pek çok hükümle karşılaşılacaktır. Öte yandan, yine aynı kitabın içinde dejenere olduğu açıkça anlaşılan pek çok batıl efsane ve hüküm de yer almaktadır. Söz konusu efsaneler ve hükümler incelendiğinde ise ortaya çarpıcı bir gerçek çıkar: Bunlar Yahudi halkının çoğunlukla pagan kültürlerden etkilenerek kapıldıkları yanılgılardır. Ve Yahudiler içinde paganizme bağlı kalmakta direnen bir grup insan tarafından nesilden nesile aktarılarak neredeyse ilk hali ile muhafaza edilmiştir.

https://www.islamveihsan.com/tevrat-gercekten-degistirildi-mi-tarihi-ve-dini-deliller.html

Bu durum, Yahudiliğin ana unsurlarının nesiller boyunca aktarılan efsaneler, mitolojik kavramlar, egzotik sembollerden oluşan bir felsefe haline gelmesine neden olmuştur.

Gerçekten de mitolojik kavramlar ve semboller, özellikle eski Mısır efsaneleri ve bu efsanelerde yer alan sözde kutsal kavramlar, Yahudi felsefesinde önemli bir yer tutar. Yahudi felsefesinin temel taşlarını ise Kabala ve Talmud oluşturur.

TALMUD'UN YAHUDİ OLMAYANLARA KARŞI KÖRÜKLEDİĞİ NEFRET

Yahudilerin hayatında geleneklerin yeri büyüktür. Bir Yahudi dini sorumluluklarının ne olduğunu, kimle evlenebileceğini, kime karşı nasıl tavır takınacağını, nelerin yasak nelerin yasak olmadığını 'Halakha' adı verilen dini kaynaktan öğrenir. "Yahudi şeriatı"nın temel kaynağı olan Halakha, hahamların "Bir Yahudi nasıl yaşamalı?" sorusunun cevabını en ayrıntılı biçimde vermek için hazırladıkları ve asırlar boyu yeni eklemelerle genişlemiş yazılı bir dini kaynaktır. Klasik Yahudiliğe göre, bir Yahudi günlük hayatını nasıl geçirmesi gerektiğini öğrenmek için Muharref Tevrat'a ya da Eski Ahit'in öteki kitaplarına bakmamalıdır. Bunların, sıradan insanlar tarafından anlaşılamayacakları düşünülür. Bunların anlamını sadece hahamların kavrabildiğine ve Yahudi toplumunun da dini onlardan öğreneceğine inanılır. Halakha, hahamların Yahudi toplumuna verdiği bu eğitimin toplandığı kaynaktır. Halakha'nın en önemli kaynağı ise, 'Talmud' adı verilen çok ciltli bir kitaptır.



Talmud'un pek çok pasajında, Muharref Tevrat'ta yer alan ve hak dinin etkilerini taşıyan açıklamalar göz ardı edilir ve başta belirttiğimiz gibi kibirli ve katı kalpli bir tutuculuk emredilir. Allah'ın emrettiği ahlak ile hiçbir şekilde bağdaşmayan saldırgan, bencil ve ırkçı bir modelin telkini yapılır. Tarihte çeşitli radikal Yahudi fraksiyonların ve günümüzde de Siyonist ideolojinin söylemlerinde göze çarpan kinin, öfkenin ve çatışmacılığın kökeninde Talmud'un "katı kalpli" öğretilerinin etkisi vardır.

Bugün liberal görüşü benimseyen pek çok Yahudi tarihçi ve akademisyen de İsrail'in şovenist uygulamalarının söz konusu katı Yahudi ideolojisinden kaynak bulduğunu ifade etmektedirler. Ünlü İsrailli akademisyen Israel Shahak bu gerçeğe dikkat çeken önemli isimlerdendir. Shahak, kimi Yahudilerin Tevrat'ı tamamen göz ardı edişlerini şu sözleri ile ifade etmektedir:

“En radikal Yahudiler, kutsal kitabın büyük bir bölümüne kayıtsızdırlar ve kalan bazı bölümleri konusunda da, anlamları çarpıtılmış tefsirler aracılığı ile fikir sahibirdirler.”

Talmud'un öngördüğü 'ideal Yahudi' modeli kısaca incelendiğinde, kastedilen daha net anlaşılacaktır.

Talmud'un büyük bölümü, -hak dinde temel kavramlar olan uzlaşma, anlayış, sevgi, merhamet gibi kavramların tam tersine- Yahudi-olmayanlara karşı kin beslemeyi ve imkan buldukça da bu kini eyleme dönüştürmeyi emretmektedir.

Öncelikle, diğer iki İlahi dine karşı son derece saldırgan bir tutum göze çarpar. Talmud yazarlarının tüm yeryüzünde en çok karşı oldukları insan Hz. İsa'dır. Oysa Hz. İsa, Allah'ın seçtiği ve dini insanlara tebliğ etmesi için gönderdiği mübarek bir insandır. İman edenler Allah'ın gönderdiği tüm elçilere gönülden itaat ederler ve onlara derin bir saygı duyar, içli bir sevgi ile elçileri severler. Talmud'a göre ise, Yahudiler ellerine geçen İncil'leri, eğer şartlar uygunsa, yakmakla yükümlüdürler.


SİYONİZMİN KÖKENİ IRKÇILIKTIR



Talmud'un Yahudi-olmayanlar hakkında verdiği diğer bazı ilginç hükümler şöyledir:

• Bir Yahudi bir mezarlığın yanından geçerken, eğer o yer bir Yahudi mezarlığı ise orada yatanları takdis eden kısa bir dua okumalı, ancak mezarlık Yahudi-olmayanlara ait ise orada yatanların annelerine lanet etmelidir. Talmud kaynaklı bir başka geleneğe göre de, dindar bir Yahudi, bir kilise ya da Hz. İsa tasviri gördüğünde üç kere yere tükürmekle yükümlüdür.

• Talmud yazarlarının en bilinenlerinden olan Maimonides, bir Yahudi-olmayanın hayatının kurtarılması konusunda da sapkın hükümler vermiştir. Bu hükümlerin biri şöyledir:

Kendileriyle savaş halinde olmadığımız Yahudi-olmayanlara gelince, ölümlerine doğrudan sebebiyet vermek yanlıştır, fakat eğer ölüm anındaysalar onların hayatlarını kurtarmak yasaklanmıştır. Örneğin bir Yahudi-olmayanın denize düştüğü görülürse, boğulmaktan kurtarılmamalıdır.

Maimonides'e göre, bir Yahudi doktorun bir Yahudi-olmayanı iyileştirmesi de, karşılığında para kazanılsa dahi, yasaktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir noktaya değinir: "Eğer Yahudi bir doktorun bir Yahudi-olmayanı iyileştirmekten kaçınması, Yahudiler'e karşı toplumsal bir tepki gelişmesine neden olacaksa, o halde yasak ortadan kalkar ve hastanın iyileştirilmesi gerekir."

TALMUD'A GÖRE TÜRKLER MAYMUNA BENZİYOR

• Talmud'un en büyük yazarlarından biri olan Maimonides'in ırkçı fikirleri de oldukça ilginçtir. Bir yerde şöyle yazar:

Türklerin bir kısmı ve kuzeydeki göçebeler ve zenciler ve güneydeki göçebeler ve bizim coğrafyamızda yaşayıp da onlara benzeyenler; bunların tabiatı daha çok düşük sesli bazı hayvanların tabiatına benzer. Benim düşünceme göre, bunlar insan seviyesinde değildirler. Seviyeleri bir insan ile bir maymunun seviyeleri arasında bir yerdedir. Çünkü görünüşleri maymundan daha çok insana benzemektedir.



• Haham Sofer, Responsum adlı Talmudik çalışmasında, Osmanlı İmparatorluğu içindeki Müslümanlar ve Hıristiyanlar hakkında ilginç yorumlar yapar. Bu sapkın yorumlara göre, bu insanlar, "başka ilahlara tapan putperestlerdir ve dolayısıyla dolaylı yoldan öldürülmeleri doğrudur". Dahası, Sofer bu iki grubu, Eski Ahit'te adı geçen Amalek kabilesine benzetir. Eski Ahit'te Amalekler hakkında verilen hüküm ise şöyledir:


Orduların Rabbi şöyle diyor: Amalek'in İsrail'e yaptığını, Mısır'dan çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl durduğunu arayacağım. Şimdi git, Amaleki vur ve onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür.

Günümüzde de pek çok radikal İsraillinin Filistin halkını Amalek kabilesi olarak değerlendiriyor olmaları kuşkusuz dikkat çekici bir durumdur.

• Talmud'un cinsel suçlar (zina) hakkında verdiği hükümler de ilginçtir. Eğer bir Yahudi erkek bir Yahudi kadınla evlilik dışı bir cinsel ilişkiye girerse, her ikisinin de öldürülmesi gerekir. Oysa eğer kadın bir Yahudi-olmayan ise, bu kez erkek sadece dayak yer; kadın ise yine ölüm cezasına çarptırılır. Aynı hüküm, Yahudi bir erkeğin Yahudi-olmayan bir kadına tecavüz etmesi durumunda da geçerlidir. Bunun arkasında yatan mantık ise, Yahudi-olmayan kadının her durumda "baştan çıkarıcı" sayılmasıdır. Kadın, "bir Yahudiyi günaha sokmuş" olduğu için ne olursa olsun birinci dereceden suçlu sayılmaktadır. Nitekim Maimonides, Yahudi-olmayan tüm kadınlar için "N.Sh.G.Z." kısaltmasını kullanır. Bunlar, İbranice'deki "niddah, shifhah, goyah, zonah" kelimelerinin baş harfleridir. Kelimelerin anlamı ise şudur: "Kirli, köle, Yahudi-olmayan, fahişe".

• Yahudiler ile Yahudi-olmayanlar arasındaki mal-mülk ilişkileri hakkında da Talmud'un ilginç hükümleri vardır. Eğer bir Yahudi kayıp bir eşya bulur da onun sahibinin bir Yahudi olduğunu fark ederse bunu sahibine geri vermekle yükümlüdür. Fakat eğer malı yitiren kişi bir Yahudi-olmayan ise, malın ona geri verilmemesi emredilir. Bir Yahudi-olmayana hediye vermek ise kesin biçimde yasaklanmıştır. (Ancak hahamlar, bir sonraki aşamada Yahudilere maddi kar getirebilecek hediyelere -bir başka deyişle rüşvetlere- izin verirler.) Alış veriş sırasında Yahudi-olmayanlara hile yapmak ise, eğer "dolaylı" yoldan olursa, meşru sayılır. Örneğin bir Yahudi, karşısındaki müşterinin kendisine yanlışlıkla fazla para verdiğini fark ederse, "senin yaptığın hesaba güvendim, benim saymama gerek yok" demelidir. Böylece eğer karşı taraf durumu sonradan fark ederse, suçlu duruma düşmez.

Bu saydıklarımız, Talmud'un Yahudi-olmayanlara yönelik düşmanca hükümlerine yalnızca bir kaç örnektir. Yahudi geleneğinin bu geleneksel "şeriat kitabı" araştırıldığında, buna benzer daha pek çok hükme rastlamak mümkündür. Ancak bu bir kaç örnek bile, Yahudi ideolojisinin içeriği hakkında fikir sahibi olmak için yeterlidir.

Dikkat edilirse, bu hükümlerin bir kısmı Muharref Tevrat ve Eski Ahit'in belli bölümleriyle dahi çelişkilidir. Bunun nedeni, Yahudi ideolojisinin, Muharref Tevrat'ın ve Eski Ahit'in diğer kitaplarının hükümlerini de kendi düşüncesine göre yorumlayıp çarpıtmakta bir sakınca görmemesidir. Örneğin Hz. Musa'ya verilen "On Emir"den sekizincisi olan "Çalmayacaksın" (Çıkış, 20:15) hükmü, "bir Yahudiyi çalmamak" (yani kaçırmamak ya da rehin almamak) konusunda konulmuş bir yasak olarak açıklanır. Hükmün mal değil de insan "çalmak" şeklinde yorumlanmasının nedeni, "On Emir"in yalnızca ölümcül suçları içerdiğine dair Talmud yazarlarınca yapılmış bir kabuldür. Öte yandan, Yahudi-olmayanların rehin alınması zaten Talmud tarafından izin verilen bir eylemdir.

"Kardeşini kendin gibi seveceksin" (Levililer, 19:11) hükmünün yorumlanması da aynı şekildedir; "kardeşler" yalnızca Yahudilerdir. Nitekim bir Yahudi genel olarak Talmud tarafından bir Yahudi-olmayanın hayatını kurtarmaktan alıkonur, açıklaması da şöyle yapılır; "çünkü o senin kardeşin değildir".



SİYONİST İDEOLOJİNİN MİSTİK BOYUTU: KABALA

Yahudilikte meydana getirilen dejenerasyonun "yasa" yönünü Talmud'da görmek mümkünken, mistik yöndeki dejenerasyonu da Kabala'da görmek mümkündür.

Kabala İbranice'de 'gelenek' anlamına gelir. Yahudi ruhbanlarının asırlardır birbirlerine aktardıkları ve Eski Ahit'in gizli anlamları ile ilgilenen bir tür okültizm ve mistisizm yöntemidir. Kara büyü ile yakından ilişkili olan Kabala, Yahudi felsefesinden derinden etkilenen masonluk gibi pek çok örgüt ve tarikat tarafından da benimsenmiştir.

Kabala, özellikle Ortaçağ'dan başlayarak 17. yüzyılın sonuna kadar devam eden süreç içinde çok gündemdeydi ve dönemin toplumları üzerinde büyük etkisi vardı. Bu dönemde, Hıristiyan toplumu içinde de bazı gruplar Kabala ile yakından ilgilenmişlerdir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, Kabala'nın içinde saklı olduğuna inanılan sırlar ve mistik öğretilerdir.


Kabala Nedir, Kırmızı ip neyi temsil eder. Resme Tıklayın.



Yahudiler, Kabala'da saklı olan ilmin ancak çok az insan tarafından kavranabileceğine inanırlar. Eski Ahit'te pek çok insanın farkına varamayacağı veya anlayamayacağı sırların, Kabala'ya vakıf olan kişi tarafından çözüleceği düşünülür. Kabala metinleri, bilinen kitaplardan farklı olarak, çok az kimsenin anlayabileceği şekilde yazılmıştır. Kitapta anlamsız gibi görünen çok sayıda sembol vardır. Bazı metinlerde yazı kimsenin anlayamaması için şifrelenmiştir. Bu yüzden Kabala'yı tamamen anlamak mümkün değildir. Gerçek manasını Yahudi olmayanın (ve Yahudilerin büyük bir kısmının da) tam bilmediği Kabala, ancak hakkında yazılmış olan kitaplar ile tanınabilir.

Bu konudaki sorun ise şudur: Aslında Kabala, Yahudilik dışı bir kaynaktan, Eski Mısır'ın ve Mezopotamya'nın bazı putperest toplumlarının pagan öğretilerinden kaynak bulmaktadır. Bu öğretilerin temel bir unsuru olan "büyü", bu nedenle Kabala'nın da önemli bir parçasıdır.

Kabalist öğreti, evrendeki metafizik dengeler, şeytani güçler ve bilinçaltı dünyasıyla yakından ilgilenir ve bunları büyü yöntemleri ile etkilemeyi amaçlar. Ünlü Yahudi araştırmacı Shimon Halevi, Kabala, Tradition of Hidden Knowledge (Kabala ve Gizli Sırlar Geleneği) adlı kitabında Kabala'yı şöyle tanımlamaktadır:

“Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur.”

Kabala'nın en önemli özelliği, büyü ile yakından ilgili olmasıdır. Kabala'yı tanıtan en tanınmış kitaplardan biri Die Kabala (Von Papus)'da, Kabala-büyü ilişkisi şöyle vurgulanır:

“Kabala'nın teorisi, büyünün genel teorisine bağlanır.”

Kabala çalışmalarına özellikle Ortaçağ'da kimi Yahudiler tarafından öncelik verilmiştir. Ortaçağ Avrupası'nın skolastik yapısı, Yahudiler üzerinde çeşitli kısıtlamalara ve baskılara neden olmuş, bu dönemde, Kabala'da yer alan gizli öğretilerin hayata geçirilmesi ile Yahudi toplumunun kurtuluşa ereceği düşüncesi yaygınlaşmıştır. Kabala'da belirtilen çeşitli egzotik ritüellerle, tüm Yahudileri içinde bulundukları durumdan kurtarıp, onları 'dünyanın efendileri' yapacağına inanılan Mesih'in yeryüzüne gelişinin hızlandırılacağına inanılmıştır. Kabalist hahamlar bunun için kişisel yoğunlaşma, derin konsatrasyon ve çile egzersizleri ile garip ritüeller yapmışlar, birtakım ayin ve trans yöntemleri kullanmışlardır.

Bu batıl inanış ve uygulamalar, 13. yüzyılda Granadalı haham Moses de Leon tarafından yazılan Zohar kitabı ile doruğa ulaşmıştır.

KABALA'NIN SIRLARI; ZOHER VE SEFİROT



Zohar her ne kadar 13. yüzyılın sonunda yazılmış olsa da içerdiği bilgilerin geçmişinin 2. yüzyıla kadar dayandığı kabul edilir. İçinde antik dünyanın farklı ilimlerinin bulunduğuna inanılan Zohar'da en çok üzerinde durulması gereken, 'Sefirot' kavramıdır.


Sefirot aslında bir tür şemadır. Kabalacılar, Sefirot'un Allah'ın evreni yaratışının bir tür temsili ve yansıma şekli olduğunu iddia ederler. Bu mistik doktrine göre, evrendeki tüm olaylar Sefirot'a göre şekillenmektedir. İnsanın ruhundan evrenin yapısına kadar herşey Sefirot şeması ile uyumludur. Tüm varlıklar Sefirot'a göre konumlanır, yaşam Sefirot'a göre şekillenir. Dolayısıyla çeşitli ritüeller ile Sefirot üzerinde yapılacak oynamaların, olayların gidişatını kişinin istediği yönde değiştirebileceğine inanılır. Bu sapkın inanışa göre, bunu herkes yapamaz, bunun için Kabala başta olmak üzere tüm mistik bilgilere sahip olmak gerekir.


Kısaca, Kabalacıların Sefirot'a önem vermelerinin temelinde bu yolla 'tarihe yön verebileceklerine' inanıyor olmaları vardır.


"Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık" (Kamer Suresi, 49) ayetinde de buyurulduğu gibi, Allah tüm evreni ve insanlığı belirlenmiş bir kader ile yaratmıştır ve hiçbir varlığın, Allah'ın dilemesi dışında, bu kaderin dışına çıkması mümkün değildir.


Yahudi yazar Eli Barnavi, Kabala'yı ve Sefirot'un Kabalacılar için taşıdığı önemi şöyle anlatır:


“Kabala, Ortaçağ'daki ilk ortaya çıkışını 12. yüzyılda Güney Fransa'daki Provins'de yaptı. Bununla birlikte asıl doruk noktasına 13. yüzyılda Sefer ha-Zohar'ın yazılımıyla birlikte İspanya'da ulaştı... Burada geliştirilen Kabala teorisine göre kutsallık, kendisini, Allah ve yaratılış arasındaki ilişkiyi açıklayan on Sefirot ile açıklıyordu. Bu Sefirotlar, Tanrısal aklı temsil ettiklerine göre, bütün varlıklar da bunlara göre konumlanabilirdi. Bu durumda insan, bazı ritüelleri uygulayarak, bu Sefirotları etkileyebilir ve dolayısıyla dünyanın gelişimine yön verebilirdi. Bu Sefirot teorisi, İspanya'daki Kabalacı öğretinin temel noktası haline geldi.”


Hatta Zohar kitabında insanın davranışlarının İlahi dünya üzerinde etkileri olacağı gibi bir sapkınlığa da kapsamlı olarak yer verilmektedir. Ancak tüm bunlar, hak din ile çelişen çok batıl inanışlardır. Zaten gerek Kabala'da, gerek Sefirot şemasında gerekse bu ritüellerde kullanılan semboller ve tanımlar da bu inanışın hak din öncesi putperest dönemden geldiğini göstermektedir. Eski Mısır yazıtları üzerindeki semboller dikkatli bir gözle incelendiğinde Kabalistik semboller ile benzerlikleri dikkati çekmektedir.


Unutmamak gerekir ki, egzotik ve mistik inanç ve uygulamalarla dünya üzerinde etki oluşturabileceğine inanmak çok büyük bir sapkınlıktır. Dünya üzerinde gelişen her olay Allah'ın bilgisi ve izni ile gerçekleşir. Allah ayetlerde şu şekilde bildirmiştir:


“Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır. Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır.” (Kamer Suresi, 52-53)


Dolayısıyla, Kabalistler en gizemli ritüelleri yaptıklarını sandıkları ve tarihe yön verdikleri yanılgısına kapıldıkları anda da aslında Allah'ın kendileri için dilemiş olduğu kaderi yaşamaktadırlar. "Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın" (Neml Suresi, 75) ayetinde de bildirildiği gibi, yeryüzünde olan ve biten herşey Allah Katındaki kitapta bellidir. Kimsenin bunun dışında bir yaşam sürebilmesi ya da buna müdahalede bulunabilmesi kesin olarak mümkün değildir. Böyle batıl inançlara kapılanlar, ciddi bir aldanış içindedirler.


Kabala'nın günümüz Yahudiliğine ve Siyonizme olan en büyük (ve negatif) mirası ise, söz konusu "tarihin değiştirilebileceği" yanılgısı olmuştur. Bu nedenledir ki, din dışı bir hareket olan Siyonizm ortaya çıktığında ve Yahudiler için dini bir umut olan "Kudüs'e dönüş" ülküsünü din dışı ve siyasi bir hedef haline getirdiğinde, Kabalacı hahamlar bu projeye destek vermişlerdir. Siyonizme destek veren az sayıdaki dini liderden biri olan Haham Avraham Yitzhak Hacohen Kook, ünlü bir Kalabacı'dır ve Siyonizmi Mesih'in gelişinin insan eliyle hızlandırılması olarak tanımlamıştır. (Buna karşılık pek çok Yahudi ise bunu bir "sekülerleşme" olarak görmüşlerdir ve bunda haklıdırlar. Bu gün de Siyonizme karşı çıkan dindar Yahudiler, söz konusu "sekülerleşmeyi" reddedenlerdir.)



Bugün yeryüzünde çok sayıda bağımsız devletin varlığına inanılmaktadır. Fakat bu devletlerin yöneticilerinin kendi ülkelerini ve halklarını ilgilendiren basit konularda bile kendi bağımsız iradeleriyle karar vermekte zorlandıklarını görürsünüz. Bir önemli husus da şudur: Bilindiği üzere çağımızda demokrasi adeta bütün insanlığa mal edilmiş bir "siyasi din" haline getirilmiştir. Hatta demokrasi, çağımız siyasetinin "a priorisi", yani öncülüdür. Bu yüzden demokrasinin de, tıpkı aklın ‘a priorileri' gibi muhakemeden ve tartışmadan uzak tutulması gerektiğine inanılır. Oysa birçok ülkede halkın büyük bir çoğunluğunun seçtiği ve istediği kişiler bir türlü yönetime gelemezler. Bunlardan bazıları işin içine girdiğinde kendilerine sunulan demokrasinin sadece bir seraptan ibaret olduğunu fark ederler. Bazıları Cezayir'de olduğu gibi yönetime talip olurken kendilerini zindanda bulurlar. Bazıları çeşitli oyunlarla savaşa sürüklenip indirilirken (Saddam Hüseyin) Bazıları halk ayaklanmaları ile yokedilirler (Kaddafi , İmran Khan), yada sivil darbeler ile ellerinden güç alınır. (Necmettin Erbakan) Bazıları da yönetime gelseler bile iktidara gelemezler. Siyaset meydanlarında prim yapmak için savunduklarına karşı en başta onların kullanıldığına şahit olursunuz. Bütün bunları görünce bir "derin devlet" gerçeği karşınıza çıkar. Aslında bu "derin devlet" gerçeği, sadece lokal veya ulusal değildir. "Derin devlet", gerçeğinin global yönünün, lokal yönüne baskın olduğunu unutmayalım. Bu yüzden günümüz dünyasını karıştıran gizli ellerin sahiplerini tanımak için araştırma yapanlar bir "Dünya Derin Devleti"yle veya "Gizli Dünya Devleti"yle karşılaşmışlardır.



Geçtiğimiz Mayıs ayında Amerika'da Bilderberg Grubu'nun yıllık toplantısı gerçekleştirildi. Bu toplantıyla birlikte söz konusu Gizli Dünya Devleti veya Dünya Derin Devleti konusu yeniden gündeme geldi. Ancak yapılan yorumlarda ağırlıklı olarak Bilderberg konusu öne çıktı. Oysa Bilderberg Grubu, yirminci yüzyıla damgasını vuran ve 21. yüzyılda da dünya üzerindeki sultasını daha da güçlendirme amacına yönelik yeni teoriler geliştiren karanlık ağın sadece bir organıdır. Söz konusu karanlık ağla ilgili yorumlarda dikkat çeken bir şey de ağırlıklı olarak, emperyalizmin bu ağ üzerindeki etkisine ve rolüne dikkat çekilmesiyle yetinilmesidir. Bazı yorumcular, 20. yüzyılda hüküm süren emperyalizmin uluslararası Siyonizm'le ilgisine de dikkat çekiyorlar ama birçoklarınca bu gerçek göz ardı ediliyor.



Siyonizm kelimesinin ilk kullanışı, çok eski tarihlere dayanır. Siyonizm "Siyon" kelimesinden gelmektedir. "Siyon", Kudüs'teki meşhur bir tepenin adıdır. Hz. Süleyman zamanında inşa ettirilen mabed bu tepenin üzerindeydi. Yahudiler Kudüs'ten sürüldükten ve mabedin yıkılmasından sonra tekrar Kudüs'e dönmenin ve mabedin inşasının yollarını aramaya başladılar. Ve bu hedeflerini de "Siyonizm" olarak adlandırdılar.[1]


Yahudiliğin kendi tanımıyla "Siyonizm, Yahudi milletinin bir ulus olarak elindelik (kendi kaderini kendi tayin etme) arayışıdır".[2]


Siyonizm fikri, Yahudi ve Hıristiyan düşüncesinin bir parçası olarak yüzyıllar boyunca var olagelmiştir. Yahudi inancına göre; Tevrat'ta Tanrı, İbrahim'e "Bu ülkeyi, Mısır Nehri'nden (Nil) Fırat Nehri'ne kadar sana veriyorum." demişti. Yahudiler, "Vaat edilmiş Toprak"ta haklan olduğunu bu söze kadar götürürler. Hıristiyan inancında ise, Millenium'un (Hz. İsa'nın yeryüzündeki yüzyıllık hükümranlığının) başlangıcına Yahudilerin Filistin'e geri dönüşleri eşlik edecektir.[3][1]


Siyonizm, Shoah'tan 40 yıl kadar önce başlayan siyasal bir örgütlenmedir. Herzl, 1897'deki ilk Siyonist kongresinde “Bazel'de Yahudi devletinin temellerini attım” demiştir. O zamanlar Hitler, sadece 7 yaşındaydı. Almanya'da “antisemitismus” terimini ilk defa 1879'da Wilhelm Marr (Yahudiliğin Almanlığa galebesi) adlı kitabında kullanmıştır.[4]


Politik bir hareket olarak Siyonizm, 20. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Politik Siyonizm'in ortaya çıkmasında 1882'de Rusya'da baş gösteren Yahudi katliamı ve Fransa'daki Dreyfus Olayı etkili olmuştur. Bu iki olayda 19.yüzyılda Yahudi sorunun on plana çıktığını göstermektedir. Avrupa'da kapitalist birikim ve tekelleşme karşısında orta sınıf Yahudilerin küçük burjuva rekabetinden şikayetçi olmaya başladı. Bu yüzden Yahudiler Rusya ve Bati Avrupa'da istenmiyordu.[5][1]


Yahudi ayrımcılığının ve Yahudi olmayanlardan kaynaklanan anti-semitizm'in kıvılcımını ateşleyen olay 1881'de Rus Çan II. Aleksander'in öldürülmesi oldu. Bu olay üzerine Ruslar Yahudileri şamar oğlanı yaptı ve Yahudi katliamının süratle gerçekleşmesini teşvik etti. Anti-semitizm'in bu patlak verişi, Yahudilerin Rusya'dan ve Polonya'daki yerleşim yerlerinden topluca göçüne sebep oldu. Mültecilerin çoğu Batı Avrupa ve Amerika'ya yerleşirken, üç bine yakın kısmı da Filistin'e göç etti. 1882 yılında bu göçmenler Caffa yakınlarında "Rishon-le Zion" diye isimlendirilen bir koloni oluşturdular. Aynı yıl Rusya'da "Chibbath Zion" (Siyon Sevgisi) olarak bilinen bir hareket ortaya çıktı. Bu hareketin taraftarları "Choveye Zion" (Sıyon'u Sevenler) adında bir dernek kurdular ve Filistin'e yerleşme ve İbraniceyi diriltme fikrim ortaya attılar. Böylece Politik Siyonizm'in ilk tohumlan atılmış oldu. Siyon'u Sevenler Derneği 1890'da Filistin ve Suriye'deki Yahudi Ziraatçı ve Esnafı Destekleme Derneği adıyla resmen tanınmayı başardı. Bu teşkilat Siyon Sevgisi'ni kuranlardan bin ye -mutlaka Filistin'de olmasa da- bir Ulusal Yahudi Vatanı fikrini geliştiren ilk kışı olan Leon Pinskeña liderliği altına girdi.[6][1]


Oluşum safhasında olan bu Politik Siyonizm'e gerek Yahudi çevrelerinden gerekse dışarıdan tepkiler geldi. Bir Yahudi yazar olan Achad Ha'am Kültürel Siyonizm olarak tanınmaya başlayan manevi dirilişi savunarak Politik Siyonizm'e karşı çıkmıştır. Dışarıdan ise , 1888'de Babıali Yahudilerinin Osmanlı topraklarına toplu göçümü yasaklayan mevzuatı getirdi. Bu durum geçici olarak Politik Siyonizm'in gerilemesine yol açtı.[1]


Siyonizm, Arz-ı Mev'ûd ideali ile özdeştir. O da; Tanrı tarafından kendilerine verildiği kabul edilen yerlere, "Siyon" olarak adlandırıldıkları Kudüs'e dönme, o bölgeyi ele geçirip Süleyman Mâbedi'ni yeniden ihya etme ülküsü olarak özetlenebilmektedir. Yahudilere göre bunun gerçekleşmesi, Tanrı'nın bir emridir ve kendi haklarıdır. Kutsal Kitaplardaki ifadeler, Yahudiler tarafından işlenmiş ve geliştirilmiştir. Bundan dolayı o yerler, İsrailoğulları'na göre, gasp edilmiş ve ellerinden alınmıştır. Onlar, gasp edilen bu yerleri almak için her yolu meşru görmüşler ve görmektedirler.[7]



Siyonizm, 1897 Basel Konferansı'yla teşkilatlanmaya başlayan bir ideolojik oluşumdur. Yahudiler bu konferanstan önce de devlet yönetimleriyle irtibat kurarak birtakım siyasi oyunlar çeviriyorlardı. Ancak Siyonist ideolojiye göre teşkilatlanmanın başlamasıyla birlikte bu işi tek merkezden ve daha organize bir şekilde yürütmeye başlamışlardır. Böylece güçlerini ve etkilerini daha da artırmışlardır.[8]


Siyonizm, değişik insanlar için çeşitli anlamlar taşıyan, bulanık ve duygusal bir terimdir. Ancak özünde, Yahudi kimliği ve Yahudilerin diğer uluslararasındaki yerine ilişkin eski sorulara köklü bir yaklaşımı belirtir. Siyonizm için Yahudilik, ne dinsel bir topluluk, ne de çeşitli ülkelerdeki etnik azınlıkların gerçek bir birliğidir; kendi vatanı olan bir halktır. Genel kuralın özgün ve tanımlanamaz bir biçimi değil; dünyanın diğer insanlarıyla eşit, normal bir insandır. Siyonizm, Yahudi Sorunu'nun karışıklığını çözmek için bir yöntem araştıran girişimlerden biridir. Uygulamada ise, Siyonistler bile kavrayamamışlardır. Siyonizm'in ortaya atılmasından sonra bile, Siyonist amaçların hâlâ açık ve herkesçe kabul edilen bir tanımı yoktur.


Siyonist hareket, gücünü ideologların kuramlarından, hatta öncülerin kendilerini feda edercesine çalışmalarından değil; Yahudi düşmanlığının çok gerçek ve yaygın tehdicinden almıştır. İlk Siyonistlerin Araplar konusundaki görüşleri, şaşırtıcı görünmektedir. Bazıları Arapların Filistin'deki varlığından habersiz görünmekte ve yükselen Arap milliyetçiliğini değerlendirmekte çok yavaş davranmaktadırlar.[9]


Siyonizm, aslında, modern ırkçılığın bir çeşidi olarak kabul edilebilir. Günümüzdeki büyük burjuvazi ondan, daha önceleri, Nazizmden yararlandığı gibi yararlanabilmektedir. Bundan öte, bazı yazarların gözünde, [10] Siyonistler de, Naziler gibi, «ırk» kavramına özel bir önem vererek, temelde «anti-Semitik» yaklaşımı benimsemiş, fakat «arı» ya da «üstün» ırkın Teuton değil, Yahudi ırkı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Modern bilimin Yahudilere ırk özellikleri tanımakta olmamasına rağmen, bir yandan ırkçı görüşlere yatkın bazı yazarlar Yahudilerin «içine kapanık Asyalı ve Afrikalı bir yana, ortalama Avrupalıdan daha çalışkan ve daha yetenekli» olduğunu söyler ve «hiçbir ulusa bu derece verilmemiş olan bazı iyi özelliklere sahip olmakla övünebileceklerini» eklerken, [11] İsrail Parlâmentosu Hitler'in ırkçı temellere dayanan pasaportlarını anımsatan kanunlar kabul etmiştir. Knesset'in Mart 1970'de kabul ettiği bir kanuna göre, devlet yalnız Yahudi bir anadan doğmuş ya da Yahudiliği kabul etmiş olanları hukuken Yahudi saymakta, böylece, ortaya «an» ve «arı olmayan» İsrail yurttaşı sınıflamaları çıkmaktadır. Ne var ki, 1970'de kabul edilen bu kanunun dayandığı inanç İsrail'in kurulduğu tarihten buyana yaşamaktaydı. Nitekim, bir yazar Yahudilerin «uygar uluslar İçinde en arı ırk» olduğunu ileri sürüyordu.[12][13]


Medeniyetlerin beşiği Ortadoğu, son yüzyılını karşıtlıklar içerisinde geçirdi. Osmanlı döneminin ilk dünya savaşı ile son bulduğu coğrafya, sonu gelmeyen çekişmelerin odağı oldu. Bölgenin jeopolitik, stratejik ve ekonomik önemi dünyayı yönetme iddiasında olan süper güçleri Ortadoğu arenasına çekti. Bu dönemde ince ince dokunan Yahudi devleti projesi hayata geçirilmeye başlandı.




 


İki dünya savaşının kargaşası İçerisinde Filistin'de iyice artan Yahudi nüfusu, 1948 yılına gelindiğinde İngiltere ve Amerika'nın gölgesinde "İsrail" ismi ile devletleştirildi. Ardından savaşların, katliamların, göçlerin ardı arkası kesilmedi. Beş milyon Filistinli evlerini, yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Müslümanlar, Filistin topraklarında kadın-erkek, yaşlı-genç başlattıklar İntifada'ya kadar, en ağır şekilde sindirilmeye çalışıldı. İntifada, on yıllardır kan kaybetmekte olan Filistin için yeni bir diriliş oldu.[14]

Filistin'de işlenen katliamların ve diğer hak ihlallerinin temel sebebi, SİYONİZM'dir. Siyonizm düşünün hayata geçirilmesi çabaları son yüzyılda ortaya konmuş ve "Halkı olmayan bir ülkeyi, ülkesi olmayan bir halka devredin..." sloganı ile Filistin topraklarında hayat bulmaya çalışmıştır. Bu çabalar 1916 Sykes-Picot Paylaşımı ve 1917 Balfour Deklarasyonu ile resmen uygulama imkânı bulmuştur. Siyonizm, Yahudi ırkını üstün gören ve diğerlerini insan yerine bile koymayan ırkçı bir harekettir. Öyle ki Tevrat'ı değiştiren, peygamberlerini katleden, Hz. Musa Tur Dağı'nda iken buzağıya tapmaya başlayan ve Hz. Yakup'u (haşa) Allah ile güreştiren ve galip getiren ırkçı zihniyet, Yahudilerin tanınması açısından önemli bir ¡p ucudur. Yahudi din ve kültürüne ait olmayan ne varsa yok edilmesini hedefleyen Siyonizmin diğer bir hedefi, Mescid-i Aksa'nın yıkılması ve yerine Süleyman Mabedi'nin kurulması projesidir. Kutsal mescit Yahudilerce yakılmaya, patlatılmaya ve çökertilmeye çalışılmıştır. Arkeolojik kazılar bahanesi ile mescidin altı oyulmuştur. Şimdi tam Mescid-i Aksa'nın altında bir Yahudi ibadethanesi vardır. Siyonizm, Arz-ı Mevud'a ulaşmak için Nil'den Fırat'a bütün toprakların Yahudilerin eline geçmesi projesini de hedeflerken Siyonizm, idealine ulaşmak için her şeyi mubah görür ve gösterir.[14]


Siyonizm'in Hedefleri

- A. Filistin'de;

Bir Yahudi devleti kurulmalı,

Tüm dünyadaki Yahudiler bu devletin tabii bir uyruğu sayılmalı,

Başkenti Kudüs olmalı,

Siyon dağına Hz. Süleyman'ın heykeli dikilmeli bunun için tüm dinler saf dışı edilerek Süleyman mabedi tamamlanmalı,

Yahova'nın emri üzere Arz'ul Mevud' un yani vaat edilen topraklar Nil'den Fırat'a kadar İsrail devletine katılmalı ve bunun için Büyük Ortadoğu Projesi gerçekleşmelidir,

Bunun gerçekleştirilmesi için de modern siyonizmin öncüsü Avusturyalı Teodor Hezl'e (1860-1904) göre önce Osmanlı ve yönetimi yıkılmalıdır tezini savunur. Bir yandan oryantalistler, diğer yandan Siyonistler ne acı ki yıkımda rol oynarlar.

-B. Siyonizm'in ana hedefi dünya hâkimiyetlerinin kurulması için,


Zenginler kulübü çalışmalı ve başta ABD ve İngiltere figüran olarak kullanılmalı,

Yahudilerin üstün ırk olduğundan;

Dünyaya hükmetme haklarının olduğu için,

Diğer milletlerin elit tabakası Yahudi derneklerince bu amaca hizmet ettirilecek,

Bu amacı gerçekleştirmek için gerekli yerlere mason dernekleri kurulacak ve aksi durumlarda yapılması gereken her şey yapılarak korku salınacak ve bunun için şiddete dayalı yönetimler bile kurulacaktır.



-C. Artık dinlerin hükmünün bitmesinden;


Para ve siyasetin ağır basmasından dolayı bu güçler elde tutulacak,

Altın rezervleri bizde olacağından doğacak krizler lehimize kullanılacak,

İslam ülkelerinin parası çeşitli yollardan kasalarımıza aktarılacak,

Müslümanları parça parça edip aleyhimize toplanmalarına izin verilmeyecek,

Yönetimlere tarafımızdan teşhir olmaktan korkanlar getirilecek ki bize bağlı kalsınlar,

Nüfusumuz altındaki ülkelerin mevcut devrim ve inkılâpları desteklenecek ve amacımıza kullanılacaktır. Bunun için gerekli ülkelerin tarihle bağları kesilecektir.

-D. Kullandıkları yöntemler;


Siyasette hile ve riya ( gösteriş ) Siyonizm' e hizmet için şarttır ve bu hileler doğruluk ve fazilet olarak gösterilecek, bunun dışındaki doğruluklar ise enayilik, bir rezalet ve gericilik olarak değerlendirilecek,

Toplumlar eğlenceye itilecek ve erkekler, kadınlar, öğretmenler, öğrenciler ve hizmetçiler bu eğlenceye çekilecek ve bu kayış bize hizmet ettikçe normal sayılacak,

Eşitlik, kardeşlik sloganları ile üst tabakanın bize katılımı sağlanacak, böylece liderler, resmi atamalar ve seçimler bizim etkimiz altında olacak,

Etkin ve yönlendirici bir basın-yayın gücü olacak, gündemi biz oluşturacağız, böylece halk istenilen yöne çekilecek,

Gerektiğinde yönetenlerden halkın desteği çekilecek, böylece liderler koltuklarını kaybetmemek için bizim derneklerimize sığınacak,

Mazlumlara kurtarıcı gibi bir rolümüz olacak, onları saflarımıza çekerken ve gizli gücümüz korunurken egemenliğimiz de güçlenecek,

Tüm dengeler arasına her fırsatta düşmanlık sokulacak ve bu gerilim ve kutuplaşma gruplardan ta devletlere kadar uzanacak ve barışa fırsat verilmeyecek,

Halkın kendine gelmemesi için yeni sürtüşmeler çıkarılacak,

Kalplerinden imanı ve Kur'an' ın ideallerini çıkarıp kalplerine öncelikle dünya sevgisi ve çıkarcılık yerleştirilecek,

Toplum doğru düşünemez hale sokulacak,

Toplumda çelişkiler ve şehvet en ön plana çekilecek, zamanla duyguları adeta taşlaşmış olacak, günü birlik insanlar oluşturularak yığınlar güçsüzleştirilecek,

Basın, sanayi ve ticaret daima elimizde olacak ve bizimle rekabet edenler iflas ettirilecek,

Toplu olan her şey mahvedilecek ve buna üniversiteden başlanacak,

Bize ters düşen yayınlar rekabet veya şaibeler ile kapatılacak veya ele geçirilecek,

Gazete ve dergilerimiz bize hizmet edecek, bize ters düşen haberleri çarpıtacak,

İçimiz dışarıya vurulmayacak,

Yolumuza çıkanlara hoşgörülü olunmayacak,

Rakibimiz olabilecek olanlar lüks, konfor, oyun ve eğlenceye, seks ve uyuşturucuya itilecek ve bizimle mücadeleye güç ve fırsatları olmayacak,

Bize kimsenin direnemeyeceği fakat tüm ülkelere uzanan ve etkileyen gizli yönetimlerimiz ve yüksek hükümet idaremiz olacak,

Bize karşı gelenler ya hapis olacak, ya da kaybolacak,

Akraba ve aileler bir nevi parçalanacak ve herkes kendi başına buyruk olacak vs.

-E. Gizli veya açıkça tüm iktidarları ele aldığımız gün Yahudilikten başka din bulundurmayacaktır.

Theodor Herzl 


-F. Birinci Dünya Savaşı'ndan beri Filistin dramına, 21. yy. da Afganistan ve Irak savaşına tüm dünyanın karşı gelmesine rağmen kimsenin engelleyememesi, tüm dünya toplumlarını ilgilendiren genellikle fırtınalar koparan, her fırsatta İslam' a leke getiren bu faili meçhul olayları anlaşılan o ki devletler üzeri ve uluslararası karanlık gizli bir güç yönlendirmektedir. Bu karanlık gücü ve işleri önce ya Siyonizm' de ya süper güçlerin gizli örgütlerinde ya da ekonomik ve siyasal çekişmelerinde aramalıdır.


Not: Her milletin ve her ideolojinin bunlara benzer idealleri vardır ve olabilir ama bunlar ya gerçekleşir ya da gerçekleşmez ama bir şey var ki Yahudiler;


Hahamlarını dinlemekten,

Kendilerini çok üstün ve yenilmez efendi görmekten,

Egoistlikten vazgeçerek

Keşke gerçekten insan hakları ve özgürlükleri için çalışsalar;

Kendileri de, insanlık da fayda görecek, yarınlara daha güvenle bakacaktır.


Oysa;


Hahamlarının yolundan gittikçe,

Gizli planlar yaptıkça,

Kötülüklerin ve bozguncuların arkasında oldukça,

Filistin ve diğer yerlerde katliamlar sürdükçe,

Mazlumların öfkeleri biriktikçe,

Müslümanlar ve diğer insanlar uyandıkça, güçlendikçe ve nefretleri de arttıkça,

Yahudiler yalnızlaştıkça ve saldırmalarına rağmen kayıp verdikçe;

"Üstün değil miydik, hiç mağlup olmayacaktık, nasıl olur da çark geri dönüyor?" diye sarsılırsa mağlubiyetleri hızlanır, dünya ve ahiret ümitleri iyice kararır, haham ve öncülerinin de panikleri artacaktır. Unutulmamalı ki bunlar yanıldıklarını dünyada görmeseler de ahirette göreceklerdir.


İyi niyetli Yahudilerin çabuk uyanması için, Filistinli Müslümanlar, her şeye rağmen cihatlarını öfke nedeniyle kan davasına dönüştürmemeli, tebliğe ağırlık vermelidir. Kişilikli, kimlikli ve ekonomik bakımdan güçlü oldukça Siyonist ve Haçlı idealleri hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Ayrıca İsrail'in Filistinlilerle kendi arasına yaptığı utanç duvarı bile bir noktada İsrail'in güven arayışının ve tıkandığının bir göstergesidir.[15]


Kaynaklar

[1] Arş. Gör. Ayhan Döner (Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Devletler Umumi Hukuku), "Tarihi Süreç İçerisinde İsrail Devlet Modelinin Ortaya Çıkışı", http://hukuk.erzincan.edu.tr/dergi/makale/1997-2.pdf

[2] David A. Harris (Amerikan Yahudi Komitesi Genel Müdürü), "İsrail ve Arap-İsrail Çatışması: Kararsızlar için Kısa bir Rehber", www.ajc.org/atf/cf/{42D75369-D582-4380-8395-D25925B85EAF}/GuideForThePerplexed_Turkish.pdf

[3] Alan R. Taylor, "İsrail'in Doğuşu", (çev. Mesut Karasaban), Pınar Yayınları, İstanbul, 1992, 8.13

[4] Selim Amado, "İsrail Devleti ve Holocaust (Shoa)", Bülten Dergisi (היכרות יאצוי תודחאתה), İsrail'deki Türkiyeliler Yayın Organı, Mayıs 2005, sayı:23, s.2.

[5] Türkkaya Ataöv, "Filistinn Sorununun Aramdaki Gerçek: İsrail'in Kuruluşuna Kadar", AÜSBFD, S.25, 1975, s.32.

[6] Taylor, a.g.e., s.15

[7] Doç. Dr. Abdurrahman Küçük, "Yahudilik'te Arz-ı Mev'ud Anlayışının Boyutları", dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/777/9939.pdf

[8] "Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm", Ocak 2005, www.altinisik.org/projedosya/Gizli Dunya Devleti ve Siyonizm.pdf

[9] E. Montet, A. Lods, A.S. Rappoport, R. Garaudy, "Tarihte ve Günümüzde Siyonizm ve Yahudilik", Örgün Yayınevi (Kültür Dizisi, Tarihte ve Günümüzde Serisi), Ocak 2006, ISBN: 975-7651-46-x.

[10] Örneğin, M. Cohen, The Faith of a Liberal, New York, 1946, s. 328.

[11] Max Nordau to His People, s.73, 92.

[12] Nimm Sokolow, History of Zionism, C.I, s. 1S9.

[13] Doç. Dr. Türkkaya Ataöv, "İkinci Dünya Savaşı'nda Siyonizm'in Faşizm'le İşbirliği", dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/416/4583.pdf

[14] "Filistin: Siyonizm Düşüncesinden İşgâl Gerçeğine", İ.H.H., kutuphane.tbmm.gov.tr:8088/2005/200500180.pdf

[15] www.abdullahcicek.com/?sayfa=oku&i=a&mNO=MTM3&B=siyonizm-in-hedefleri.htm

Yorum Gönder

0 Yorumlar